Reklamı Kapat

Sakın kader deme!..

Her şeyi kendi öz malı bilip kullananların dilinde madara edilmiş cümlelerden biri olsa da bahis üstadın varlığına ve hatırasına saygıyla ‘kaderin üstünde bir kader’den söz ederek açılabilir. Ancak şimdiki zamanda talan edilenler yahut diğer tarafıyla ganimetler zümresinden addedilecek hiçbir cümlenin hafifliği gönüllere düşürülen ağırlıkla örtüşmeyecektir. Benliği tahammüle zorlamak, sonra katlanan bir bıkkınlıkla bitmez tükenmez bir sabrın eteğine tutunmak yazılmıştır inananlara. Böylece kötülüğün karşı kıyısında inandığımız kadar ve güvendiğimiz şekliyle kadere boyun eğerek yaşamanın, öylece de ölmeyi ummanın gönenciyle duraklarız.

Bir acıyı icbar edenler mağdurun yüzüne ‘kader’ demekten çekinmezler. Birkaç örneği gösterilebilir ki bunlardan birisi, belki en önemlisi Sinem Yıldız’ın kepenk kapatan Flash Tv’de yayınlanan Ne Çıkarsa Bahtına isimli evlendirme programında Sefer Bey’in iki karısını öldürüp üçüncü bir eş aramak için, “Kader dolayısıyla” repliğidir. Kaçırıp evlendiği ilk karısının ekmeğini kesip kaderini baltaladığını ifade ettikten sonra kaza sonucu kader kurbanı olarak hanımını öldürdüğünü; Ecevit affıyla 14 yıl sonra dışarı çıkıp, başka biriyle evlenip onu da öldürdüğünü söyleyen terminatör Sefer Bey, öldürmek, şey evlenmek için bir üçüncüsünü aramaktadır. Ama ararken attığı tirat dillere destandır: “Neden öldürdünüz?” “Kader dolayısıyla…”

Steven Spielberg’in 1988’den 2006’ya kadar tam 18 yıl Paris-Charles de Gaulle Havalimanı’nda yaşayan Mehran Karimi Nasseri’den esinlenilerek 2004 yılında çektiği The Terminal filminde Viktor Navorsky (Tom Hanks) uçuş görevlisi Amelia Warren’a (Catherine Zeta-Jones) Napoleon’un karısı Josephin’e düğün hediyesi olarak bir çeşme hediye ettiğini anlatır. Amelia ise düğün hediyesinin altın bir madalyon olduğunu ve içinde “kader” yazdığını söyler. Krokozya kurtulmuştur, Viktor’un terminalde bekleyişi bitmiştir, New York’a girebilecektir ama Amelia da gitmiştir. Tüm gidişler, ihanetler, terk edilişler bir anda kader oluverir.
İnanmayıp istismara soyunanların dilinde kader, insanların kaderini elinde bulunduran yegâne varlığa karşı iftiradır. Evlerini ve akrabalarını sele veren insanlara, “Biz kaza ve kadere inanan insanlarız” nutku çekmek buna örnek verilebilir.

Aslında inandıkları, o insanların kaderini kendilerinin şekillendirdiği sanrısıdır. Nitekim dere yatağını beton yığmak suretiyle kurutmak, derenin aşağısını imara açmak, insanların mesken yapmasına fırsat vermek hep aynı iradenin ürünüdür. Apansız geliveren sel hepsini silip süpürdüğünde ise zorlama bir kader inancına işaret edilir. Böylece kimse üstüne suçlama bulaştırmamış, kazayı ve kaderi aklınca savuşturmuş olur. Mukabilinde bestesi Ali İhsan Kısaç‘a, güftesi Kemâl Yarbaykoç ve Ali İhsan Kısaç‘a ait olan; Hicaz makamı, Düyek usûlündeki, “Kader diyemezsin sen kendin ettin” isimli şarkıyı hatırlatan olmaz. Derelerin HES’e, insanların sele yahut depreme, olmadı maden göçüğüne kurban gitmesi kader oluverir.
Uzun yıllar cezaevinde kalmak ve kendilerini kader mahkûmu olarak görmek hususunda Mert Baykal’ın yönettiği Pardon filminde Muzo’nun (Rasim Öztekin) tribi ayrı ama daha gerçekçi bir kader anlayışını diri tutar. Muzo, Aydın’a (Ali Çatalbaş) hitaben: “İbrahim’in salaklığı neden bizim kaderimiz olsun?!” sorusuyla sorumluluğu yahut sorumsuzluğu kadere yükleyenlerin saplantılı inancını ciddi anlamda sorgulamış olur.

Aksi takdirde sorumlu kişilerin sorumsuzluğundan kaynaklanan tüm sorunlar; sel, deprem, virüs, eğitim, trafik, politika vs. her ne var idiyse hepsi belirlenmiş ve inanılan kader neticesinde felakete dönüşmüş kabul edilir. Hatta içine hak ve adalet anlayışını alan insani gereksinimler dahi kaderin cilvesi olarak aleyhe döner. Güçlünün elinde adalet insanları sürüm sürüm süründüren bir silah olmuştur. Ancak güçlüye o gücü bahşeden, muhaliflerine zulmetme hakkı vermiş zannedilir. Dolayısıyla zalim, kendisini mutlak güç sahibinin yeryüzündeki eli sanmak hususunda mazurdur.

Tebaası bildiği insanlara da bir kiloluk çay paketi kabilinden, ‘Kaza ve kadere boyun eğin!’ telkini fırlatır. Elbette sürekli kaybeden ama kaybettiklerinin bir türlü farkına varamayan insanlar, atılan tiribi havada kapar. Kapışma esnasında birbirini ezenler olur. Ezilmeyi kazanım zannedenler başkalarının biçtiği kaderi yaşar. Yaşantı inanca dönüşür; başına ne gelirse Azer Bülbül gibi, “Kaderimdir dedim üzülmedim ki!” şarkısıyla titreyip durur.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İshak Koç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Yusuf Kenan - kader'in manasını şarkı sözlerinde, filim sahnelerinde arayanlar için iyi bir yazı olabilir; ancak Ömer Nasuhi Bilmen (Allah Rahmet Eylesin)'in İslam İlmihalinde "Kader'e İman" bahsinde söylemiş olduğu: "kazaya rıza, makziye rızayı icab etmez" sözünü hatırlayınca da ne kadar boş bir yazı olduğu kanaati hasılolmakla birlikte, sayın yazar istersen sen bi Ömer Nasuhi Hocamın İslam İlmilahile müracaat et. Ve bilmediğin sulara güvenilmeyecek tüplerle (filim replikleri, şarkı sözleri, duvar yazıları...vb. araçlarla) dalma lütfen olur mu?

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 15 Eylül 10:56
02

ishak koç - @Yusuf Kenan 01 nolu yoruma cevabı: Öneriler için teşekkür ederim. Okuduğunuz için de gönlünüze sağlık

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 15 Eylül 13:46


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Covid-19 aşısı bulunursa yaptırır mısınız?