Reklamı Kapat

Hicret zafere inanmaktır

Bismillâhirrahmânirrahîm;

HİCRET, İslâm tarihinin muhteşem bir olayıdır. Allah yolundaki fedakârlığın zirvesidir. Efendimiz (s.a.v.) ve sahabesinin şahsında, İslâm’ın nasıl yaşanması gerektiğinin örneğidir. Hicrette büyük ders ve hikmetler var. En önemlisi, Müslüman’ın her durumda Allah ile irtibatını kesmemesidir. Kuvvet ve kudret sahibi ancak Allah’tır. O’nun takdirinin dışında bir tek yaprak bile kıpırdamaz.

Zafer de öyle! O da Allah’tan! Düşünün! Müşrikler, Mekke’de 13 yıl Müslümanları alay, hakaret, işkence, şiddet ve ambargo gibi yöntemlerle İslâm’dan vazgeçirmeye çalıştılar. Müslümanlar davalarından dönmediler. Müşriklerin son hamlesi Efendimizin (s.a.v.) evini kuşatarak O’nu öldürmekti. Efendimiz (s.a.v.) cana kastedilinceye kadar Mekke’yi terk etmedi. Son ana kadar direndi.

Müşriklerin şerrinden kurtulmak için tedbir aldı. Medine’ye hicret için, “Ben de var mıyım?” diye bekleyen arkadaşı Hz. Ebubekir (r.a.) ile birlikte Sevr Dağı’ndaki mağaraya sığındılar. Müşrikler onları aramak için yollara düşmüşlerdi. Bir grup da onları Sevr Dağı’nda arıyordu. Sesleri duyulmaya başlayınca, Hz. Ebubekir (r.a.), Efendimiz (s.a.v.) adına üzüldü. Efendimiz (s.a.v.) Hz. Ebubekir’i (r.a.) teselli etti: “Üzülme! Allah bizimle beraberdir.” (Tevbe, 40). Bu söz, zafere inanmanın zirvesidir.

Allah yolunda yola çıkana, Allah yolda bırakmıyordu. İki dostu, güvercin yumurtası, örümcek ağı gibi en zayıf sebeplerle koruyordu. Görüntü, müşriklerde mağaranın içini bile eğilip bakma niyetini oluşturmadı. İşte, Rabbine sığınanlara Allah’ın yardımı!

“BEN DE VAR MIYIM?”

ZAFER Allah’tandır, demiştik ya! Düşünebiliyor musunuz? Efendimizin (s.a.v.) evinin etrafının kuşatıldığı, dostuyla mağaraya sığınmak zorunda kaldığı, müşriklerin ellerinde bulundurdukları dünyevî güçle, her istediklerini yapabilecek durumda göründüğü bir zamanda, ilâhi güce teslim olanlar dışında, bu iki dostun içinden çıkarıldıkları Mekke’yi 8 sene sonra fethedeceklerini kim düşünebilirdi? Hiç kimse! Ama düşünülemeyen oldu.

Çünkü Peygamber (lider), “Allah bizimledir” diyerek zafere inanmıştı. Sahabe birer ikişer Medine’ye hicrete başladığında, Efendimiz (s.a.v.) Hz. Ebubekir’e (r.a.), “Bize de yol bulunur” diyerek izin vermemişti. O da, “Ben de var mıyım?” diyerek heyecanlanmış; “Evet!” cevabını alınca çok sevinmişti.

Olayın benzeri bugün de yaşanır mı diyeceksiniz? Yaşanıyor bile! Allah yoluna düşmüş, Efendimizin (s.a.v.) yolunu izlemiş bir lider tam 42 yıl ümidini kaybetmedi; yılmadı; vazgeçmedi; hedefe kilitlendi; mensuplarına devamlı, “…Ve zafer yakındır!” müjdesi verdi. Lider belli, yol belli! Her türlü engele rağmen, “Ben de var mıyım?” heyecanını duyabiliyorsak yolumuz açık demektir.

Ölüm tehlikesine rağmen, Efendimizin (s.a.v.) yatağına yatmaktan asla tereddüt etmeyen Hz. Ali’ler lâzım bu davaya! Parola: “Ben de var mıyım?”

Hicret, inancımızın özgürce yaşanması mücadelesidir. Bugün için, Mekke’de olmuyorsa, onu Medine’ye taşımaktır.

Aslolan âdil bir düzenin kurulması kararlılığıdır. Bugün değilse bile, Allah’ın takdir ettiği bir zamanda gerçekleşeceğine inanmaktır: “Hasretle beklenen gelir mutlaka!”

MEDİNE SÖZLEŞMESİ

EFENDİMİZ (s.a.v.) Medine’ye varınca ilk yaptığı icraatın neler olduğunu biliyor musunuz? Önce, Ensar (Medineli yardım ediciler) ve Muhacirler (Mekke’den hicret edenler) arasındaki kardeşliği pekiştirdi. Dünya tarihinin en ideal kardeşlik örneği oluştu. Efendimiz (s.a.v.) içteki yapıyı sağlamlaştırdı; Müslümanları tek yürek haline getirdi.

Medine’de 3 köklü Yahudi kabilesi yaşıyordu. Toplam sayıları 10 bin kadardı. Müslümanlar Medine’ye hicret vesilesiyle gelmişlerdi. Sayıları 1000 civarındaydı. Sayı bakımından aralarında adeta bir uçurum bulunuyordu.

Önce, Enes bin Malik’in (r.a.) evinde toplandılar. Yahudilerle barış içinde yaşayabilmenin yöntemini konuştular. Bir sözleşme metni hazırladılar.

Gerçekte, Müslümanların varlığından Yahudiler de endişeliydi. Efendimiz (s.a.v.), Müslümanlar ve Yahudilerin ileri gelenlerini bir araya getirdi. Birlikte “barış” içinde yaşamanın yöntemini açıkladı. Allah’ın her insana doğuştan verdiği “din, can, akıl, mal ve neslin korunması” haklarını duyurdu. Güven içinde yaşamak için Müslüman ve Yahudi toplumunun birbirine saldırmamasını, Medine’ye dıştan bir saldırı olursa birlikte savunulmasını anlattı.

Bu sözler Yahudileri rahatlattı. Kendilerine verilen haklar sebebiyle sevindiler. Müslümanlar ve Yahudilerin “barış” içinde yaşamasını sağlayan bu anlaşmaya “Medine Sözleşmesi” denir. Müslümanlar, farklı toplumlarla bir arada yaşamayı öğreten bu sözleşmeyi çok iyi bilmeliler.

Hicret vatanı terk etmek değil; yeni bir mekânda diriliştir. En zor şartlarda bile Allah yolunda yürümektir. Bütün engellere rağmen “Adil bir düzen” kurma mücadelesinden vazgeçmemektir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Şakir Tarım - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Okullar 21 Eylül'de açılmalı mı?