Reklamı Kapat

Hücre hayatına geri döndüm

Mart’ın ilk haftasından sonra, Çin’den çıkıp dünyaya yayılan koronavirüs, bir şekilde herkese dokundu. İnsanların hayatlarını, beklentilerini, alışkanlıklarını değiştirdi.

Haliyle, biz de nasibimizi aldık bu gelişmelerden. İlk zamanlar, yarın biter, ertesi ay biter beklentisiyle, Eylül’de normalleşmenin başlayabileceğine inandık. Konunun uzmanları, bilenleri, tarih bile vermişlerdi. Salgın yönetimini, geçmişteki salgın süreçlerini çok iyi bildiklerinden, beyanat veriyorlar, izahatta bulunuyorlardı.

  Kendi hanemizde, kendi halimize kalınca, okumak, düşünmek, tefekkür etmek, kendiliğinden edindiğimiz alışkanlıklar haline geldi.

Yıllar öncesine döndük. Hücredeki gibi kitap okumaya, yazmaya başladık.

  Bir yılda okuduğum kitapları bir ayda okudum dersem mübalağa olmaz. Aheste yazdığım romanı da bu sayede ilerlettim ve şükür olsun ki, Eylül’de piyasada olacak.

Üç günde bir kitap bitirmeye başladım. Yıllar sonra, kitapçıları gezdim Ankara’da. Poşet poşet kitaplar edindim. Mutlu oldum.

1850’de, kaleme alınmış komünist manifestoyu bir de bugünün gözüyle okuyayım dedim. Marks ve Engels’in birlikte kaleme aldıkları manifestoyu zamana yenilmiş buldum.

Sanayi devrimi geride kalmış, işçi sayısı gittikçe azalmıştı. İşçiler bile değişim geçirmişlerdi her anlamda. sonra, Mahatma Gandi ile Tolstoy’un mektuplarını dikkatle okudum, inceledim… O yıllarda, mektuplaşmak mühim bir alet imiş. Ve insanların birbirlerinin fikrine, zikrine olan saygılarını görünce, daha bir kendime geldim.

  Sonra Afganistan’ın birkaç sokağında geçen… Kimi mahallerinin dramını anlatan, Khad Hüseyin’in bin muhteşem güneşiyle karşılaştım.

Meryem’i ve Leyla’yı orda tanıdım. Daha doğrusu, Müslüman kadınların, İslam coğrafyasındaki hallerini bir daha görme, bilme imkânına kavuştum. Hatırladım dersem yerinde olur.

Mahpus iken de çokça düşünmüş idim. Sovyetlere karşı mücadeleyi kazan, sonra eve dön, mücahitler savaşı ver. Kardeş kardeşi öldürsün… Müslüman’ın kanı Müslüman’a helal olsun. Olacak iş miydi bu? Kan gölüne çevirmişleri Afganistan’ı. Nice anlı şanlı mücahit liderler, birbirinin boğazına sarılmışlardı.

Yeniden o günleri yaşadım. Kahroldum. Olan Afganlı kadınlara, kızlara, masum çocuklara olmuştu. Yazık edilmişti umutlara.

  Madam Bovary bir kez daha okudum. Klasik eser imiş. Lakin Margaret Leroy’un bir askerin karısı eseriyle bir tutmadım. Leroy’u daha başarılı buldum.

  Bazen önyargılar, insanı doğruya götürmüyor ne yazık ki.

Topal Osman’ı okuma şansı buldum yeniden. Ali Şükrü beyi katleden Topal Osman’ı. yazdığım romanda ismi geçtiği için bir daha etraflıca bilmek, görmek istedim.

Devletin oğullarını devlet boğuyor genellikle. Bu Türk devlet geleneğinin bir hastalığı olsa gerek. Hep kutsallaştırılan beşer etiketli kurumlar, kuruluşlar, insanlar… Ve uğrunda feda edilen insanlar…

  Hâlbuki İslam önce insanın yaşamını, onurunu korumayı öğütlemiş hepimize. Biz tam tersini yapar olduk gittikçe.

İskender Pala’nın itirafçısını okurken, Osmanlı’nın son dönemlerini yaşama fırsatı buldum. Üzüldüm, geçmiş adına. Kokuşmuş ilişkiler, kimi yüce idealleri yerle bir ediyor…

İstanbul’da… 6-7 Eylül olaylarının iç yüzünü birkaç kitaptan okudum. Karşılaştırmalı. Türkiye’nin bir hastalığının da, istihbaratı elinde tutanların, kendilerini yüksek mevkide, milleti milletten daha fazla düşünenler olarak görmeleridir.

Renkli tabiat, farklı kültürler… Nebatatın ve hayvanatın… İnsaniyetliğin değişkenliği, Allah’ın ayeti iken, ona bile tahammül edemeyenlerin varlığı, insanın vicdanını kanatıyor.

  Gelecek adına üzülüyor insan. Diyeceğim o ki, bu aralarda, yeniden hapishanedeki hücremdeyim.

O günlerdeki gibi, hem okuyor, hem yazıyorum. Biraz da kendime döndüm, kendimi dinliyorum, yaptıklarımı, yapamadıklarımı… Yanlışlarımı, doğrularımı… Allah’a olan yakınlığımı, uzaklığımı. İyi bir vatansever ve Müslüman olup olmadığımı sorguluyorum.

  Sorular yakamdan düşeceğe de benzemiyor.

Salgın, insanlığa kötülük mü ediyor iyilik mi bilmem ama az da olsa, kendime dönme fırsatı tanıdı bana. Ben musibetin bu yönüne bakıyorum… Bilmem siz ne düşünüyorsunuz?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Remzi Çayır - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Ts-61 - Eyvallah, Sn. Hocam, düşüncelerinize katılıyorum.!

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 19 Ağustos 00:47


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Covid-19 aşısı bulunursa yaptırır mısınız?