Reklamı Kapat

Buzdolabı varsa süsü de olmalıdır

“Buzdolabı satışı 18 yıl önce2 milyon 88 bin adetten, 2,5 milyon çıktı. Çamaşır makinesi satışı sayısı 824 bin adetten 2 milyonun üzerine bir seviyeye ulaştı.”

BUZDOLABI MI, TUZ BUZ DOLABI MI?

Cumhurbaşkanı sayın Erdoğan’ın ülkemizdeki refah düzeyinin yükselişini rakamlarla ifade ederken, buzdolabı, çamaşır makinası gibi beyaz eşya satışlarının 18 yıl öncesine göre, ki AKP 18 yıldır sürekli iktidardadır, artmasından örnek vermesine itirazlar hem sosyal medyada, hem de muhalefet liderleri konuşmalarında geniş alanları kapladı.

Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinin sorumluları, geçmişte başbakan sıfatıyla anılıyorlardı, dara düştüklerinde oda, dernek gibi sivil toplum kuruluşlarının toplantılarının birinde, kongre veya bir sempozyum olabilir, saatlerce konuşur dinleyenleri rakamlara boğarak, iktidarlarına nefes aldırırlardı.

Bu geleneğin şampiyonu Demirel’di.

1990’lı yıllarda herkesin umutlarını yitirdiği ve şikayetlere başladığı bir hükümetten sorumluysa mesela, gider ziraat odasının birinde konuşur. Lakin onun geriye dönüşü ne 18 yıldır, ne de şapgasını alıp giderken bıraktığı hükümetledir. Önce tarihleri peşpeşe sıralar, “1980 yılında başka Türkiye, 1950’de başka Türkiye, 1940’ta başka Türkiye vardır.”

Zihinlerde hangi yılın Türkiye’si canlanacak değil maksat. Rakamlara itiraz olmasın.

“1980’de 25 bin köyde elektrik varken, 1990’da bu rakam 35 bin olmuştur.”

Kim sayacak tek tek köyleri? Hem sora şimdi köyler şehirlerin mahallesi oldu. Konuşulan yer tarımla ilgili olduğu için örneği buzdolabından değil, traktörden verirdi mecburen.

“Türkiye’nin 600 bin traktörü var. Köylü 1989’da 18 bin almış. 1990’da 30 bin...”

“Yapılanlardan ülkeyi yönetenlerin övünmesi gayet doğaldır” da diyen Demirel misalimizle umarız sayın Erdoğan’ın övünmesinde bir paralellik bulmakta zorlanmaz okuyanlarımız.

Buzdolabının, Demirel’in başka Türkiye’dir dediği 1940’lı yıllarda siyasi ağızda olmasa bile, bir tiyatro eserinde konu edilmesi, muhalefetin iktidara bir çakması olarak algılanabilir bugün.

İNÖNÜ’LÜ YILLARA “PAYDOS” DİYENLER

1948’delerde Şehir tiyatrolarında sahnelenen ve 1954’te ilk filmi çekilen, Cevat Fehmi Başkut’un “Paydos” oyunundan bahsediyoruz. Tek kanal TRT tv’si günlerinde 1968’de çekilen “Paydos”u seyretmiştik.

İdealist öğretmen Murtaza bey ve ailesi ile diğer “solcu” yazar kişileştirmelerinde de benzerleri olan harp zengini Bakkal Hacı Hüsamettin ailesi arasında vuk’u bulan olayların tiyatrolaştırıldığı “Paydos”taki bir sahne, bizim bugünkü yazımızda anılmayı hak etmiştir.

Dünür olduklarında kaynana rolü üstlenecek iki kadından bakkal eşi olan öğretmen eşi olana soruyor:

“Sizin evde radyo var mı?”

Cevap “yok” kelimesidir.

“Bizde iki tane var.”

Üstünlüğün bu kadarıyla yetinmek istemez bakkal karısı. Bir sorusu daha vardır.

“Sizin evde buzdolabı var mı?”

“Yok!” yine verilen cevap olunca bakkal karısına da ekonomik farklılıklarının boyutunu bir daha vurgulamak düşer.

“Bizde iki tane var!”

Cevat Fehmi Başkut’un harp zengini dediği ve o yıllarda nasıl oluyorsa artık, “Hacı” da yaptığı bakkalın karısı, karşısına alıp küçültmeye çalıştığı öğretmen hanımına çamaşır makinasını da sormuş mudur, hatırlamıyorum. Lakin sordu saymamızda bir mahzur yok. Hem İnönü iktidarına muhalefet iyice neşelenir.

“Paydos”, Şehir Tiyatrolarında sahnelendiğinde o günün basınında kalem oynatan İnönü katipleri, “Memurların evlerinde radyo, buzdolabı, çamaşır makinesi gibi temel gerekçelerin olmadığını vurgulayarak Milli Şef hükümetlerine muhalefet yapanlara, eserlerinin sahnelenmesine müsaade eden İsmet Paşa’yı yedirmeyeceğimizi söylemekle şimdilik yetiniyoruz. İleride başlarına gelecek kazalardan sorumlu olmayacağız!” Gibi yazılar dizdirmişler midir gazete sayfalarına, araştırmadık, bilmiyoruz.

İnönü valisi ve mebusu Cemil Sait Barlas’ın Demokratlarla girdiği bir Meclis polemiğinde, kapısında “Resmi hizmete mahsustur” yazan araçlarla okula çocuk bıraktırmak yahut manava maydanoz aldırmaya salmak normaldir ve tartışılmamalıdır gibi hüküm ferman ettiği o yıllarda yazar Cevat Fehmi Başkut ancak bu kadarcık yazarak mı muhalefet etmeye güç yetiştirmiştir, bunu da bilmiyoruz.

HEM OKUMADILAR, HEM DE YAZIYORLAR

Biz bunları bilmezken, Külliye’nin “konuşma yazıcıları” da Cevat Fehmi Başkut’un “Paydos”unu bilmiyormuş ki, sayın Cumhurbaşkanı’mıza “İnönü devrinde memurların, öğretmenlerin evlerinde buzdolabının, çamaşır makinasının olmadığını da biliyoruz” gibi bir cümle söyletmediler. Şükretmemiz gerek.

Muhalefet liderlerimiz pek hazzetmemiş olsalar da buzdolaplı, çamaşır makinalı demeci, yine de insaflı cümlelerle itiraz ettiler diyebiliriz. Zira kontrademeç haklarını kullanırlarken, şu vurguyu da yapabilirlerdi.

“Halkımızın nerede, ne yaptığını, aldığı buzdolabı ve çamaşır makinasına kadar yakından takip edenler, neden kıçı, bacağı hâlâ bulunamayan FETÖ’cüleri tespit ederek iskeleti tamamlamak gayretlerine bizi hasret bırakıyorlar?”

Belki de bilinçlidirler bu konuda muhalefet liderlerimiz. Bizim aklımıza düşen onların aklına da mutlaka gelmiştir. Hem sonra her birinin etrafında onca yardımcısı ve danışmanı da var. Evlerinde buzdolabına ve çamaşır makinasına gözleri her değdiğinde insanlarımızın, akıllara siyaset gelmesin, işleriyle güçleriyle meşgul olsunlar istemişlerdir. Belki de o eşyalara kızgınlıkla bakmaları insanımızın böyle engelleniyordur.

TELEFONU KONUŞAN CUMHURBAŞKANIMIZ DA VARDI

Sayın Cumhurbaşkanı’mızın demecini işte böyle sindire hazmede yazarken, bir başka Cumhurbaşkanımıza verilen brifingten unutamadığımız bir itirazı da hatırlatalım istedik. Gerçi orada konu edilen gerecin adı telefon olsa da, işin içinde cumhurbaşkanı vardır.

Lakin daha sonraki bir zamanda TRT tv’sinde yaşanmış bir Türkiye gerçeğinden bahsedersek okuyucularımızın konulara intikali zahmetsiz olur kanaatindeyiz.

Merhum Cenk Koray bir program yapıyor tek kanal TRT tv’sinde. Adı Telekutu muydu ne? Programa telefonla katılanlar var. Genç bir çocuğa soruyor: Nereden telefon ediyor sunuz? Şöyle bir cevap beklemiş olmalı ki, çocuğun cevabına şaşırıyor.

“Mahalle muhtarımızın büyük gayretlerle bizim sokağa yakın bir yere koydurduğu telefon kulübesinden arıyorum sizi.”

Delikanlının cevabı böyle değildi. Bir önceki cümlesinde Beşiktaş’ta oturduklarını ve babasının kapıcılık yaptığını söyleyen o genç, Cenk Koray’a cevap olarak “Evimizden arıyorum” deyince, çektiği “Neee!”yi Hakkari’nin Vizontelelileri de duydu.

“Neeee! Sizin evde telefon mu var?”

Olgunluğundan mı yoksa böyle sorulara alışkın olduğundan mıdır sebep, o delikanlı izahlı cevabıyla merhum Koray’ın o anda şoka girmesini engelledi.

“Babam kapıcıdır diye mi bizim evi bir telefona layık görmüyor sunuz?”

Tüm insanlarımız gibi biz de bir şaşkınlık yaşadık o programı seyrederken. Devlet imkanlarıyla Avrupa’dan beri gelmeyen TRT elemanlarından birinin telefonun yaygınlaşması bilgisinden mahrum olmasınaydı Türkiye’nin yaşadığı kahır.

İşte o telefonun konu edildiği bir brifing organize eder PTT’miz. Konuğu Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’dır.

Mühendisler, teknik müdürler çıkıp konuşurlar. Demirel’in de sık kullandığı bir cümle kalıbında verilir bilgiler.

“Türkiye’nin şu kadar şehrinde şu kadar telefon vardır. Önümüzdeki 30 yılda hepsinde olacaktır. Şimdi telefonu olan köy sayısı birkaç bin ise de önümüzdeki 50 yılda...”

Brifingi kapatacak son konuşmayı yapmak sırası Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’a geldiğinde, kalkar, bir cümle ile özetleyeceğimiz notu düşer tarihe.

“Telefon denilen aletin gelişeceği, farklı boyutlara ulaşacağı ihtimalini niçin hesap etmiyor sunuz?”

Hayalsizlik... En büyük eksikliğimiz gerçekleştirilmeyi bekleyen hayallerimiz olmaması mıdır acaba?

Sayın Cumhurbaşkanı’mızın Buzdolaplı, Çamaşır makinalı demecine onca karşı duruşun sebebi, 18 yıllık bir iktidar biterken, gerçekleşen hayallerin Buzdolabı ve Çamaşır makinası sayılarında aranıyor olması mıdır?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Okullar 21 Eylül'de açılmalı mı?