Reklamı Kapat

Zamanın İçinde

44-Su gibi aziz ol!

 “Oturdum kalbimin nüfus sayımını yaptım

Bir iki dost, çuvalla düşman

Ben ki iki lafı bir araya getirmeyi bilmem

Haklıdırlar her şeyde dostlarım ve düşmanlarım da

Ahmet Erhan”

Zamanın dönüştürücü hızı karşısında hiçbir şey neredeyse tutunamıyor. Sadece insanlar değil insanların yıllar içerisinde süzgeçlerden geçirerek ürettikleri, geliştirdikleri ve hayatlarını anlamlandıran, nerede durulduğunu ve nasıl idrak edildiğini gösteren kültürel değerler hızla kayboluyor. Belki iddialı bir ifade ama netice itibarı ile eldeki veriler buna işaret ediyor. Gelişen teknoloji, değişen ekonomik ve toplumsal yapının hızı ve de dönüştürdüğü gündelik hayat pratiklerine dikkatlice bakıldığında bu verilerin hiç de görmezden gelinmeyecek bir boyuta eriştiği anlaşılabilir. Onun için bugün hayatin içinden maneviyat ve onu sağlayan kavramlar, sözler, deyimler hızlıca çekilmiştir.

Bu büyük erozyonun dilde cereyan etmesi hayatın her alanında artık farklı bir noktaya varıldığının bir göstergesidir. Dilin bu hızdan en çok etkilenmesinin temel nedeni olarak; insani toplumsallaştıran onu farklı kılan, anlama ve anlamlandırma kabiliyeti olduğu içindir. İnsan dil ile kendini ve eşyayı tanımlar. Onun için aslında nasıl yönetildiğinizden, nasıl bir hayata sahip olduğunuzu yani karşılığınızı yine kullandığınız dil ve onun zenginliği ortaya çıkarır. Sürekli yakındığımız bir konudur gündelik dilde kullanılan kelime sayısının azlığı, aslında hâksiz sayılamayacak bir yakınma konusudur çünkü direkt olarak gelişim ile ilgilidir.

Bir diğer boyutu bu göstergenin üretim ve tüketim biçiminin dile yansımasıdır yani bir boyutu ile ekonomi politiği de vardır. Onun için bu kadar hızlı bir zaman diliminde ve her şeyin ölçülüp bir edere oturtulduğu bir düzende hayattan ilk önce eksilen sözler, kavramlar ve deyimlerdir çünkü onun (hayatın) manevi gücünü törpüleyecek olanlardır. Bu yüzden ‘kredi’lerin konuşulduğu bir yerde ‘kanaat’ çoktan gözden düşmüş hatta unutulmuştur. “Sabır” yerini kaybetmiş, “tevazu ve azim” sıralarını savmış yerlerine profesyonel desteklere bırakmıştır. Hele evin içini büyük küçük ilişkisini kuşaklar arası muhabbet ve sevgi aktarımını sağlayan kullanımlardan olan ‘su gibi aziz ol’, ‘berhudar ol’ gibi ifadeler şanslı iseler unutuluş müzesinde (kitap vb. sayfaları arasında) yerlerini çoktan almışlardır.

Bu gibi temenni ifade eden sözcükler bir yönü ile dua niyetinedir ve muhataplarına hayır getirecek, bir etkileşim vesilesidir. Hem ifadede bulunan hem de ifadeye muhatap olan arasında muhabbet kapısı aralar. Ancak bu hızlı dönüşüm bireyselliği artırdığı gibi insanların (özellikle kuşaklar) arasını oldukça açıyor. Bu nedenle de iletişim kopuyor. Herkesi kendi bulunduğu kuşakta yalnızlaştırıyor. Örneğin suyu ele aldığımızda ‘su gibi aziz ol’ demek; onun gibi saf, mütevazı, haddini bilen, hem de su gibi kıymetli olmak demektir. Ancak bugünün dünyasında stratejik bir konuma sahip olan su aynı zamanda satılan bedeli ödenen bir metaa dönüşmüş durumda. Buradan bakıldığında her boyutu ile anlam ve değer dünyası değişmiş olarak karşımıza çıkmaktadır.

Sadece tek örnek üzerinden bile baktığımızda hem gelecek nesiller adına hem de kendi adımıza bir üzüntü duymalıyız. Çünkü artık duası, manevi gıdası hayatın her alanından çekilmiş bir zamanın hâlihazırdaki mukimleri olarak bu durum tüyler ürpertici bir hal arz ediyor. Hele çocukları düşününce büyüme biçimleri ve içine doğdukları toplumun karmaşasını, kafa karışıklığını görünce bu ürperti yerini endişeye bırakıyor. Onun için dil insanın dünyasını belirliyor. Dilin imkânlarını ve mana genişliğini kadim birikimini koruyabilir, canlandırıp geliştirebilirsek o vakit ümit besleyebiliriz. Su gibi akıp gidecek ve berhudar olunması dilenecek çocuklardan, hele bu çağın çocuklarından bunu esirgememek gerekiyor. Bilakis daha çok seçerek, daha çok kullanarak ve her vesileyi bir dua cümlesine dönüştürmek icap ediyor. Su gibi aziz olun ve hoşça bakın zatınıza… 

45- Zamanın Tozu

Hayatımızda bir şeylerin eksildiğini fark ettikçe dönüp dönüp sondaj yapıyoruz. Neyi, nerede ve nasıl eksilttiğimize, kaybettiğimize. İnceliklerin birçoğu hayatımızdan çıkıp gideli hemen hemen her şeyde rikkatsiz ve dikkatsiz bir hayat yaşıyoruz. Görece şartlarımız değişti, imkânlarımız çoğaldı ama bir o kadar da yaşadığımız hayattan dolayı huzursuzuz. Bunda belki de hayata bakışımızın ve onu anlamlandırma biçimimizin yani ölçütlerimizin değişmiş olması temel bir etkendir.

Geçen gün bir tavsiyeye denk geldim. Bir mürşit, terzilik yapan bir dervişine şöyle tavsiyede bulunuyor: “Zengin ile fakirin gömleğini aynı özen ile dik.” Müthiş bir incelik, müthiş bir tavsiye ve birçok şeyi dolandırmadan ifade etmeye yarıyor.  Bugün herkesin fabrikasyon bir kalıp, model içinde yaşadığını düşünürsek zenginle fakirin arasında marka farkı onların durumunu belirliyor. Bu tarz kadim mesleklerin de makineleşme karşısında durabildiklerini göstermiyor. Gerçi bu ifade aslında çok önemli bir duruma işaret ediyor. Bugün toplumun içinde, toplum adına iş yapan insanların alıp damarlarına kadar işlemesi gerekiyor. Zengin ile fakirden hareketle sunu söyleyebiliriz. Bakış açımız işlerimizi nasıl yapmamız gerektiğini ifade ediyor.

Yani temel ölçüt olarak insanı en yalın hali ile ele almayı ve değerlendirmeyi istiyor. Aslında bu da bize bir toplumsal ahlak prensibi olarak önümüze koyabileceğimiz bir ikaz oluyor. Yaptığımız bütün işleri büyük bir dikkatle yapmamızı ve insanları ayırt etmeden kürke, mantoya değil insana itibar etmemizi salık veriyor. Böyle bakınca ulaştığımız imkanlar ile daha çok savrulup, hor-hoyrat bir hale dönüşüyoruz. Bir yerinden tutup kaldırmamız gereken birçok meselemiz var. Kısır döngüler içerisinde kaybedilecek çok zaman yok eksikleri toparlayıp yol almak icap ediyor. Zaten o dengenin kurulduğu gün, kurt ile kuzu yan yana yaşayabilir.

Bugün güç sahiplerine karşı duyulan sempati, ilgi dikkat çekici bir boyuttadır. Bu onları şımartırken hadsizlik çukuruna doğru itiyor. Çünkü bu tarz yaklaşımlar ölçütleri de güvensizleştiriyor. Zaten değişmiş ve sürekli değişen ölçütlerin insanın duruşunu bile yayan bırakıyor. Terzinin en büyük meziyeti belki de ölçüyü doğru alabilmektir. Ancak ölçmek biçmenin ötesinde muvazeneli bir duruş sergilemek gerekir. Onun için insanı ikame edecek ölçütlere ve bu ölçütlerden haberdar edecek yol arkadaşlarına ve topluma ihtiyaç var. Bu ihtiyaç karşılanması öncü bir davranış olacaktır. Bir birine iyiyi, güzeli ve sabrı tavsiye edecek bir iklim oluşturmak dikkati toplamak için doğru bir adim olacaktır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Biten - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Serkan - Allah razı olsun Allah’a emanet olun inşallah

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 06 Eylül 14:13


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Covid-19 aşısı bulunursa yaptırır mısınız?