Şeriatsız tarikat zındıklıktır

Yüce İslam dininin gerek fert ve gerekse toplum hayatını düzenlemek için vaz’etmiş olduğu değişmez ve evrensel ilkeleri, müstakim ve nezih bir hayat sürmenin yegâne dayanağı ve her türden fitne ve istismarın önüne geçmenin biricik yoludur. Bunun için İslam’ın koyduğu ilke ve prensipler bir toplumda egemen olduğu oranda huzur ve mutluluk artar, azaldığı oranda da fitne, kargaşa, hile, tuzak ve anarşi artar.

“Kişiye ancak kendi kazandığı vardır.” (Necm, 39) ayet-i kerimesi ve benzer ayet-i kerimelerin de işaret ettiği üzere İslam esas olarak düzgün bir itikad ile amel yapma vazifesini kişilerin kendilerine yüklemiştir. İslam’da âlimlerin kişilere hak ve hakikati anlatmadan öte bir vazifeleri yoktur. Hatta peygamberler bile böyledir. Nitekim “Senin üzerine düşen ancak apaçık bir tebliğdir.” (Nahl, 82) ayet-i kerimesinde Rabbimiz; Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz’e dahi insanlara etki etme konusunda bir sınır çiziyor.

Türkiye’de laik eğitim sisteminin cahil bıraktığı büyük halk yığınları maalesef dini yönden istismara çok açık bir şekilde ve kulaktan dolma bilgilerle dini hayatlarını devam ettirmektedirler. Bu durum ahlaksızlara fırsat tanımasından daha çok itikadi sapkınlara alan açmaktadır. Örneğin Şiilik, Haricilik, mezhepsizlik, tarihselcilik ve Vehhabilik gibi mezhep ve akımlar çok  rahat taraftar bulmaktadır.

 Zaman zaman ortaya çıkan birtakım din istismarcılarının hezeyanları bilinçli bir şekilde dine tümden düşman olan basın tarafından köpürtülmekte ve İslami kurumların tümünü itibarsızlaştırmak ve karalamak için birer vasıta olarak kullanılmaktadır. Birkaç haftadır gündeme oturan son olayda görüldüğü üzere mahkeme koridorlarında gizli kalması gereken ifadelerin çarşaf çarşaf gazete sütunlarında teşhir edilmesi, televizyon ekranlarında tekrar tekrar yayınlanması yetmiyormuş gibi, bir de sözü edilen zavallı kızcağızın bizzat anne ve babası tarafından teşhir edilmesi, en ince noktasına kadar anlatılması bir akıl tutulmasından başka bir şey değildir. Bütün bunlar aklımıza yeni bir “Fadime -Müslüm tiyatrosu mu oynatılmak isteniyor?” sorusunu da aklımıza getirmektedir. Bu olayın mağdurunun annesi ile röportaj yapıp -çocuk açısından ileride çok büyük travmalar oluşturacak- mahrem  tasvirleri sayfalarına taşıyan odaklar, iş istemek için bir belediye başkanının makamına giden ve orada zorla içki içirilip uyuşturucu verilen ve sonra da haftalarca tecavüze maruz bırakılan, bu da yetmiyormuş gibi, uygunsuz fotoğrafları çekilip medyada teşhir edilen zavallı kadıncağız  ile niye röportaj yapmıyorlar?

Din ile az çok bağı olan herkesin bildiği gibi Rabbimiz, “Zinaya yaklaşmayın.” (İsra, 32) buyuruyor.  İslam çıplaklığı zinaya götüren bir yol olması hasebiyle haram kıldığı gibi, birbirine yabancı olan bir kadın ve bir erkeğin tek başlarına bir odada bulunmalarını -hiçbir ahlaksızlık yapmamış olsalar bile- haram kılmıştır.  Bu açık seçik ortada iken “ben şeyhim” deyip insanların önüne düşen, kadın-erkek ilişkilerine İslam’ın koyduğu sınırları aşan şarlatanların “şeyh” olarak kabul edilmesi din adına utanç vesilesidir.  Bunlar “şeyh” değil, şeytandır. Hatta şeytan bile bunlardan beridir. Bu “müteşeyyihler” ya birilerinin adamı veya meczupturlar. Doğrusu ben, bu  ahlaksızlar konusunda bu iki şık dışındaki bir ihtimali kabul edemem.

Asrımızın manevi önderlerinden merhum Erbakan Hocamızın da şeyhi olan Mürşid-i Kâmil Mehmed Zahid Kotku Hazretleri elli yıl öncesinden şeyhlik iddiasında bulunan şarlatanlara karşı aziz milletimizi şöyle uyarmıştır:

 “Bu devirde birçok kimseler şeyhlik iddiasıyla başlarına birtakım zayıf kimseleri toplarlar. Namaz yok, oruç yok, itikadları bozuk, tesettür yok. Herkesin de pek hoşuna gider. Bu gibi kimseler gökte uçsalar sakın inanmayınız. Cenab-ı Hakk'ın bizden istediği keramet değil istikamettir. Bunun için Yüce Allah “Allah de, sonra da istikametten ayrılma” (İsra, 70) buyurmuştur. Bu ne kadar mühim bir ders-i ibrettir. İstikamet kadar güzel ve kıymetli bir şey yoktur.” (Mehmed Zahid Kotku, Ehli Sünnet Akaidi, 230, Seha Neş.)

İmam-ı Rabbânî (r.a.): "Şeriatsız tarikat, zındıklıktır."  buyurarak gerçekte şeyh olmadıkları halde şeyhlik iddiasında bulunanları zındıklıkla vasıflamıştır.

“Evet, öyledir. Şeriat; yâni Allah'ın emirleri, yasakları, fıkıh, hadis, tefsir... Yâni, Allah'ın ahkâmı... Bunlara uymadan, insan "Tarikat güdüyorum, yürütüyorum." derse; şeriata uygun olmayan, şeriat dışı olan bir şey zaten yanlış bir yoldur. Elbette zındıklıktır, sapıklıktır. Her iş, şeriata uygun olacak!.. Zaten tarikat, şeriattan başka bir şey değildir. Şeriatın ince terazisidir, hassas terazisidir. İnce ölçen, kıymetli tarafıdır, dikkatli tarafıdır. Şeriat temeldir; şeriat olmadı mı, hiçbir şey olmaz!.. Hakikaten zındıklık olur, kâfirlik olur ve insan çok zararlara uğrar. (M.E.Coşan, Güncel Meseleler, 1)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kasadar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Serkan - Allah razı olsun Allah’a emanet olun inşallah

Yanıtla . 1Beğen . 1Beğenme 14 Eylül 23:12


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Covid-19 aşısı bulunursa yaptırır mısınız?