Reklamı Kapat

Hepimiz okul arkadaşıyız

Türkiye için konuşursak, 83 milyonun ortak kabul ettiği kitap hangisidir?

Türkiye’deki 20 milyon evde, en fazla hangi kitap bulunur?

Bu iki sorunun cevabını herkes bilir ki o, Allah celle celalüh tarafından, Cebrail aleyhisselam aracılığıyla, Sevgili Peygamberimiz, son peygamber, Muhammed Mustafa sallallahü aleyhi ve selleme indirilen lafız/söz ve mananın, yani, Kur’an-ı Kerim’in yazılı olduğu Mushaf’tır.

Dedesinden kalma bile olsa, Mushaf’sız ev bulmak biraz zordur.

Eski ve yırtık baskıları yenilemek için Kültür Bakanlığı, “Mushaf’sız ev kalmasın”  ilanıyla yirmi milyon Mushaf basıp, parasız dağıtılabilir.

Bazı kurumların bazı yayınlarına yaptığı gibi kuşe kâğıda basılmasın.

Genellikle kuşe kâğıda basılan yayınlar, bir defa bakılıp atılan veya bir yerlere koyulan kitaplardır.

Kuşe kâğıda basılanlar, ele alındığında ağırlık yapar.

Basılan Mushaf, ağırlık yapmayacak, ama cildini en sağlam ciltçiye yaptırılacak ve parasız dağıtılacak.

Evde okuyan olmasa bile, evde bir Mushaf’ın olması o aileye bazı kötülükleri yapmasını engeller.

1985 yılında bir astsubay, evini geçindirmek için ek iş yaptığını ve kitap sattığını söylemişti.

“Hangi kitapları satarsın?” dediğimde, “Yalnız tefsir satarım. Subay ve astsubaylara satarım” demişti.

Yanımızda dinleyen bir arkadaş, “Okurlar mı?” derken ses titreşimlerinde okumadıklarını ve kütüphanede sessiz sedasız ciltlerin beklediklerini kastederek sormuştu.

Ben de ona cevap olarak, “Olsun, duvarda asılı olan, kütüphaneye koyulan bir şey değerli demektir.

Tefsiri alan subay veya astsubay, okumasa bile bir tartışma esnasında, ‘Kur’an bizim kitabımızdır. Okumasını bilmememiz, bizim ayıbımızdır, bilmemiz lazım’ derken aslında satın aldığı tefsiri hatırlayarak söyler” deyince, astsubay, satın alan askerlerin okumasa bile hallerinde bir değişim olduğunu söylemişti.

Kur’an-ı Kerim’in manasıyla ilgilenmesek bile, ecdadımızdan gelen davranışlarımızın birçoğu Kur’an’a uygun hareketlerdir.

Yüzde kırklık davranışlarda, İslamcı gencimizle, “ateistim”, “deistim” diyen Müslüman aileden gelenlerin hepsinin davranışlarındaki Kur’an’a uygunluk sağlayan tavırları yüzde kırklarda dengelenir.

Müslüman’ca yaşamaya çalışanlarımızın fazladan, namazı, zekâtı, haccı, orucu, kelime-i şehadeti vardır.

Toplam yüzde kırk beş olur.

Geriye kalan yüzde elli beşte, yine onlarla beraberiz.

Gazetelerde, televizyonlarda, özel sohbetlerde şikâyetçi olduğumuz hâl ve tavırlar o yüzde elli beşlik bölümlerdir.

Evimize, işyerimize, arabamıza güvenlik tedbirlerini almamız, o yüzde elli beşlik bölümden kaynaklanır ve o bölümde suç işleme, suç işlemeye özendirme, suç işleyenleri çağdaşlıkla, medeniyetle, ilericilikle tanıtanlar da aynı yüzde elli beşlik bölümde birlik halindeyiz.

İlköğretimden yüksek öğretime kadar hepimiz, günde sekiz saat materyalistlik dersleri alıyoruz.

Seksen yaşında, hatimle namaz kıldıran hocamız bile, günde sekiz saat Kur’an’ın lafzını ve manasını okumamaktadır.

Konya’da, her gün, Kur’an hatmi yapan birini 1975-1979 yılları arasında görmüştüm.

Kendi dilinden dinledim:

“Her sabah namazından sonra okumaya başlarım. Otobüste giderken bir cüz okurum.

Devlet dairesinde halkla ilişkisi olmayan bir yerde memurluk yaparım ve akşama kadar hem işimi kâğıt üzerinde yaparken ağzımda altı yüz sayfayı bitirir ve ben hatim yaparım ve bu on yıldır devam eder, ömrüm boyunca okumaya devam edeceğim” demişti.

Peki, günde elli defa namazda okuduğun Fatiha süresinin manasını merak edip bir defa okudun mu? Soruma, “Hayır” cevabı verdi.

“Okumaya devam et. Günde bir sayfasının da manasıyla ilgilen, iki sene sonra manasını da bitirmiş olursun ve okurken manalar da, güneşe baktıktan sonra gözünü kapattığında, karanlık dünyanda yıldız kayması gibi ışıklar dolaşır ya, işte sen, yine o hatimlerini yaparken manalarda o ışıkları gibi dolaşır gönül âleminde” demiştim ama sonradan öğrendiğime göre, “İmam, bildiğini okumaya” devam etmiş.

İslamcımızın, takvalımızın, tekvalımızın, ihlâslımızın, ihlâssızımızın tamamı aynı eğitimden günde sekiz saat geçmiyoruz.

Okuldaki sekiz saatten sonra çarşıda gördüklerimiz, duyduklarımız, tattıklarımız, tuttuklarımız, eve gelince seyrettiklerimiz, dinlediklerimiz de, o yüzde elli beşi destekleyen eğitimden beraber geçme işimizdir.

Bildiğimiz, tanıdığımız, basından tanıdığımız İslamcı, ateist, takvalı, derviş, berduş her telden insanımızın hatasını yazar veya söylerken, ben kendime bakıyorum, eee bende de var veya elime geçse o kötü işi yapabilecek bir kanal var bende.

O kanal ne zaman döşendiğine bakıyorum, eğitim esnasında döşenmiş çapı yüzde elli beşlik kanaldır o.

Hani iki eliniz kirlendiğinde, “Kirli el, kirli eli temizleyemez” demeden ikisini birden çeşmenin altına tutarız ya, işte hepimiz iki milyar Müslüman, iki milyar gönlünü, bizi temizlemek için indirilen Kur’an-ı Kerim’in ayetleriyle yıkarken ve bu arıtma faaliyetini sekiz milyara parasız değil, mal ve canımızı da harcayarak tebliğ ederken, örnek olarak Sevgili Peygamberimizi alacağız.

Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’inde buyurur:

“Nitekim size, sizin aranızdan, ayetlerimizi okuyacak, sizi arıtacak, size kitap ve hikmeti öğretecek ve size bilmediklerinizi öğretecek bir resul gönderdik.” (Bakara süresi ayet 2/151).

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mahmut Toptaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Okullar 21 Eylül'de açılmalı mı?