Reklamı Kapat

Melekler dişi mi, erkek mi?

Siyaset bir uzlaşma sanatıdır ama hangi noktada uzlaşılacağı bilinmez ve ona göre adımlar atılamazsa bu süreçler büyük kayıplara dönüşebilir. Bu gerçe...

Siyaset bir uzlaşma sanatıdır ama hangi noktada uzlaşılacağı bilinmez ve ona göre adımlar atılamazsa bu süreçler büyük kayıplara dönüşebilir. Bu gerçek hem iç siyaset hem dış politika için değişmez kuraldır. Dış politikanın kriz zamanlarında en güçlü enstrüman ise bir ülkenin potansiyelini ortaya koyan diplomatik becerisidir. Bunu sağlama alacak olan da askeri gücüdür. Ülkeler askeri birikimlerini çoğu zaman kullanmak değil, göstermek için muhafaza eder, geliştirirler. Sosyal, tarihi, askeri her türlü potansiyelini doğru bir şekilde kullanamayan ülkelerin “psikolojik sınırları” teste tabi tutulur ve her seferinde biraz daha aşındırılırlar. Türkiye maalesef son yıllarda bu “aşındırma denemelerine” birçok kez muhatap olmuştur, ne yazık ki hâlâ da bu operasyonlara muhatap olmaya devam etmektedir.

Suriye bu aşındırma denemelerinin başında gelir. Bugün yanı başımızda, en uzun sınır hattına sahip olduğumuz Suriye’de, Irak’tan sonra yeni bir bölünme tehlikesi ile burun buruna geldiysek, bunun ana sebebi tartışmasız ve en basitinden hayati hatalar yapılmasıdır. Bu sonuca gelinmesine sebep olan yanlış ise manevra kabiliyetinin duygusal tepkilere teslim edilmesidir. Suriye bugün Türkiye’nin en önemli baş ağrısıdır ve bu ağrının ne zaman dineceği, geride hangi tortuları, hangi kalıcı hasarları bırakacağı da meçhuldür.

Bunun yanında Akdeniz, Ege, Kıbrıs derken bugün yaşananlar, Yunanistan’ın Türkiye’nin önceliklerini aşındırma denemelerinde bayağı mesafe kat ettiğini göstermektedir. Mısır ve Yunanistan arasında yapılan son deniz yetki alanları anlaşması, her ne kadar hukuki temelden yoksun olsa da can sıkıcıdır. Hem de bu anlaşma Oruç Reis sismik araştırma gemisinin geri çekilmesinden sonra olmuştur. Almanya Şansölyesi Merkel’in böylesi bir anlaşma sürecinden haberdar olmaması çok küçük bir ihtimaldir. Ona itibar edip Oruç Reis’i geri çağırmak büyük hata olmuştur. Aynı zamanda Yunanistan Başbakanı Miçotakis’in, “Türkiye ile masada konuşmaya hazırız” cümlesinin de Mısır anlaşması için zaman kazanma çabası olduğu gayet net olarak ortaya çıkmıştır. Bu açıklama ile belki de Miçotakis, Mısır ile anlaşma yaptıktan sonra kendince masaya güçlü oturmanın hesaplarını yapmıştır. Türkiye maalesef bu oyunu bozamamış, şimdi Akdeniz’de nur topu gibi bir sorunla daha karşı karşıya kalmıştır.

Diğer taraftan Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun hafta içi gerçekleştirdiği Libya ziyareti de ayrıca masaya yatırılmalıdır. Malum olduğu üzere bu ziyarette Malta Dışişleri Bakanı Bartolo da vardı. Malta gibi bölgesel ve uluslararası arenada etkisi yok denecek kadar az olan bir ülkeden Libya gibi kurtlar sofrasında ne gibi katkılar beklendiği de tam olarak anlaşılamamıştır. Şayet İtalya, arka bahçesi olan Malta’yı öne sürerek perde gerisinden destek vermek gibi bir plan ile Türkiye’yi ikna ettiyse, emin olunuz bu ikinci Oruç Reis vakası olarak yakın gelecekte mutlaka patlak verecektir. Kaldı ki Türkiye, Malta ve Libya ile anlaşma imzaladığı aynı gün Amerika Libya petrolünü Malta üzerinden sattığı gerekçesiyle Maltalı bir şirkete yaptırım kararı aldı. Bu adım bile Malta’nın altına imza koyduğu bu anlaşmanın arkasında duramayacağını göstermektedir.

Bütün bunlar gözlerimizin önünde bağıra bağıra yaşanırken, Türkiye ise bin bir türlü tantana ile olası erken seçime hazırlık yapıyor. Cumhur İttifakı’nı temsil eden partiler, dün siyah dediklerine bugün beyaz diyerek kaybettikleri toplumsal desteği geri almanın hesaplarını yapıyorlar. Böylesi haberlere muhatap oldukça, bu toplumun rahmetli Süleyman Demirel'den özür dileme vaktinin çoktan geldiğini düşünmeye başladım. Çünkü "dün dündür bugün bugündür" sözü üzerinden ona denilmeyen şey kalmadı. Bu arada son tartışmalarla gördük ki, "başarıya giden her yol mubahtır" diyen Makyavel bile herhalde mezarında ters dönmüştür. Dış politikadaki bu yoğun gündemlere rağmen, ana akım medya da büyük bir iştahla kurulması muhtemel yeni partileri konuşturarak, tek dertlerinin reyting olduğunu göstermiş oldular. Varsa-yoksa reyting odaklı tartışma programlarına imza atıyorlar. Bu süreçte nedendir bilmem ama benim de aklıma sürekli melekler dişi mi, erkek mi sorusu takılıyor. Cevabını da hâlâ bulamadım.

Beni bu meraktan kurtarınız.

Söyler misiniz lütfen, sahi melekler dişi mi, erkek mi!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kaya - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Avni aladağ - Bunların dalaveresini görünce demirele evliya diyesim geliyor

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 09 Ağustos 17:48


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Covid-19 aşısı bulunursa yaptırır mısınız?