Reklamı Kapat

Olgu ve ilke uyumu

Olgu ile ilke kavramlarının farkı dikkate alınmadığı takdirde, başka kavram farklılıklarında da olduğu üzere, doğru düşünce ve sonuçlara ulaşmak anlam...

Olgu ile ilke kavramlarının farkı dikkate alınmadığı takdirde, başka kavram farklılıklarında da olduğu üzere, doğru düşünce ve sonuçlara ulaşmak anlamlı olmaz. Düşüncenin anlamlı olup olmadığını birtakım ilkeler veya kurallar ölçeğinde tespit ederek değerlendirmek durumundadır insan. Düşünme yetisi, insan olmanın bir gereğidir, dolayısıyla insani olgu olarak nitelendirilebilir. Ama düşünme yetisini, aynı zamanda gücünü belli kurallar çerçevesinde kullanmaya başladığımızda, farkında olalım ya da olmayalım bazı ilkeler söz konusu olmaktadır. Bu ilkelerin nerelerden kaynaklanıp beslendikleri, elbette önemlidir, ama bunların içini doğru bir şekilde doldurmadığınız takdirde verimli, yararlı ve anlamlı bir sonuca ulaşmanız mümkün olmaz.

Öyle görünüyor ki, olgulardan söz etmenin, değerlendirmenin ve yorumlamanın kendiliğinden anlamlı olduğu biçiminde, farkında olunmayan bir tutum giderek ağırlık kazanmakta gibidir. Yani, “yağmur yağıyor” diyen birinin sözünden, tarım ürünlerinin bol olacağı, kentlerin susuz kalmayacağı, havaların serinleyeceği vb gibi sonuçları da ifade etmiş olduğu yargısına kolayca varılmaktadır. Oysa aslında sadece meydana gelen bir doğal olgu bildiriminde bulunulmuştur. Yağmurun yağması, doğrudan insanın istek ve iradesiyle bağlantılı değildir. Tarım ürünlerinin bol olacağı yargısına varmak, birtakım kuralları, kısacası ilkeleri göz önüne almayı zorunlu kılar. Çünkü mesela tam ekinin biçime geldiği zamanda yağmurun yağması beklenmedik zararları beraberinde getirebilir. Yağmur sularının akabileceği vadileri, dereleri, yatakları rasgele ortadan kaldırmışsanız, öngörülü davranmamışsanız, beklenmedik sonuçlar ile karşılaşabilirsiniz. Çünkü gözetilmesi, uyulması gereken herhangi bir ilkeyi dikkate almamış, belki de hiç hesaba katmamış olmanız söz konusudur. Geçmiş yıllarda şiddetli bir yağışla baskınlar, yıkımlar, zararlar meydana gelmesi üzerine bir yönetici “yağmur yağdı böyle oldu” şeklinde bir beyanda bulunmuştu. Olguyla ilkenin kavranılmadığını göstermesi bakımından çarpıcı bir “laf”tan öteye anlam ifade edebilir mi bu?
Düşünmenin ve duyarlığın sağlıklı, doğru ve verimli olabilmesi ve bu bağlamda sonuç doğurabilmesi için birtakım ilkeleri, kuralları gözetmesi, onlarla uyum içinde olması şarttır. Aksi takdirde, kendiliğinden bir “rahmet” olan yağmur gibi, düşünme ve duyarlık yetisi, yani insani olgu verimsiz, hatta yıkıcı bir nitelikte tezahür edebilir.

Örneklendirme yaparak irdelemede bulunulabilir. Avrupa’nın ortasında yer alan İsviçre, öyle geniş tarım arazilerine sahip değildir. Güzel manzaralar veren dağlar ve göller elbette bir değer ifade ederler, ama orada yaşayan insanların toplulukların hayat ve refah seviyelerini tek başlarına sağlamaktan uzaktırlar. En fazla küçük el sanatları gelişmiştir, bunlar içinde saat sanatı öne çıkmıştır. Ülkede yaşayan nüfus da mütecanis değildir. Bir kısmı Alman, bir kısmı İtalyan, diğer bir kısmı da Fransız. Yani German, Latin, Frank kökene sahiptir. Din Hıristiyanlıktır, ama Katoliklik yanında Protestanlık ve onun türevleri mezhepler şeklinde birbirinden oldukça farklıdırlar. Yönetim biçimleri de farklılıklar içerir, kanton olarak adlandırılan birimler genel bir çerçeve içinde kendine özgülüklerini korurlar ve sürdürürler. Gelir dağılımı, refah seviyesi, yaşayış tarzları ortak ilkeler temelinde birey olarak insan ve toplumun birlikte yaşama imkânına geniş bir alan açabilmektedir. Karşılaştırma bakımından Ortadoğu’nun aslında özgün olması gereken Lübnan’ını alalım. Tarihi, kültürü, coğrafyası, iklimi, herhalde İsviçre’den farklıdır, ama birçok artılara sahip olduğu su götürmez. Gelgelelim, onlarca yıllardan beri Lübnan kargaşanın, şiddetin, kan ve gözyaşının iç içe geçtiği, birbirini türeten bir sürecin mekânı olmaktan başını alamamaktadır.

Anadolu’yu elbette bu iki ülkeyle kıyaslamak anlamlı olmaz. Ne var ki, bütün imkânlarına, yeteneklerine göre, ne İsviçre’dir, ne de Lübnan’dır, ama kendi imkânlarının verimi midir? İşte, bu kuşkuludur. Açıkçası olgu ve ilke uyumu içinde midir?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Serkan - Allah razı olsun Allah’a emanet olun inşallah

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 16 Eylül 19:02


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Covid-19 aşısı bulunursa yaptırır mısınız?