Reklamı Kapat

İhvân-ı Safâ’nın dinleri birleştirme ve mezhepsizlik teşebbüsü

Basra’da miladi 10’uncu asırda “İhvân-ı Safâ” adında Zeyd b. Rufaa liderliğinde teşekkül eden felsefi cemiyet “mezhep taassubundan uzak durulmasını öğütlemiş, inancın bir seçim işi olduğunu, kişinin dine inanmaya mecbur tutulamayacağını” iddia etmiş ve “dinlerin birliği” fikrini savunmuştur.

İhvân-ı Safâ “Kardeşlerimizin ilimlerden hiçbirine düşman olmamaları, hiçbir kitabı hor görmemeleri, mezheplerden hiçbirine önyargı ile bakıp taassuba düşmemeleri gerekir. Çünkü bizim görüş ve mezhebimiz bütün mezheplerin görüşlerini kapsar ve bütün ilimleri kuşatır” görüşünü benimsedikleri için hem dinleri birleştirmeye teşebbüs etmişler hem de mezhepsizliği körüklemişlerdir.

Eski Yunan, İran ve Hint düşünürlerinden beslenerek risâleler yazan, Hermetizm ve Sabiîlerin öğretilerinden etkilenen “İhvân-ı Safâ Teşkilatı”, bu yolla yayılmayı denemiş, Yeni Eflatunculuk görüşünün etkisinde kalmışlardır. Abbasi devlet yönetimince takibata uğrayan bu gizli ve sinsi hareket, önce Mısır’a, sonra Fas ve Endülüs’e kadar yayılmıştır. Bugün bazı İslâmcı geçinen kişilerin İhvân-ı Safâ’yı İslâm felsefesi şeklinde takdim gayretleri, dinde reform arzularının dışa vurumu olsa gerektir.

Ali Nar Hoca, “Diyalog Fitnesi Kahire’de Düğümlendi” makalesinde İhvân-ı Safâ’nın gayesini şöyle açıklar: “Hedefleri üç dini birleştirmektir. Tabii bu da ikinci bir paravan! Asıl gaye, İslâm’ı tökezletmek. En azından, öbür din mensuplarını saldırtmak, bir yandan da “Dinlerin özde birliği” vakıasını basamak yaparak Müslümanların gönlünü bulandırmak, Cihad fikrini yıkmak” (Dinlerarası Diyalog Fitnesi, 2006)
İhvân-ı Safâ’nın, mezhep taassubundan uzak durulması öğüdü zaman içinde güçlenmiş ve günümüzde “mezhepsizlik fitnesine” dönüşmüştür. Mezheplerin devre dışı bırakılmasından sonra, sıra sahabe efendilerimizin harîm-i ismetlerine dil uzatmaya kadar varmıştır. ABD’de Rand Corporatıon adına hazırlanan Civil Democratic Islam/Ilımlı İslâm adlı raporda The Hadith Wars/Hadis Savaşları başlığıyla hadislerin ayıklanması gerektiği savunulmuştur.

İhvân-ı Safâ tarafından “dinleri birleştirme” fikriyle başlayan, sonra bu başarılamayınca “dinlerararası diyalog”a evrilen, bu da başarılı olamayınca mezhep, sahabe ve hadis düşmanlığıyla beslenerek “Kur’an Müslümanlığı”na evrilerek nihayet “Peygambersiz bir İslâm Projesi”ne dönüştürülen anlayış, aslında “Holistik İslâm” düşüncesinin zemininden başka bir şey değildir.

Kur’an-ı Kerim’in açıklamasını Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in tasarrufundan alıp kendilerine layık gören oryantalist kafalılar, aslında bununla kendi din anlayışlarını ortaya koymak istemektedir. Herkesin kafasına göre Kur’an-ı Kerim’i yorumladığı, Hadislerin delil olmadığı bir kaos ortamı “Holistik din” anlayışının gelişmesi için en uygun zemindir.

Miladi 10’uncu asırda başlayan ve günümüzde tehlikeli bir boyuta taşınan, kuralsızlıklar dini oluşturma ve nihayet bu kuralsızlıklar içinde batıl dinlerle hak din çizgisinin birbirine karıştığı kaos ortamını oluşturmayı hedefleyen bozguncular, bu hedeflerine ulaştıktan sonra “holistik/bütünselci” bir din anlayışını başarmış olacaklardır.

Kur’an-ı Kerim’in “Allah indinde din İslâm’dır” (Al-i İmran, 19) ve “O (Allah), müşrikler hoşlanmasalar da (kendi) dinini bütün dinlere üstün kılmak için Resulü’nü hidayet ve Hak din ile gönderendir” (Tevbe, 33) hükümlerinden rahatsız olan bozguncular, tarih boyunca mümkünse İslâm’ı değiştirmek, buna güçleri yetmezse Müslümanların din anlayışını değiştirmek için uğraşmışlardır. Bu bozguncuları Kur’an şöyle tarif eder: “Onlara ‘Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın!’ denildiği zaman ‘biz ancak düzelticileriz’ derler” (Bakara, 11).

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Siyami Akyel - Mesaj Gönder



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Covid-19 aşısı bulunursa yaptırır mısınız?