Reklamı Kapat

Şirin şehir

Gaziantep, doğup büyüdüğüm şehir. Ata, ecdat diyarı… Anadolu’da ilk fethedilen İslâm beldelerinden. Hz. Ömer’in (r.a.) hilâfeti zamanında İslâm topraklarına katılmış. Memluklu, Selçuklu ve Osmanlı devirlerinde bir ilim ve irfan merkezi imiş. Adına “Küçük Buhara” demişler. Yemek kültürü çok zengin. Bu sahada belki de dünyada bir numara. Tatlıları da meşhur. Evliya Çelebi, Antepliler için, “Çok tatlı yediklerinden tatlı dilli olurlar” diyor. Doğru. Antep’in yerlisi ile sohbete doyamazsınız. Antep’te bir de köklü bir esnaf kültürü var. Şehre mi geldiniz, lokantaya mı girdiniz, ya da herhangi bir dükkâna alışverişe mi girdiniz, size müşteri gözü ile bakmazlar, “misafir” gözü ile bakarlar ve çok hürmetkâr davranırlar. Bu yapmacık bir hareket değil, daha çıraklıktan kazanılan bir terbiyenin dışa yansımasıdır.

Gaziantep’in başındaki “gazilik” bir İstiklâl madalyasının, şanlı bir mücadelenin harflere dökülmüş halidir. Bir şehir, bütün imkânsızlıklara rağmen, dünyanın en donanımlı bir ordusuna karşı 11 ay direnmiştir. Bu zaman zarfında şehre 300 bin top mermisi düşmüş, yıkılmadık bina kalmamış, tam 6317 şehit verilmiştir. Atacak tek mermi, yiyecek tek lokma kalmayınca, eli silah tutan yiğitler bir huruç hareketiyle şehir dışına çıkmış, ondan sonra şehir teslim olmuştur. Teslim olurken de küffara şu mesaj ulaştırılmıştır: “Şayet şehirdeki kadınların, çocukların ve geride kalanların bir tekinin saçının bir teline zarar gelirse, etraftan toplayacağımız mücahitlerle geri döner, size dünyayı dar ederiz!” Düşman mesajı almıştı. Çok geçmeden önce Antep’i, sonra bütün Anadolu’yu terk edecek, defolup gideceklerdi.

Bu şirin şehirden ilk ayrılışım 1975’te üniversite tahsili için İstanbul’a gelmem vesilesiyle oldu. Gidiş o gidişti. Tam 33 yıl sonra, 2008’de memleketime dönecektim. Üniversite tahsilinden sonra gazetecilikte karar kılıp da kitaplarım peş peşe neşrolmaya başlayınca, hemşerilerimin tatlı sitemlerine muhatap oldum: “Yorum, bizim şehri niye yazmeyn!” dediler. Ben de o sitemlerin ardından, “Peki ağam!” dedim ve Bismillah diyerek, ilk kitabı yayınladım: “Gazilerin Dilinden Kurtuluş Savaşı’nda Gaziantep”. Yıllar önce savaşa katılan gazilerle röportaj yapmıştım, o röportajlar gazetede yayınlanmıştı. Eşsiz birer belge olan o hatıraların gazete sayfaları arasında kaybolup gitmesine gönlümüz razı gelmedi. Böylece Antep’le ilgili ilk kitabımız çıkmış oldu. Derken peş peşe diğerleri yayınlandı: Her Yönüyle Gaziantep, İstiklâl Sevgisinin Abidesi Gaziantep Müdafaası, Gaziantep’in Tarihî Camileri ve Mescitleri, Gaziantep’in Tarihî Eserleri, Gaziantep’in Unutulmaz Simaları, Gaziantep’in Parkları, Bahçeleri ve Mesire Yerleri…

Zamanla bu 7 kitabın mevcudu kalmadı. Hemşerilerim yine başladılar sitem etmeye, “Yorum yayınlasana”! Bu kitaplar, kültür kitaplarıydı. Ancak meraklıları alırdı. Belediyeler yayınlayabilirdi, ancak benim yapım farklıydı: Hiç kimseye minnet etmem, kitaplarıma da müdahale ettirmem. Peki, bu şekilde kitaplarımız bizim istediğimiz şekilde çıkabilir miydi? Bilmiyorum… Sonunda karar verdim bu kitabı kendi imkânlarımla bastıracaktım. Aldığım telif ücretlerini bu işe yatıracaktım. Kolları sıvadım, hayli yorucu bir işe giriştim. Bu 7 kitaptaki tekrarları çıkardım. Kurtuluş Savaşı ile ilgili 2 kitabı birleştirdim, “Kurtuluş Savaşı’nda Gaziantep” adıyla yayınladım. Geriye kalan 5 kitabı bu şekilde bir araya getirdim. “Her Yönüyle Gaziantep” böylece vücut buldu. Son kısma gazetemizde yayınlanmış şehrimizle ilgili yazılarımı ilave ettim.

Bu şirin şehrin temel yapısı, İslâmî eserlerle dolu “Müslüman şehir” olması idi. Şehrin bu yönünü ön plana çıkarmak için hayli zahmetli bir çalışma yaptım. Kalenin üzerindeki mescidin aslına uygun yapılması için, yıkılan şehir stadyumunun yerine bir cami yapılması için, kalemimle, lisanımla mücadele verdim. Tek parti devrinde satılan, ev ve işyeri olarak kullanılan mescitlerin aslına döndürülmesi için uğraştım. Ancak tuhaftır, bütün bu çalışmalarım, çelik bir duvara çarpmışçasına geri döndü. Hem de işin bir kısmında koskoca Cumhurbaşkanı olmasına rağmen. Sayın Recep Tayip Erdoğan, tam dört defa, o yıkılan stadın yerine cami yapılacağını söylemesine rağmen, -ona rağmen- orada ticarî işyerlerinin de olacağı bir projeyi devreye soktular. Şimdi iş makineleri canavarlar gibi habire toprağı yarıyor. Ben inanıyorum ki “yanlış hesap Bağdat’tan dönecek”! 

“Her Yönüyle Gaziantep” isimli bu çalışmamın 81 vilayet için de bir örnek teşkil edeceğini ümit ediyorum. Değerli araştırmacılar kendi şehirleriyle ilgili buna benzer çalışmayı yapacaklardır. Hem de bizimkinden kat be kat güzel şekliyle… Buna yürekten inanıyorum…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Burhan Bozgeyik - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

02

Ali Dede Bozkurt - Allah razı olsun....ama o cami yapılmaz yapmazlar sistem kapitalist...her şey para için...

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 04 Eylül 18:53
01

Serkan - Allah razı olsun Allah’a emanet olun inşallah

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 04 Eylül 08:49


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Covid-19 aşısı bulunursa yaptırır mısınız?