Kayıp Nesiller

Her insan okunmaya değer bir eser gibidir ve okunacak her eser acıyla neşeyi aynı satırlarda barındırır. Kimse okunsun istemez eserini, gizli tutar, saklar ve sırlarıyla birlikte gömülmek ister. Acının sürüklediği hayatlar vardır bir de. Hain bir el tarafından katledilen o insanlar vefatlarından sonra acılarıyla girerler hayatlarımıza ve vicdanlara dokunan hikâyeleri ile kazınırlar hafızalarımıza. Tıpkı geçtiğimiz günlerde sosyal medyada karşılaştığımız ve dizlerimizi döverek takip ettiğimiz 21 yaşında cinayete kurban gittiği düşünülen genç kız gibi. Yanlış yola sapmış deyin, kandırılmış deyin, ebeveynini dinleseydi deyin ne derseniz deyin ama genç kız üzerimize boca edilen kokuşmuş bir kültürün kurbanı ve artık hayatta değil. O nedenle yaşamının baharında hayata veda eden o çocuğu suçlamak yerine çocuklarımızı hedef seçen fuhuş çetelerine, soysuzlara ve vicdanını kaybetmiş canilere karşı neden set oluşturamadık, onları öz değerleri ile neden tanıştıramadık diye sorun ve asıl suçlunun biz erişkinler olduğunu itiraf etmekten kaçınmayın.

Suçlu benim.

Suçlu sensin.

Suçlu biziz.

İddialara göre 21 yaşındaki genç kız ailenin rızası olmadan evinden uzaklaşıyor ve bir mekânda çalışmaya başlıyor. Burada tanıştığı bir kişi ile yakınlık kuruyor ve bu kişi tarafından ağır işkencelere maruz kalıyor, eline geçen paraya el konuluyor, tehdit ve şantaj yapılıyor ve şiddetin her türlüsüne maruz kalıyor. Genç kız arkadaşlarına bu kişi tarafından ölüm tehditleri aldığını söylüyor ve bu itirafından birkaç gün sonra da genç kız evinde kendini asmış olarak bulunuyor. İddialara göre genç kız kendisine zulmeden kişi tarafından öldürülüyor ve intihar süsü verilerek duvara asılıyor. Olayın yankıları devam ederken şiddet, şantaj, tehdit ederek kadınlar üzerinden para kazanan ve bir yerde mafyalığa soyunan bu kişi elini kolunu sallayarak geziyor ve vahşi tavırlarını sürdürmeye devam ediyor.

Birkaç sapık üzerinden yola çıkılarak tarikatların, Kur’an kurslarının ve dini hassasiyet taşıyan kişilerin gözden ve gönülden düşürülmeye çalışıldığı bir süreçte ne acıdır ki, 21 yaşında bir genç kızın düşürüldüğü bataklık kimsenin dikkatini dahi çekmiyor. Ailelerinden koparılan ve gayr-i ahlaki fiillere zorlanan, suç odaklı kişilerin mantar gibi türemeleri kimsenin umurunda değil. Çocuklarımızı bekleyen tehlikeler dikkat dahi çekmiyor. Fakat sapık bir adamın taciz iddiaları üzerinden bütün dindarlar zan altında bırakılmaya çalışılıyor. Buradaki asıl niyet belli ki üzüm yemek değil bağcıyı dövmek…

Sapık bir kişinin dini kullanarak bilinçsiz kitleleri peşinde sürüklemesine ve çocuklarımızın masumiyetini sömürerek, onları taciz etmesine elbette hepimiz tepkiliyiz ve bu konuda gerekli müeyyidelerin uygulanmasını yürekten arzu ediyoruz. Ancak maksat bağcıyı dövmek olunca olay burada bitmiyor, dini simgeler, dini çağrıştıracak öğeler suç unsuru olarak gösterilmeye çalışılıyor.

BİLİNÇSİZ KİTLELERİN HANDİKAPI

Kötü kimde ya da nerede tezahür ederse etsin, haram olan bir fiil hangi kişinin hangi grup ya da camianın icraatlarında vuku bulursa bulsun kötüdür, haramdır, habistir. Fakat acaba hemen her fırsatta Müslümanları kötü ilan eden zihniyet çocuk yaşta kandırılıp içkili mekânlara, gayr-i ahlaki ortamlara pazarlanan, cinayete kurban giden genç kızların sorunlarını neden gündeme getirmezler?

Eğlence adı altında yaygınlaştırılan fuhuş, kumar, alkol, şiddet gibi fiillere neden tepki göstermez, tuzağa düşürülen, köleleştiren çocukların çığlıklarına neden kulak vermezler? Kandırılan, aileden koparılan ve fuhuş bataklığına düşürülen kadınların seslerini neden duymaz ya da duyamazlar?

Eğlence sektörü adı altında işleyen mekânlarda üretilen şiddet, tehdit ve ahlaki kokuşmuşluğu neden dile getirmezler?

Bir sapığın bir çocuğu tacize yeltenmesini hiç birimiz kabul edemeyiz, etmemeliyiz ve böyle bir şeye cesaret gösteren kişinin hak ettiği cezayı alabilmesi için olayın takipçisi olmalıyız, olmak zorundayız. Fakat niyetleri bağcıyı dövmek olan kişiler bu olayı gündeme getirilirken asıldan uzaklaşıp iki çarpık anlayış sergiliyorlar: Birinci husus sapık bir kişinin nezdinde İslam’a ve Müslümanlara karşı kara propagandanın yapılması, ikinci husus ise aynı hassasiyetin çocuklarımızı kaçıran ve tuzağa düşüren ahlaksızlara karşı gösterilmemesi.

Küresel zihniyetin etkisinde kalan bilinçsiz kitleler farkında olarak ya da olmayarak bir kişinin işlediği cürümü bütün Müslümanlara mal ederek karalama kampanyası yürütmekteler. Fakat ne kadar çamur atsalar da altın değerinden bir şey kaybetmez. Zira İslam insanca yaşamanın yegâne garantisi, bütün varlık âleminin en ideal düzeyde uyum ve düzenini sağlayan ilkeler bütünüdür.

İslam hiçbir din, dil, ırk ayırt etmeksizin bütün insanların can, mal, akıl nesil ve inanç özgürlüğünü temin eden kuşatıcı ilkelere sahiptir. Kur’an, temel hak ve hürriyetlerin dokunulmazlığını, ihsan ve itkan bilincinin tesisini ve varlık âleminin her zerresine adaletin ulaşmasını sağlayacak ilahi bir mesajdır. Bu ilahi mesajın gölgesinde doğup büyüyen bizler rehavete kapılmamalı, dikkatli ve rikkatli olmak zorundayız.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Fatma Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Serkan - Allah razı olsun Allah’a emanet olun inşallah

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 20 Eylül 11:28


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Covid-19 aşısı bulunursa yaptırır mısınız?