Reklamı Kapat

Yazık oluyor

Son dönemlerde ekonomi haberlerine farklı bir gözle bakmak gerek. Özellikle de meslek örgütlerinin, işadamları derneklerinin ve sektörel birliklerin açıklamalarında çok ciddi uyarılar ve adeta bir “kırmızı alarm” hali seziliyor. Birçoğu “aman siyasi iktidarla aramız bozulmasın” kaygısını gözetse bile, artık gözle görülür hale gelen bazı sıkıntılar da mecburen dile getiriliyor.

Kerameti kendinden menkul 1 Haziran tarihi topluma “normalleşmenin miladı” olarak sunuldu. Devletin bu tutumuna bakan toplumun önemli bir kısmı, her şey yoluna girdi hissiyatına kapıldı. Mührü elinde tutanlar da “her şeyi vatandaştan beklediğinden” ve hazine de turizm gelirine susamış olduğundan mütevellit, ipler gevşetildi, sorunlar, sıkıntılar sona erdi sanıldı. Zaten esnaf, sanatkar, işverene destek kredileri; ücretli çalışanlara da kısa çalışma ödeneği verilmişti. Ancak kağıt üzerinde her şey eksiksiz görünse de bunun böyle olmadığı şimdi çok net görülüyor.

Pandemi dönemiyle birlikte okulların kapanması, özel okullar başta olmak üzere servisçi, kantinci, kırtasiyeci vs gibi sektörleri de hayli sarsmış durumda mesela. Bu kesimler için durum “deniz bitti” noktasında. Aylardır çalışamayana, hiçbir gelir elde edemeyen kurum, kuruluş veya şahıslar, kendi zaviyelerinden bakarak okulların açılması gerektiğini düşünüyorlar. Öte yandan ise, ortada bir halk sağlığı sorunu var ve önümüzdeki süreç, gribal enfeksiyonların da yükseldiği bir dönem olması itibariyle, hayli riskler barındırmakta. Özellikle de turizm geliri uğruna girişilen “erken normalleşme” ve bunun getirdiği “vurdumduymazlık” neticesinde sağlık sisteminin üzerine binen yükün artması, hayli netameli bir süreci işaret ediyor. Bu da okulların açılmasını her açıdan büyük bir riske dönüştürüyor.

AVM’ler, perakendeciler, mağazacılar da istenen cirolara ulaşamamaktan şikayetçi ve yüksek kiraları ödeyememekten muzdaripler.

Diğer taraftan ise, esnafa, sanatkara, işverene sunulan kredi destekleri, vergi ötelemeleri vs gibi desteklerde de Eylül ayının kritik bir nokta olduğu ifade ediliyor. 3 ay boyunca ödemesiz bir dönem vardı, ancak o dönem de bitti ve ödenmesi gereken borçların yanına yenileri de eklenmiş durumda. Ekonomi yönetiminden beklenen, “pandemi olmasaydı yüzde şu kadar büyürdük” gibi afaki şeylere kafa yormak yerine, fiili durumun sıkıntılı hali üzerine düşünmek olsa gerek. Verileri eğip bükerek vatandaşın algılarıyla oynamak değil de, çözüm bekleyen insanlara deva olma zamanıdır şimdi.

Şayet bütçedeki açığı biraz olsun kapatmak ve “dolar baskılamak” için harcanan rezervleri tazmin etmek için turizm sezonu ve bununla ilintili “normalleşme” furyası erkenden başlatılmasaydı, belki de sorunlar bu kadar büyümeyecekti. Kontrollü bir gevşeme ve beraberinde de kamu otoritesinin inisiyatifi vatandaşa havale etmeyip denetim görevini hakkıyla yerine getirmesiyle, belki de bu sıkıntılı hal biraz olsun hafifleyebilirdi. Olumsuz beklentilerin olduğu sonbahar dönemi öncesinde gerçekten de kontrol altında bir tabloyla durum idare edilebilirdi. Piyasalar canlansın, ekonomik aktivite artsın, para dönsün düşüncesiyle erken gevşetilen ipler, 3 ay gibi bir sürede bile önümüze sıkıntılı bir tablo koymaya yetti maalesef.
Ama belki de sorunların en büyüğü ortada bir sorun olduğunu kabul etmeyip, türlü çeşitli algılara oynamak, gerçeği olduğundan farklı takdim ederek siyasi prim kazanmaya çalışmaktır.

Ortada bir sorun olduğunu kabul etmeyip de “V tipi düzelme bekliyoruz”, mevcut durumun kötü olduğunu inkar edip de “en kötüsü geride kaldı” demek çözüme katkı sağlayabilir mi? Ekonomideki son birkaç yıldır yaşanan kriz halini büsbütün pandemi sürecine bağlamak, 2009’daki seviyeye gerileyen (yani reel olarak azalan) 2019 milli gelirini de, pandemi sürecinden önce hedeflenen 140 milyar liralık bütçe açığını da açıklayamaz. Yanlış politikalardan vazgeçmeden, sadece birtakım algılara ve imajlara oynayarak hiçbir şey düzelmez. Pandemi destek paketinin büyüklüğü bilmemne kadar milyar TL diye böbürlenmek kolaydır ama bu “desteklerin” çoğunun faizli banka kredisi olması veya birkaç ay borç erteleme olduğunu da unutmamak gerek. İşte birçok esnaf, sanatkar, işveren için de o borçların ödenme zamanı geldi ve elde avuçta olan bir şey de yok hala.

Ekonomideki krizin nedeni pandemi değildir, pandemi sadece yaşanan şokun derecesini artırmıştır. Nüfus 1 milyon arttığı halde istihdamın 2 milyon azalmasını, sınav veya atama bekleme gibi nedenlerle iş aramayan kişi sayısının 4,5 milyona yükselmesini, TÜİK’in istatistiklerinin ve siyasi söylemlerin ardına saklanarak örtbas etmek de mümkün olmaz. Olan bir şey varsa, o da vatandaşa yazık olduğudur.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Burak Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

02

Tuğra - Yine güzel bir yazı. Anlayana çok şey anlatıyor.

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 15 Eylül 11:16
01

Musa Derman - Mevcut idareciler oldugu müddetce ülke sikintudan kurtulamaz.......

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 15 Eylül 09:25


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Covid-19 aşısı bulunursa yaptırır mısınız?