Avrasya Birliği ütopyası…

Batılı güçler gelene kadar “Asya” diye bir sözcük yoktu. Bu devasa kıtada yaklaşık 50 kadar devletin bir araya gelmesini ve bütünlük sağlayacak koşullar hiçbir zaman oluşmamıştır. Avrupa’da Şarlman döneminden yani 8. yüzyıldan beri devam eden birlik olma gayretleri daha çok din temelli esaslara dayansa da temelinde Avrupa ülkeleri kültür olarak birbirine yakındı. Doğu ise hiçbir zaman Batı ile paralellik sergilememiştir. Ortak bir dini, hatta Batı’daki gibi kollara ayrılmış bir ortak dini bile olmamıştır. Budizm, Hinduizm, İslam ve Hıristiyanlık Asya’nın farklı bölgelerinde güçlüdür. Etnik, dilsel, dini, toplumsal ve kültürel farklılıklar tarihsel gelişmeler içinde acı verici bir biçimde derinleşmiştir. Bu makalede, son yıllarda sık sık gündeme gelen Rusya merkezli Avrasya Birliği projesinin ne kadar gerçekçi olduğu ve geleceğini sorgulayacağız.

Orta Asya ülkelerinin çaresizliği...

“Orta Asya” isminin 1928 yılında Sovyetler tarafından “Türkistan” ismini değiştirmek için uydurulduğunu bir kez daha hatırlatalım. Türkistan sadece Rus değil, Çin tehlikesi de altındadır. Günümüzde Kırgızistan’ın en büyük endişesi 1.500 km sınırı olan doğu komşusu Çin tarafından işgal edilme tehlikesidir. Bu yüzden bütün uluslararası teşkilatlara üye olmakta, değişik ülkelerle işbirliğini geliştirmektedirler.1

Orta Asya, Avrasya güvenliğinde seçenekler bakımından bir prizma oluşturuyor. Ülkelerin seçenekleri iki gruba ayrılıyor; 2

(1) AB, NATO, AGİT ve BM gibi uluslararası örgütler,

(2) Tek tek ülkeler; Rusya, ABD, Çin, Hindistan, İran, Japonya ya da Türkiye’den biri müttefik olarak seçiliyor.

Bunun iki nedeni var; Sovyetler Birliği’nin bıraktığı güç boşluğu ve Orta Asya devlet yönetimlerinin acemiliği. Bu durumu, olgunlaşamamış bir anarşi dönemi olarak da adlandırabiliriz. Güç boşluğunun da iki ana nedeni var; Rusların gücünün sınırlı olması ve Orta Asya’da bölgeselleşmenin başarısızlığı. Rus demografisi ve coğrafyasının karmaşıklığı Orta Asya’ya angaje olmasını geri plana itiyor. Ruslar; Baltık, Ukrayna ve Kafkasya gibi bölgelere daha çok önem vermek zorundadır.

Orta Asya’nın geleceği belirsiz ancak dış dünyadan izole coğrafyaları Ruslar kadar Çinlilere de etki sağlamada avantaj sağlıyor. Bununlar beraber, Orta Asya ülkeleri ne kadar bağımlı olmaya devam etseler de artık Rusların kolonisi değil. Ruslar, stratejik ortaklık kılıfı altında Orta Asya ülkelerinin enerji ve mineral kaynaklarına nüfuz etmek istiyor. Koltuklarını koruma endişesi içinde olan Orta Asya ülkelerinin liderleri arasındaki gerilimler ise bir araya gelmelerini engelliyor.

Orta Asya ülkeleri Rusya ve Çin’den gelen rüzgârlara göre şimdilik;

- Avrasya Ekonomik Birliği (AEB),

- Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü ve

- Şanghay İşbirliği Örgütü gibi bölgesel yapılar arasında tercihlerde bulundular ama bunların hepsi aslında sanal bölgeselcilik olarak adlandırılıyor. Çünkü bu bölgesel yapılar Orta Asya ülkelerine bir şey katmadığı gibi, pek bir cazibe de temsil etmiyor. Olsa olsa başka ülkelere karşı korumacı bir entegrasyondan bahsedilebilir. Bu yüzden, Orta Asya ülkeleri hangi teşkilata üye olursa olsun, teşkilat dışından diğer ülkeler ile de işbirliği anlaşmaları yapmaktan geri durmuyor.

Aslında Çin ve Rusya dışında büyük bir seçenek arıyorlar ama çıkış yolu bulamıyorlar. Diğer yandan Orta Asya ülkeleri hâlâ ülke inşa süreçlerini tamamlayabilmiş değiller. Bu nedenle ülke içinde ve dışında maceraya girecek bir durumları da yok. Ana sorunları iç güvenlik ve hassas durumları dış güçlerin istismarına açık. Orta Asya’nın bu hazırlıksız hali yakın zamanda başlayacak büyük savaşlar içinde bölge coğrafyasının yeniden şekillenmesine yol açabilir, yani büyük rüzgârlara dayanamayabilirler. Kurumsal zayıflık ve yarı-modern toplum yapısı yanında devlet yönetimlerinin olgunlaşması uzun zaman bekleyemez.

Özetle Orta Asya, yeni büyük oyuna hazır değil. Üstelik bu sefer görece zayıf olan Ruslar, Çin karşısında rekabet etmektense paylaşım yoluna gitmeye niyetli. Bunu anlayan bazı Orta Asya ülkeleri ise şimdiden provoke oldular ve kendilerine Batılı ya da İran, Türkiye, Pakistan gibi daha yakın ülkelerden dostlar aramaya koyuldular. Bununla beraber, yeni büyük oyunun paylaşım savaşından kurtulamayacaklar. Ancak büyük olaylar bölge ülkelerince planlanmasa da sonucu bu ülkelerin koşulları belirler.

Bölgede hegemonik kırılmalar yaşanırken kimin kiminle işbirliği yaptığı ya da teslim olduğu belirleyici olacak. Muhtemelen yeni boşluklar ve gri bölgeler ortaya çıkacak, devlet dışı aktörler belirecek. Özetle Avrasya coğrafyasının gelişen dinamikleri bölge ülkelerini yutmaya hazırlanırken ne günümüzdeki bölgesel birlik yapıları ne de yeni İpek Yolu bu ülkelere kullanılmaktan öte bir şey vermeyecek. Onlar sadece Doğu Asya ile Avrupa arasında bir geçiş coğrafyasının kaderine razı olacaklar. Bu durumu ancak Orta Asya ülkelerinin güçlü devlet yapılarına sahip olması ve aralarındaki ortaklığın büyük kurtlara karşı dost bir güç merkezi ile işbirliğine dayanması değiştirebilir. Bunun dışındaki kurtlarla her birlik arayışı geleceği olmayan bir romantik ilişkiden öteye geçemez.

Avrasya’da birlik arayışları

Rus stratejisinin odağında eski Sovyet alanında bir etki bölgesi yapmak bulunmaktadır. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Rus liderler bu amaca ulaşmak için çeşitli kurumsal düzenlemeler denediler; Bağımsız Devletler Topluluğu, Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü ve en son olarak da Avrasya Birliği. Ruslardan sonra en çok ekonomik potansiyeli olan ve Karadeniz’in kuzeyinde stratejik bir konumdaki Ukrayna’nın bu örgütler içinde yer almaması ortaya büyük bir boşluk çıkarmaktadır.

Asya’daki bölgesel güvenlik yapılanmaları açısından Ruslar dizginleri elinde tutuyor. BDT kurumlarından sadece Anti-Terör Merkezi işlevsel ve bu da Orta Asya ülkelerine Rus Dış İstihbarat Servisi’nin (FSB) sızma çerçevesi. Askeri boyuttaki Kolektif İşbirliği Anlaşması Örgütü’ne Rusya, Orta Asya ülkeleri (Türkmenistan hariç), Beyaz Rusya ve Ermenistan üye. Bu örgütün hızlı müdahale gücünde Kazak, Kırgız, Rus ve Tacik birliklerinden yaklaşık 4 bin asker var.

Rusya’nın entegrasyon gayretlerine karşın çevre coğrafyasındaki 11 ülke üç ayrı strateji izlemektedir:

(1) İlk grupta bulunan Beyaz Rusya ve Kazakistan ile artan ölçüde Ermenistan, Kırgızistan ve Tacikistan için “gönülsüz takipçiler” denebilir. Bu ülkeler farklı nedenlerle Avrupa Ekonomik Birliği’ni tek seçenek görmekte ve bunun için egemenliklerinden bile taviz vermekteler.

(2) Geride kalan altı ülkeden Ukrayna, Moldova ve Gürcistan, farklı nedenlerle Avrasya Ekonomik Birliği’ne karşı ve Avrupa Birliği ile bağlarını derinleştirmek istiyorlar3. Nitekim AB ile İşbirliği Anlaşması ve Serbest Ticaret Anlaşması gibi alternatifler peşindeler.

(3) Azerbaycan, Türkmenistan ve Özbekistan ise “retçi” grup ve herhangi bir entegrasyona karşı, kendi kendine yeterli olmak istiyor.

Putin’in entegrasyon programı aslında Yeltsin döneminde başlamıştı ve önce Sovyetler Birliği’nden kopan ülkeleri Bağımsız Devletler Topluluğu adı altında toplamak istediler. Askeri boyut için 1992’deki Taşkent Anlaşması ile Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü kuruldu. 2008’deki Gürcistan Savaşı’ndan sonra Rusya başbakanı Dimitry Medvedev, sınırları etrafında Avrasya boyunca etki bölgesi kurmak için sınır ötesi müdahale konseptini açıkladı. Ukrayna’daki örtülü Rus işgali tepki vermelerine rağmen Orta Asya ülkelerinin hassas konumunu daha iyi ortaya çıktı.

Özellikle Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan ekonomileri Ruslara oldukça bağımlıdır. Bu yüzden, Rus politikalarının iki yüzü var. Kırgızistan, Tacikistan ve Özbekistan iş gücü Rusya’nın ekonomi ve göç politikalarına duyarlı ve bu ülkeleri ekseninde tutmak için kullanıyor. Ekonomik entegrasyon bakımından Çin daha önemli olsa da Ruslar özellikle Kazakistan ve Kırgızistan için etnik kartı oynuyor4. Son dönemde Türkmenistan, Çin tarafına kanat kırdı. Coğrafi olarak daha merkezi konumda olan Özbekistan da Moskova’nın ekseninden uzak durmak istiyor.

Şanghay İşbirliği Örgütü’nün (ŞİÖ) altı üyesi şunlar; Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Özbekistan. Moğolistan, İran, Hindistan ve Pakistan ise gözlemci devlet statüsünde.

Çin’in ŞİÖ’den beklentisi ne? Tarih boyunca Güneş Tanrısı’nın yeryüzündeki temsilcisi olan Çinlilere göre; “Güneşte değil, gölgede bir yer” arıyorlardı5. 1990’lardan itibaren “barışçı yükselme” stratejisine geçen Çin için ŞİÖ; Orta Asya’da Rusların boşluğunu askeri olmayan yollardan doldurmak için bir çerçeve oluşturacaktı. Bu sadece Rusları değil, 2002 yılından itibaren Afganistan’a yerleşmiş ABD’yi de dengeleyecekti.

Ancak, zamanla Sino-Orta Asya ülkeleri ekonomik ve siyasi bağımlılığa dönüşmeye başladı ve Çin yatırımlarının arkasında modası geçmiş “vasallaştırma” gerçeği fark edildi. Çin, bu konsepti 1644-1911 arasında Çing hanedanı döneminde uygulamış, Orta Asya hanlıklarından ekonomi veya ticaret karşılığında güvenlik garantisi almıştı. Çin’in buradaki “vasal” anlayışı sınırlarının ötesinden gözetleyip korunabileceği bir ülke demek. ŞİÖ’deki özel amacı ise Doğu Türkistan’daki Uygur Türklerinin direnişini terör diye tanımlayarak, vasal ülkeleri kendi kontrolünde tutmak6.

Özetle, kıta Çin’inin Asya içlerine ilişkin stratejisi öncelikle “kurdu kapıdan uzak tutmak” oldu. Yükselen Çin için işgal altındaki Doğu Türkistan toprakları çok önemli stratejik değere (özellikle petro-kimya endüstrisi ve Çin’in Batı’ya uzanacak altyapısı için) sahip. ŞİÖ ise Doğu Türkistan ve çevresindeki Türk kökenli kalkışmaları önlemek için bir güvenlik çerçevesi ve bunun için ekonomi tuzağı kullanılıyor. ŞİÖ ile aynı zamanda İpek Yolu projesi üzerinden hem Orta Asya ülkelerine siyasi, ekonomik ve askeri sızma sağlayacak hem de bu ülkelerin petrol ve doğalgazlarına nüfuz edilecek. Özetle Çin, hem Doğu Türkistan’a hem de çevre ülkelere örümcek ağı örecek.

Avrasya’nın geleceği...

“Avrasyacılık” bazı Rus liderlerine Moskova’nın liderliğinde bir Avrasya Uygarlığı projesi olarak cazip gelmektedir. Bu yüzden, son yıllarda en büyük korkuları olan Turan fikrini bile kullanmak akıllarına geldi. İdeolojisi ne olursa olsun Ruslar, eski Sovyet coğrafyasında entegrasyonu derinleştirmeyi çıkarlarına uygun buluyorlar. Sovyet döneminde kurulan fabrikalar ve ulaştırma hatları ile oluşturulan kendilerine bağlı ekonomilerin mirasını kullanmak istiyorlar. Ülkeler arasında oluşan işçi göçü üretimi optimize etmeye yarıyor7. Rus ekonomisi bu ülkelerde bir güç projeksiyonu yaratmıştır.

Avrasya’nın geleceğini dün olduğu gibi bugün ve gelecekte de kıta dışından gelecek gelişmeler ve müdahaleler belirleyecektir. Küresel güç dengesinin Avrupa’dan Asya’ya kaydığı düşüncesi henüz çok erken bir öngörüdür ve bu daha çok Asya-Pasifik ile ilgili pazar edinme arayışlarından kaynaklanmaktadır. Avrasya’nın siyasi, ekonomik, toplumsal yapısı temel olarak şu gelişmelere göre şekillenecektir:

- Avrasya’yı bekleyen önemli savaşlar (İran, Kore Yarımadası ve Güney Çin Denizi’ndeki Üçüncü Dünya Savaşı); bu savaşlarda ülkelerin nasıl konumlanacağı bazılarının ortadan kalkmasına neden olabilir.

- Çin’in Batı sınırlarında yaşanacak ayaklanmalar (Mançurya, İç Moğolistan, Doğu Türkistan, Tibet, Hong Kong vb.).

- Halen salgın hastalıkla test edilen küreselleşmenin geleceğinin bu coğrafyanın dünyaya entegre olma gayretlerine (İpek ve Kuşak projesi vb.) etkileri,

- Yeni teknolojilerin liderliği konusunda dünya geri kalanı ile rekabet,

- Demografik değişimler (nüfus azalması ve göçler),

- Başarısız devletler ve iç (etnik ve dini) çatışmalar.

Avrasya ülkeleri arasında büyük bir asimetrik güç boşluğu bulunmaktadır. Bunun yanında demokratik ve kapitalist kültür eksikliği Batı ile entegrasyonu ve rekabeti engellemektedir. Ekonomilerin genellikle hidrokarbon kaynaklarından gelecek gelirlere bağımlı olması, ortak ticaret için gerekli olan teşebbüs ve ürün eksikliği, zayıf pazar koşulları bölgenin çıkmazları arasındadır. 

Rusya ve Orta Asya ülkeleri Çin’i de içine alacak daha büyük bir entegrasyonun öncelikle bu ülkenin jeopolitik ve jeo-ekonomik çıkarlarına hizmet edeceğinin farkındadır. Nitekim Kuşak ve Yol inisiyatifi Çin’in bu heveslerine hizmet etmektedir. Orta Asya ülkeleri için geriye, Çin ve Rusya girdabından kaçmak için AB alternatifi kalmaktadır8. Bu aynı zamanda Rusya’nın istediği bir seçenektir. Çin ve Rusya birbiri için ayrılamaz ekonomik ortak gibi gözükse de bölge için AB’nin yerini alamazlar9. 

Çin’in Orta Asya için planları Rusya’yı ürkütmeden nüfuz etmektir. Kendi ekonomik girişimlerine itiraz etmedikçe AEB içinde Rusya’nın liderliğine de karşı gelmeyecektir. Üstelik bazı Orta Asya ülkeleri Çin’in yolunu tercih edecektir. Hâlihazırda AEB, enerji pazarının 2025 yılına kadar entegrasyonu gibi bazı iç çalışmalar içinde ve Rusya ile Kazakistan arasındaki enerji ilişkilerinin geleceği AB ile ilişkileri de etkileyecektir10.

Sonuç...

 Dünyanın bugün yaşamakta olduğu siyasi, ekonomik ve sosyal sorunlar; beklenen büyük savaşlar ve yeni teknolojilerle birlikte yeni bir dünya düzenine gidişi hazırlamaktadır. Avrasya coğrafyasına yansıyacak geleceğin savaşları kıtanın şekillenmesinde katalizör rol oynayacaktır. Avrasya coğrafyasındaki devletler, tarihsel olarak Çin ve Rusya’nın merkezinde olduğu iki büyük güç merkezinin arasına sıkışıp kalmıştır. Bu devletlerin en önemlileri Türk dünyası üyeleridir. 300 milyonluk Türk dünyası 144 milyonluk Rusya’nın baskısı altındadır. Öte tarafta Doğu Türkistan’da Çin soykırımı devam etmektedir.

Avrasya’da birlik modelleri Türk dünyasını kafeste tutmak için Çin ve Rusya tarafından planlanan pragmatik ekonomi beklentili yapılardan başka bir şey değildir. Ruslar, bu coğrafyada siyasi ve güvenlik yönleri ile bir yapı kuramayacaklarını anlamışlardır. Halen hayata geçirilmeye çalışılan AEB ve ŞİÖ gibi birlik yapıları aslında Çin ve Rusya’nın özel amaçlarına hizmet etmekte, iki güç merkezi birbirine çok müdahil olmadan aradaki kuzuları birlikte kontrol etme ihtiyacı duymaktadır. Türkiye’ye Avrasya’yı çare olarak gösterenler aslında kafese gönüllü olarak girmemizi tavsiye edenlerdir.

Türk jeopolitiği açısından farkında olmamız gereken konu şudur; Türk dünyası coğrafyasının kuzey kolu Ruslar tarafından büyük ölçüde asimile edilmiştir. Orta kolun Anadolu ile bağları İran tarafından engellenmiş ve bu yüzden Laçin Koridoru’nun Ermeniler tarafından işgaline destek olunmuştur. Türk dünyasının Çin ve Rusya’nın insafına bırakıldığı dönemlerin sonuna geliyoruz. Türkiye, Avrasya için Batı’nın planlarının parçası olmak yerine Türk dünyasının tekrar birleşmesini sağlayacak kendi senaryolarına hazır olmak, bunun için de proaktif politikalar izlemek zorundadır.

1- Halime Büyükgüzel: Rusya’nın Türk Cumhuriyetleri Politikası, Kripto Yayınları, (Ankara, 2014), s. 122.

2- Kavalski, Emilian, (2010), Uncovering the “New” Central Asia: The Dynamics of External Agency in a Turbulent Region, Edit. E.Kavalski, The New Central Asia, World Scientific Publishing Co. Pte. Ltd…

3- Starr, S. Frederick Starr and Cornell, Svante E., Putin’s Grand Strategy: The Eurasian Union and Its Discontents Central, Asia-Caucasus Institute & Silk Road Studies Program, (28 Nov, 2014).

4- Gomzikova, Svetlana Gomzikova, I ne drug, i ne vrag, a tak, Svobodnaya Pressa, (April 15, 2014).

5-  Lauxin Xiang (2004), China’s Eurasian Experiment, Survival, 46/2, p. 109.

6- Michael Clarke, China and the Shanghai Cooperation Organization: The Dynamics of “New Regionalism”, “Vassalization”, and Geopolitics in Central Asia, Edit. E.Kavalski, The New Central Asia, World Scientific Publishing Co. Pte. Ltd.., (2020), 137.

7- Weitz, Richard, The Customs Union and Eurasian Union: A Primer, in Edts. S. Frederick Starr, Svante E. Cornell, Putin’s Grand Strategy: The Eurasian Union and Its Discontents Central, Asia-Caucasus Institute & Silk Road Studies Program, (28 Nov, 2014).

8- Gabuev, A. (2020), The Pandemic Could Tighten China’s Grip on Eurasia, 23 April.

9- Szczudlik, J. and Kulesa, L. (eds) (2020), How China and Russia could join forces against the European Union, Warsaw 6 April.

10- Pastukhova, M. and Westphal, K. (2018) Eurasian Economic Union Integrates Energy Markets-EU Stands Aside, Berlin.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Prof. Dr. Sait Yılmaz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Erdoğan tarafından 'yüzde 5' ek zamla duyurulan 10 bin TL'lik emekli maaşı sizce yeterli mi?
Tüm anketler