Reklamı Kapat

Fransa ve Lübnan - ıı

Elbette tarihte belirli bir dönemde meydana gelmiş bir olay ya da durumu aynıyla canlandırmak, aynıyla oluşturmak söz konusu olamaz. Olay ya da durumun ortaya çıkmasını hazırlayan amaç ve nedenler, bunları gerçekleştirici özneler, bunların sahip oldukları yetenek ve güçler birbirlerinden farklılık gösterebilirler. Asıl belirleyici olan ise, olay veya durumlar belirli zaman ve mekâna bağlı olarak gerçekleşirler. Bazen mekân aynı olsa da, zaman, sürekli değişimi içkin olması dolayısıyla, daima farklı bir tarzda etkisi söz konusudur. Ayrılmaz bir unsur olarak mekân dahi, tarih bakımından farklı değerlendirilmeyi gerektirir, hatta zorlar. İşte, Ortadoğu, tarihin hemen her anında, her döneminde, her önemli kavşak ve değişim noktalarında mekân olarak yerini korusa da, diğer unsurların, göstergelerin, değişkelerin farklılaşmasına göre yeni tavırları, anlamaları, yorumlamaları gerektirmekte, zorunlu kılmaktadır. Kuşkusuz, tarihin zaman ve mekân unsurlarının varlığıyla bunları anlama, kavrama, değerlendirme ve yorumlama işlevleri birbirine karıştırılmamalıdır. Sözgelimi Roma İmparatorluğu’nun zamanını değil de mekânını, kendisine hedef koyduğu Avrupa’yı düşünelim, bunun ne kadar anlamsız, üstelik yıkıcı sonuçlara yol açacağı herhalde öngörülebilir. Kaldı ki, tarihin çeşitli dönemlerinde bu bir hedef olarak alınmıştır. Bunun ne kadar müşkül, sorunlara yol açtığı, nice çatışmaları, savaşları, yıkım ve yoklukları beraberinde getirdiği Avrupa tarihinde kayıtlıdır.

Benzer durum Ortadoğu, dolayısıyla Ortadoğu halkları, özellikle belirleyici konumda bulunmaları nedeniyle Müslümanlar bakımından da göz önünde tutulması gereken bir olgudur. Ne yazık ki, tarihin zamanını doğru, şartların gerektirdiği ölçekte kavrama ve değerlendirmede, Ortadoğu’nun yönetimleri genellikle yetersiz, kimi zamanlarda da kasıtlı bir niyet, karar ve tavır içinde olmuşlardır. Onun içindir ki, nice bir zamandır Ortadoğu çekişmelerin, iç çatışmaların, iç ve dıştan kaynaklanan savaşların, dolayısıyla yıkımların, katliamların mekânı olmaktan kurtulamamıştır. Ortadoğu’nun mekânı aynı kalır gözükmesine rağmen, bu mekânı, şartlar gereği farklı ve yeni göstergeler doğrultusunda tanımlama, anlama ve değerlendirme bakımından yönetimleri yetersizliği yanında, kasıtlı niyet, karar ve tavır olarak zamanına uygun davranmamışlardır.

Lübnan’daki patlama olayı, her türlü ihmal, vurdumduymazlık, öngörüsüzlük vb. bir tarafa, Fransa’nın gösterdiği tepkiyi doğru anlamak bakımından önemli ipucu verir gözükmektedir. Bir defa Fransa, tarihin mekânını tarihin zamanını, şartlar gereği bir bütünlük içinde kavradığı, en azından öyle bir kavrayışı hafızasının derinliklerinde barındırabildiği için, kendisinden beklenen tavrı göstermiştir. Hiç değilse gösterme niyeti taşıdığını ima edici olmuştur. Bu tavrın Lübnan’da karşılıksız olmayabileceği izlenimini belirlemiştir. Macron’un Lübnan ziyareti, kuşkusuz salt bir taziye olarak değerlendirilmemelidir. Ortadoğu’da, bu arada Akdeniz’de geliştirilen ve uygulanmakta olan politikaların hangi ölçüde nüfuz alanlarının belirleneceği mücadelesini, rekabetini içerdiğiyle ilgili olduğu açıktır. I. Dünya Savaşı sürecinde, asıl sorunun merkezini oluşturan Osmanlı İmparatorluğu’nun devamı ve yaşatılması değil, sahip olduğu toprakların nasıl ve ne şekilde pay edileceğiydi. Bu bağlamda Fransa, dönemin anlayışı, yani tarihin zamanını kavramanın gereği olarak Katolikliği, Rusya Ortodoksluğu himaye etme tavrına dayanmıştı. Rusya’ya (yani Çarlık Rusya’sına) karşı Osmanlı Devleti’nin varlığını korumayı politikasının ya da sömürge politikasının güvencesi olarak gören İngiltere, artık bunun geçersizliğini anlayınca Fransa ve Rusya’dan farklı bir unsuru temel alacaktır. O da, Osmanlı İmparatorluğu içinde yer alan Arap, Ermeni ve Kürt unsurlarını kullanmaktır. Böylece Hindistan’daki hâkimiyetini koruyucu politikayı uygulamaya yönelecektir. Fakat çıkarları, özellikle Ortadoğu düzleminde çatıştığı için, hâkimiyet bölgesini oluşturan Musul’a karşılık Lübnan, Suriye ve kuzeyini (Adana, Urfa, Maraş bölgeleri gibi) Fransa’ya bırakacaktır. Dönemin Fransa Başbakanı Clemenceau İngiltere’yle iyi bir anlaşma yaptığı kuruntusu içinde avunadursun, başına nasıl bir çorap örüldüğünün farkına bile varamayacaktır. Irak’ın, Suriye ve Libya’nın ve diğerlerinin başlarına örülmekte olan çorabın kim farkına varacaktır? Bu, sadece Ortadoğu’daki yeteneksiz ve yetersiz yöneticilerin sorunu mudur?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Okullar 21 Eylül'de açılmalı mı?