Sen var ol mütercim, tercüman, çevirmen olmasın

“Ama sonuca bakın. İmam Hatip’ten mezun olanlar, bakın karşımıza ne olarak çıkıyor; sahtekar, cinsi sapık, ahlaksız...”

Millî Gazete’mizin internet sitesinden takip etmeye çalıştığım ve ülkemizin üzerinde patlatılan son hasar bombasının piminin çekildiği “Mütercimler cümlesi”dir bu; konuklu bir tv programında söylenen...
AKP insanlarının AKP’li medyada haber olarak duyurduğu “81 ilde” diye başlayan ve “Al gülüm, ver gülüm Dilipak’ım” vezinli icraatlarının benzerinin “Mütercimler için” de yürürlüğe konmasıyla hiç ilgilenmeden yapacağız tahlilimizi.

Maksadımız hak ve adaleti gözetmekse, doğru otursak da, eğri otursak da doğruyu yazacağız, yorumlarımızı doğru yapacağız! Bu bilinsin!

Bir tv kanalının oturumunda söylenmiş ve bizim de “ısrarla” yazımızın başına koyduğumuz bu cümleyi, olayda adı geçen isimleri duyurmadan söylemiş yahut okutmuş olsaydık bugün her evde olan İmam-Hatiplilerimizin ailelerine yakınlarına, ilk akıllarına gelen açıklama yahut anlama cümlesi ne olurdu?
İmam-Hatiplilerin arasından “sahtekar, cinsi sapık, ahlaksız” çıkmasın diyor. Çıktığında diyor, çıkmasından diyor, çok rahatsız oluruz, oluyoruz!

Başka?

İmam-Hatipler, mezunları arasında “sahtekar, cinsi sapık, ahlaksız” kişiler olmasın diye kurulmuş ve böyle olunmaması eğitiminin alındığı okullardır.

“Toplumda İmam-Hatipliler için böyle haberler geldiğinde insanlar İmam-Hatip Okullarıyla özdeşleştiriyor” kaygısıyla konuştuğunu özür dileme ifadesinde özellikle vurgulayan “Erol Mütercimler”i savunmak değil ama ona inanmak zorunluluğumuz varsa, doğruyu, sosyal medya muhabere ve muharebelerinde aramayacağız. Zira çok örneği var bu konunun, önemsemeden yaşayıp geçirdiğimiz yıllarda. İşte oraya da günümüzün örneklerini yollara dizerek varacağız. Çünkü , başımızı yastığa koyduğumuz her gece “Bugün ne yaptın?” muhasebesine mecbur olduğumuz bir inancın insanlarıyız.

“Mütercimler” cümlesinin bomba yapıldığı tepkilere, İmam-Hatiplilerimiz varlıklarını farkettiler, sitemini dillendirenlerin yanında, bakan ve büyükelçi yapılan bir ünlü AKP’linin “makara-bakara” istihzasına yeltenmesine de “isyan” beklemişlerin çokluğu da görüldü.

21. yüzyılın en kanlı haininin adının başa yazıldığı listeleri yayınladılar “Mütercimler”in anlatımında, “İftira ve hakaret içeren itham” gören İmam-Hatiplilerimiz, bunlar İmam-Hatipli mi diyerek...

Aslında böyle bir sorunun acılığını hissetmeli herkes; duygusallığı sadece İmam-Hatiplilerimizden beklemeden. Hatta böyle bir sorunun akıllara düşer olması dahi sorgulanmalı?
Ne yani? Onlar da mı İmam-Hatipli olacaktı?

Fakat bizim soracağımız soru başka. “Görevde, talimde, ayakta, kış yaz” diye bildiğimiz İmam-Hatiplilere bağladığımız umutlarımızın boyutlarını da hatırlatmak maksatlıdır hem.
İmam-Hatiplilerimiz varsa, varken onlar niye varlar?

10 Eylül 2020 tarihli Millî Gazete’mizdeki Doç. Dr. Necmettin Çalışkan’ın “Medya dili ve kışkırtıcı söylemler” yazısından ilhamla, -ki bize bırakmadı “Anır”lı bir tahriri,- şu soru da gündem olursa, savunma kelimeleri nereden bulunacaktır?

Türkiye Cumhuriyeti’nin devlet erkanının da bahis mevzuu edildiği bir program duyurulurken, “Anırkabir” şeklindeki yazılımlarını “yazım hatası” özürü ile geçiştirenler, neden böyle hataları yapmayacak İmam-Hatiplileri oturtmuyorlar klavyelerin başına, diye bir hesaba durdurulduklarında?

Geçmişte yaşanan örnekleri de yazacağız demiştik; “Mütercimler”in bulunduğu yerin özelliklerini de hatırlatarak hem de...

Geçen haftaki yazımızda bir kısmını işlediğimiz “Yasssıada” haksızlıklarına, halkımızın tepkisini önlemlek görevi verilmiş bir NATO ajanı solcunun (E.G.Sandalcı) DP’lileri hiçbir delilleri olmamasına rağmen nasıl suçladıklarını anlatan yazısından bir paragrafın özellikle okunmasını istememizin sebebi, İmam-Hatiplilerimizi emellerine alet etmeye çalışanların merkezinden insanlarımızı haberli kılmaktır.
“Duruşmaları gerek salonda, gerek basında ve gerekse radyoda can kulağı ile dinledikten sonra, düşüklerin ve avukatlarının döktükleri dillere, takındıkları acındırıcı pozlara aldırmayarak suçlarını soyut olarak göz önüne getirmeye çalışalım.

Yassıada’da duruşması yapılan düşükler, o yüksek mahkemenin huzuruna tesadüflerin çıkardığı bir takım zavallı şanssız ve bedbaht kimseler değillerdir. Bunlar bütün bu cürümleri bilerek, kasten ve sonuçlarının ne olacağını tahmin ederek işlemişlerdir. Zira ne deli ve ne de aptal olduklarına dair elimizde en ufak bir belirti olmadığı gibi, hemen her birinin elinde de üniversitelerimizden birinin diploması bulunmaktadır. Bunlar geceleyin girdikleri bir evde tesadüfen yakalanan hırsızlar değil, milletin ve saçı bitmedik yetimin hakkını çalan hırsızlardır.

Bunlar, ellerinde bulunan silah tesadüfen patladığı için kaatillik suçu ile yargılanan bir zavallı değil bir çok Türk gencinin katledilmesine sebep olan şuurlu kaatillerdir. Bunlar tesadüfen attığı sapan taşile cam kırdığı için yargılanan mahalle çocukları değil, memleketin muhalefet partisi liderinin başına taş atarak öldürmeğe teşebbüs eden vatan hainleridir. Bunlar hasta çocuğuna ilaç parası bulmak için rüşvet alan zavallı bir memur değil, milyonlarını artırmak gayesiyle, milletin rızkını çalan gasıplardır.

O halde bunlara acımak niye?”
Oluşturdukları o geleneğin bugün bir elemanı sayılabilir mi “Mütercimler” bilmeyiz ama, “Arka bahçe” mucidi Yalçın Doğan’ı anmazsak olmaz.

1996 yılının Kasım’ında Milliyet gazetesinde “İmam-Hatipler gerçekte RP’nin arka bahçesi!” ifadesini kullanan Yalçın Doğan bu cümlesiyle Mesut Yılmaz ve Ecevit gibi siyasetçilere yıllarca kullanacakları malzeme verirken ve 4+4+4 eğitimine zemin hazırlarken, acaba asıl hedef (o böyle kullanılarak) milletten saklandı m?
Asıl hedef, yani milletin çocuklarını, İmam-Hatiplerin suçlanarak FETÖ’nün kucağına ve ocağına atılması, yönlendirilmesi...
RP’nin arka bahçesinde olmak tanımına daha işin başında ve hemen itiraz etmeyenlerin en ünlü İmam-Hatiplisinin düşüncelerini saklamasına biraz sonra geleceğimizi belirterek, yazalım o cümle hakkındaki kanaatimizi.

“İmam-Hatipler RP’nin arka bahçesidir” cümlesinin üretimine, Yalçın Doğan adıyla maruf bir solcu gazetecinin zekasının yeterli olmayacağını bilenlerin delili, Aydın Doğan tv’lerinde FETÖ’yü konuk ederek “Gitsinler” programlarında görevli kılınmasıdır.

Aranan, İmam-Hatip gençliğinde kompleks oluşturacak bir slogandı. Öyle bir slogan olmalıydı ki bu, derenin kuşlarının katliamında da işlerine yaramalıydı.
FETÖ’nün Türk gençliğini avlamasının geometrik olarak katlanması, bu sloganın üretimi ve Mesut Yılmaz/Ecevit ikilisi tarafından mal bulmuş mağribi pozunda kullanılmasıdır.
Dersimiz, Menderes’ten idam işlemiyle kurtulan, Erbakan’a daha kanlı bir 28 Şubat metodunu uygulayan “solcu” medyacıların arasında “Mütercimler”in de olup olmaması değildir.

İmam-Hatiplerimizin o günlerde, hemen ve anında bir itiraza neden hazırlıklı olmadıklarını, yıllar sonra yine bir Aydın Doğan elemanının sayesinde mana verebildiğimizi de zaten kabul etmiştik.
İtiraz güçlerinin olmaması değilmiş mesele. Bir kabulmüş... FETÖ’nün koruyucu, kollayıcı, yükseltici, iş bulucu ve taşıyıcı olduğunu kabulmüş.
Ertuğrul Özkök yazıyor 07.07.2005 tarihli Hürriyet gazetesinde. Başlık aynen şöyle: “İmam-Hatiplere arka bahçemiz diyenlerle biz yolumuzu ayırdık.”

Kim demiş, nerde demiş, nasıl demiş? Cevabı, FETÖ’yü Aydın Doğan tv’sine taşıyan odak elemanlarından Ertuğrul Özkök veriyor:
“Başbakan Tayyip Erdoğan’la neredeyse 24 saate varan uçak yolculuğu yaptık. Ankara’dan kalkan uçak önce İzlanda’da Keflavik Havaalanı’na indi. Oradan 7 saate yakın uçarak Chicago’ya geldik. Ardından 3 saat sonra Twin Falls’a ulaştık. Uçakta uzun bir sohbet yaptık.”

Ey Özkök! O sohbet neden Türkiye topraklarında geçen bir 24 saatte yapılmadı? Dinlenme sorununa çözüm mü? 24 saat İmam-Hatiplerin arka bahçeli olup olmaması sohbetine çok fazla olduğuna göre... Daha neler, neler? Gibi sorular elbette bizim aklımıza gelmez. Çünkü karşısında Türkiye’nin en ünlü İmam-Hatiplisi Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan var.

Ama, lakin, fakat, yani dolayısıyla “Mütercimler” konuşmasına bizim dahi böyle uzun bir cevap, açıklama, izahat yazmamıza gerek yoktu. Yazmış olduk!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

02

Serkan - Allah razı olsun Allah’a emanet olun inşallah

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 12 Eylül 11:39
01

Abdülselam savcı - Eskiden imam hatiplileri seven,sevmeyen, herkes güvenirdi,malını çoluk çocuğunu emanet edebilirdi ya şimdi ?...... benim evimde 3 imam hatipli var çok şükür gayet iyi,şuurlu insanlar

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 12 Eylül 05:01


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Covid-19 aşısı bulunursa yaptırır mısınız?