Reklamı Kapat

Orkestra ve Kader

 

Sivrilmekte başarısız olan insanların kaderi sivrilebilenlerin elinde şekillenir. Belki mizaç meselesidir diye düşünülür ama kendi sesinin ardında koşan, sesinde kendisine eşsiz gibi görünen tınıyı yakalayan, kendi yansısına hayran insanların dünyasında yer yoktur onlara. Tüm romantik adımlardan korkarak, ayaklarının ucuna basarak yürümeyi öğrenmişlerdir. Boğulan boğulsun derler kendi gürültüsünde. Ve rahat hissederler bütüncül bir orkestra içinde…

Orkestra, çok çeşitli enstrümanların bir araya getirilmesiyle oluşur. Enstrümanları kullanan eller, virtüözler, sanatçılar aynı zamanda solo çalışmaktan feragat etmiş demektir. Sadece kendi arayışının ardına düşüp kendi icrasını satma peşinde olsalar, pekâlâ orkestra bütüncüllüğünden, gerçek anlamda birlikten, beraberlikten eser kalmayacaktır. Her bir sanatçı önce kendi benliğini yenmiştir. Bu bakımdan orkestra, mütekâmil bir teşkilat görüntüsü arz eder. Elbette görüntüyle kalmaz; yeryüzünün en mükemmel teşkilatları gelenekselleşmiş, kökleşmiş, süreğenliği sağlamış orkestralardır. Zira böyle bir yapıda hiçbir sanatçı, bir diğerini hor görmez, eziklemez, dışlamaz, küçük düşürmez. Es kaza hata yapan üyesiyle birlikte bütün orkestranın rezil olacağını bilir. Hareketler, sesler, tavırlar, duruşlar ve ideal ortaktır. Birinin hatası da başarısı da hepsine yazılır. Bir nevi gönülsel birliktelik kurulmuş, kişisel hırslar, kötülükler, sivrilişler ötelenmiş yahut örtülmüştür. Hatta bir bütünün parçası olarak yetişen eleman önce hırslarını, kinini, arzularını törpüleyerek başarı kazanır. Dolayısıyla icra edilen eserle elde edilen başarı hepsine aittir. Kimse sivrilmeye çalışmaz, çalışan tüm eseri berbat edeceğini bilir. Aralarından, pek de seçkin olmayan bir maestronun çubuğuna bakıp tüm konser boyunca iki hareketle yetinmekten gocunmazlar.

Orada, düşündükleri de kendi rahatları değildir. Bir ritim tutturmak gerekir yaşamak için. O ritim gürültüyü, sesi, tınıyı aranje edip, ehlileştirip dinginliğe çevirir. Kendi boşluklarını, eksiklerini, yitiklerini unutup insanlığı kendi sesinde, kendi gürültüsünde boğulma tehlikesinden kurtarmak derdine düşerler. Hem gürültü insan teklerinin kendi seslerinden ibaret de değildir; her bir sivriltilen alabildiğine bağırmak, çıkardığı sesleri dinletmek, anlamsız sözlerle hükmetmek derdindedir. Böylece dünyayı, -kimsenin doğarken kendi iradesini kullanmadığı ama yaşarken haklarını sorgulaması gerektiğini öğrendiği dünyayı- canhıraş bir kakofoni sarar. Dingin bir musiki hayatı nasıl yaşanır hale getirirse bu kakofonik sesler, bu curcuna, bu tarifi müşkül gürültü de o denli yaşanmaz hale getirir. İşte, kendi rahatından feragat etme eğiliminde olanlar, yani burada kısa süreli misafir bulunduklarının bilinciyle yaşayanlar, yani insan kalma erdemini onurla taşıyanlar, yani inananlar bir ritim tutturma, bir ritme tutunma, bir orkestraya dâhil olma uğraşındadırlar.

Orkestra neden gereklidir? Çünkü bir orkestranın parçası olan her insan arayış içindedir. Kimi yitik mutluluğunun peşindedir, kimi hüznün, kimi kaybettiklerinin, kimi hiç elde edemediklerinin. Birlikte güçlülerdir, birbirlerine yaslanıyorlardır. Envai çeşit ses içinde kendi sesini, kendi derdini, benliğini unutmaya çalışıyordur insan teki. Bir an için sıranın kendisine gelmesini bekliyor, tınılar içinde kayboluyordur. Ortak arayış güya müziğin kusursuzluğudur. Lakin insan kendini bulmanın, arayışını derinleştirmenin peşindedir. Ana gaye ise mutlak uyumu yakalamaktır. Bu ise tam da icra esnasında mümkündür. Durumu en iyi anlatan, herhalde Aleksei Guskov’dur Paris’te Son Konser / The Concert isimli 2009 Fransa yapımı Radu Mihăileanu filminde. Bir Pyotr İlyiç Tchaikocsky konçertosunda kaybolmak gibidir. Ya da arayanların aradıklarını bulduğu, bulamayanların anın ihtişamıyla iktifa etmenin bilincine vardığı hayat dersidir.

Bu düşüncelerle bir bütüne dâhil olunur. Girildiğinde maestrodan sazendelere her bir kıdemli, mutlak itaat bekler. Yeni yetişen virtüöz bu itaat kültürüne boyun eğer. Elbette standart bir boyun eğiş nefsini kutsayan, nefsi diğer mensuplar ve dinleyiciler tarafından kutsanmış ihtiyarlara yetmez. Onlar orkestranın fi tarihinde maestroluk yapmış, kabul görmüş ve ünlenmiş kurucusunun arkadaşlarıdır. Onlar atanmıştır. Onlar partisyona dahi sadık kalmak zorunda değildir. İcra edilmekte olan Tchaikocsky eserinin ortasında bir anda Mihriban türküsüne geçebilirler. Sen ‘ne oluyor’ bile diyemezsin. Zira çaldıkları türkü yerli ve millidir. Ama ahlaksızdır. Anlatamazsın. Anlamazlar. Öyle, orta yerde, elinde emektar enstrümanın, bakakalırsın.

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İshak Koç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Okullar 21 Eylül'de açılmalı mı?