Reklamı Kapat

Kardeş, kardeşin eli değil midir?

Hatırlayacağınız üzere geçtiğimiz gün Erol Mütercimler’in “İngilizler hilafetin kaldırılmaması için çaba sarf etmiş, o dönemin İsmailağa mezhebi liderine baskı yapmış” ifadelerine karşı cemaatten tepkiler yükselmeye başlamıştı. İsmailağa mezhebi ifadeleri üzerinden yürütülen tartışmaların nereye varacağını düşünürken namıdiğer Ahmet Mahmut Ünlü Hoca çıktı ve gerginliği ortadan kaldıracak bir açıklama yaptı. Ahmet Ünlü, olayın sadece dil sürçmesinden ibaret olduğunu, vatanını milletini seven kişilere küçük bir dil sürçmesinden dolayı hakaretler yapılmaması gerektiğini ifade edip insanları anlayışlı olmaya davet etti.

Başımı avuçlarımın arasına koydum ve Cübbeli Hoca’nın karşı mahallenin sakinlerine karşı gösterdiği tolerans ve nezaketi neden yol arkadaşlarına gösteremediğini anlamaya çalıştım. Zira hatırlayacağınız üzere Ahmet Mahmut Ünlü, “Ben İslamcı değilim, ben Müslümanım, eğer biz İslam’dan bahsedeceksek her şeyden önce adalet ve güzel ahlak gelir” diyen Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu için son derece galiz ifadeler sarf etmiş, “Saadet’in proje başkanının ‘Müslümanım ama İslamcı değilim’ lafı insanım ama insancı değilim manasına gelmektedir” demiş ve konuşmasının devamında “Beyaz sakalından utan be, kaç yaşına gelmişsin” diye maksadını aşan ifadeler kullanmıştı.

 Mezhepsel ayrımcılığı sık sık gündeme taşıyarak Müslümanları ehli küfür ilan eden ve tefrikayı tetikleyen Hocamız, Mütercimler’e gösterdiği hoşgörüyü acaba hayatlarını İslam’a adayan yol arkadaşlarından neden esirger? Elbette hiçbirimiz kusursuz değiliz, elbette bizim gibi düşünmeyen, bizim gibi inanmayan, bizim gibi yaşamayan kişilerle ilişkilerimizde de hakkaniyete riayet etmek ve saygıya tutunmak zorundayız. Zira Müslüman’ın görevi sadece Hakk’a tabi olmak değildir, bunun yanında insanlara şefkatle yaklaşmak ve onları Hakk’a çağırmaktır. Müslüman’ın görevi sadece yakınımızdakilere karşı değil, uzağımızdakilere karşı da şefkat, anlayış ve sevgi ile yaklaşabilmektir. Ve aslolan kusurları örtmek, iyilikleri ise ortaya çıkarmak ve yaymaktır.

 Özür dileyenin özrünü kabul etmek ve affetmek erdemdir. Dolayısıyla Cübbeli Hoca’nın özür dileyen kişinin özrünü kabul edip insanları hoşgörü ve anlayışa davet etmesi elbette takdire şayan bir durumdur. Fakat söz konusu kişinin aynı hoşgörüyü, aynı anlayışı ve aynı şefkati yol arkadaşlarına, dava kardeşlerine de göstermesini beklerdik. Öyle ye Allah’ın Resülü “Sizler iman etmedikçe Cennet’e giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız” buyurmuyor mu?

Rabbimiz ayetinde “Şüphesiz Allah, kendi yolunda, sanki birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak mücadele edenleri sever.” (Saf Sûresi, 4) buyurmuyor mu?

 O halde iddiası olan bir hocaefendi hangi gerekçe ile günde beş vakit secdeye kapanan Müslümanları mezhepsel ayrıma tabi tutarak ötekileştirmeye kalkabilir? Hangi gerekçe ile alnı secdeye değen insanları teferruatlar üzerinden vurarak ayrıştırabilir, hangi gerekçe ile insanları parti, hizip, mezhep, meşrep ayrımı üzerinden değerlendirerek yerden yere vurabilir? İnsanların kalplerini açıp ne olduğunu anlama şansları var mı ki bu kadar cüretkâr olabiliyorlar?

Hz. Peygamber bütün insanlığı kucaklayacak kadar geniş bir gönle ve sevgi yüklü bir yüreğe sahipti. Onu öldürmeye gelenler yüzüne baktıklarında hayat bulur ve İslam’la müşerref olup giderlerdi. Fakat ne yazık ki tefrika hastalığına tutulan bazı kardeşlerimiz birbirlerini teferruatlar üzerinden tenkit ve tekfir edip ötekileştirmeye kalkıyorlar. Bu büyük bir vebal ve büyük bir yıkımdır. Kutsalları, değerleri kültürel zenginlikleri işgal edilen ve zayıf bırakılan Müslümanların tevhidî sancak altında toplanıp bir araya gelmeye ve güç birliği oluşturmaya büyük ihtiyaçları vardır. İnananlar kardeştir, inananlar bir elin parmakları gibidir, inananlar birbirlerinin eli koludurlar.

Müslümanlar, sevgi, şefkat, anlayış, paylaşım ve sadakat duygusu ile birbirlerine kenetlenmek zorundadırlar. Bilirsiniz kardeş kardeşin kusurlarını örter, aşikâr etmez, kardeş kardeşin hatalarını tamir eder, kardeş kardeşi kucaklar, onun ihtiyaçlarına hiç tereddüt etmeden cevap verir. Kardeş kardeşin eli ayağı, gözü kulağı olur. Fakat bugün Müslümanlar birbirlerine nefret kusarak kalpten kalbe kurulan köprüleri yıkıyor ve araya mesafeler örüyorlar. Bu köprüleri yeniden kurmadan üzerimizde dolaşan karabulutları dağıtma şansımız olmayacaktır. Bilmiyorum, siz ne düşünürsünüz?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Fatma Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Serkan - Allah razı olsun hocam Allah’a emanet olun inşallah

Yanıtla . 1Beğen . 1Beğenme 13 Ağustos 09:38


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Covid-19 aşısı bulunursa yaptırır mısınız?