Hiçbir şey sandığımız gibi değildi

Eğitimciler, ruh hekimleri değerler eğitiminin önemine vurgu yapmaya devam etseler de çocuklarımızı bu değerlerle tanıştırmamız gün geçtikçe daha da zorlaşıyor. Zira hayatımızı bütünüyle istila eden bir sanal âlemle karşı karşıyayız ki burada sadece çocuklara değil gençlere ve erişkinlere de nasıl yaşamaları, nasıl hareket etmeleri gerektiği noktasında modeller sunuluyor. İlgili kurum ya da kişiler televizyon, internet ve cep telefonlarının maksadına uygun kullanılmadığında tehlikeye kapı aralayabileceğini ifade etseler ve medya okur yazarlığı eğitimlerine ağırlık verseler de gizil mesajlar zihnimize durmaksızın akıyor.
Küresel güçlerin kontrolünde ve maiyetinde olan medya sektörü bize ait olmayan yaşam tarzlarını evlerimize hatta ceplerimize kadar ulaştırarak bizi dönüştürüyor.

Öyle ki bir zaman sonra eleştirdiğimiz yerden yere vurduğumuz dizi kahramanlarının hayatlarını taklit etmeye ve onlara benzemeye başlıyoruz. Gece üzerimize yavaş yavaş damlıyor ve çok geçmeden karanlığa boyanı veriyoruz. Ve öyle bir hale geliyoruz ki, kimliğimizi, kültürel değerlerimizi, bizi biz yapan öğeleri bir bir atıyor ve başkalaşıyoruz.

Orta yaş döneminin baharını yaşayanlar hatırlar, çocukluk döneminde Red Kit diye bir çizgi roman kahramanı vardı. O dönem ekranlara o kadar aşina değildik ve bu görüntülerin bizi etkileyeceğine ihtimal dahi vermezdik. Ekranlara kilitlenirken eğlendiğimizi ve hoşça vakit geçirdiğimizi düşünürdük. Gerçi bu kahraman bizim hayatımıza, kültürel dokumuza tamamen yabancıydı ama ekranlara kilitlenir ve onun atı ile bütünleşen yalnızlığını anlamaya çalışırdık. Red Kit aileden kopuktu, yalnız gezer, yalnız yaşardı fakat düşmanları Daltonlar kötü kalpli bir aileydi ve ona zarar vermeye çalışırlardı. Nedense bir arada yaşayan aile fertleri kötü figürler olarak resmedilmişti.

Yalnız ve hayvanı ile yaşayan bu kahraman düşmanını alt eder ve galip gelirdi. Sözde verilen mesaj belliydi iyiler kazanır kötüler kaybeder… Olayı aklıselim bir kişinin duyarlılığıyla değerlendirdiğinizde bilirsiniz; kötü elbette baştan kaybetmiştir ve hiçbir zaman kazananlar safında yer almamıştır. Olaya materyalist bir pencereden baktığınızda ise kazanan sadece maddi güce sahip olanlardır ki, nitekim bu gün bunun pratik yansımalarını görmekteyiz. Fakat aileye ve paylaşıma önem veren toplumların zihinlerini bulandıra bilmek için söz konusu film kahramanı aileden kopuk, yalnız fakat iyi biri olarak resmedilmişti.
Bir döneme damgasını vuran Red Kit tiplemesi tam da Batılı insan prototipini ortaya koyuyordu. Zira çocukların bilinçaltına kazınan kovboy ruhsal sorunlara müptela olan yalnız bir kişidir ve insanlardan ziyade hayvanlarla yakınlık kurmaktadır. Hayata katılmak yerine atına atlayıp ıssız yerlere giden ve burada yaşamayı tercih eden biridir o. Red Kit evli değildir, kendisini şefkatle kucaklayacak bir ailesi yoktur ve vaktini atıyla geçirmektedir. Peşinde koştuğu düşmanlar yani Daltonlar ise bir ailedir fakat bir otorite figürü olan anneden çok korkmaktadırlar. Çocuklar düşüncelerini ifade edemiyor, anneye müdahil olamıyor, annenin yanında konuşamıyorlar. Anne ile ilişkiler korkuya dayanmaktadır ki, bu durum aile kavramına negatif bir anlam yüklemektedir.

Acaba diyorum nesillerin bilinçaltına kazınan bu yalnız kovboy aile kurumuna önem veren toplumlara Batılı bir model olarak mı gösterildi. Nitekim uygarlığın anası kabul edilen Batı toplumlarında aile fertleri maddi anlamda istedikleri konfora sahip olsalar da aile bağlarını güçlendiremiyor, yakınları ile duygusal bağlar kuramıyorlar. Çocuklar özgürleşme adı altında yaşamlarının en kritik döneminde aileden kopuyor ve kendilerince bağımsızlaşıyorlar. Ancak bu durum onları ebeveynleri ile ilişkilerinden elde edebilecekleri, sevgi, şefkat, paylaşım, dayanışma gibi değerlerden mahrum bırakıyor. Bireysel hücrelere hapsolan gençler bencilleşiyor ve öteki ile iletişim kurma noktasında yetersiz kalıyorlar.

Aile bağlarını güçlendiremeyen ve fert olarak yaşamaya gayret eden Batı insanı iç dünyasında açılan boşluğu, kopukluğu iyileştirebilmek için kendince çözümler üretiyor ve yakınlık kurabileceği bir hayvan alıyor. Öyle ki bu toplumlarda özgürlüklerinden koparılan ve modern insanın sevgi nesnesi haline gelen hayvanlar adeta insanlaşmaya zorlanıyor. İnsan rolü verilen hayvanlar için özel yiyecekler, aksesuarlar, özel alanlar üretiliyor ve yakınları ile bağlarını koparan insanlar hayvanla yakınlık kurarak doyum elde etmeye çalışıyor.

Görsel ve işitsel medya çağımızın en büyük güç ve iktidar aracı. O nedenle medya sektörünü elinde tutan toplumlar bütün dünyaya yön verebilir, nesilleri istedikleri şekilde yönlendirebilirler. Müslümanlar siyasi, sosyal ve eğitim alanında bu araçları aktif olarak kullanabilmelidirler. Çocuklarımıza kendi tarihi dinamiklerimizden rol modeller sunabilmeli ve kendi kültürel dokumuzu yansıtan mesajlar aktara bilmelidirler.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Fatma Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Serkan - Allah razı olsun Allah’a emanet olun inşallah

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 13 Eylül 12:18


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Covid-19 aşısı bulunursa yaptırır mısınız?