Reklamı Kapat

İçimizdeki “biz”

Çocukluk çağına veda eden kişi erişkinler dünyasına katılır ve buranın sakinlerine uyum sağlamaya çalışır. Bu bir gelişim ve olgunlaşma sürecidir ki, uzunca bir zamanı kapsar. Gelişimini sağlıklı şekilde tamamlayan bir kimse, çocukluk döneminde sergilediği birçok davranışını terk eder ve bir erişkin gibi davranmayı öğrenir. Fakat çevremizde öyle insanlar görüyoruz ki, ilerlemiş yaşlarına rağmen kural tanımayan haylaz bir çocuk gibi davranıyor ve olaylara küçük bir pencereden bakıyorlar. Bu kişilerin en belirgin özelliği diğerlerine karşı takındıkları alayvari tavırlarıdır. Büyüyememiş erişkinler bir kişinin ayıbını gördüklerinde bunu alay konusu yapar ve karşı tarafı rencide etmekten kaçınmazlar.

Programını başarı ile sunan bir kadın canlı yayında beklenmedik bir şeyle karşılaşıyor ve dişi ağzından fırlayıp çıkıyor. Büyümemiş erişkinler bunu bulunmaz bir fırsat olarak görüp, kadının mahcup vaziyette duran fotoğrafını çekiyor ve sosyal medyada yayınlıyorlar. Haber hemen servis ediliyor ve dedikodudan beslenen kişiler haberi tıklayıp merakla okuyorlar. Kadının dişi nasıl çıkmış, kadın o esnada ne yapmış, tepkisi ne olmuş bunlara kafa yoruyor ve bir kadının mahcubiyeti üzerinden kendilerine espri üretmeye çalışıyorlar. İşte büyümemiş erişkinlerin dünyası bu kadar sığ, bu kadar duyarsız ve bu kadar yoksuldur. Toplumun yoksullarıdır onlar ve içlerindeki çocuğa eğlence üretmeye çalışmaktadırlar. Büyümemiş erişkinler insanların ayıpları ile meşgul olarak hoşça vakit geçirdiklerini zannediyorlar oysa hoşça değil boşça vakit geçirmekteler.

DÜŞENE EL UZATMAZ MISINIZ?

Bir insanın düşmesi hangi şartlarda olursa olsun vicdanınızı harekete geçirir ve el uzatmak istersiniz öyle değil mi? Düşmek sadece maddi anlamda olmaz, duygusal ve manevi olarak da düşebilirsiniz. Şekli ne olursa olsun düşen insana el uzatmak insani bir sorumluluktur.

Yere düşen kişi ile karşılaştığınızda bu kişiyi tanıyıp tanımadığınıza bakmazsınız, olayı tasvir edip espri çıkarmaya kalkmazsınız, düşenin elinden tutar ve yardımcı olursunuz. Çocuk kalmış erişkinler için ise düşen kişinin durumu bir mizah konusudur. Onlar düşenin ardından kahkaha atarak eğlenmeye çalışırlar. Çünkü bu kişilerin vicdan gelişimi oluşmamış, ahlaki değerleri gelişmemiştir. O yüzden karşı taraf acı çekerken onlar büyük bir espri üretmişçesine gülmeye devam ederler. Böyle durumlarda insan ne diyeceğini, nasıl bir tepki göstereceğini bilemiyor. Bu zavallı insanlara davranışlarının karşı taraf üzerindeki olumsuz etkilerinden bahsetseniz sana ne ister güler ister alay ederim diyeceklerdir, onları şefkatli olmaya, vicdanlarının sesini duymaya teşvik etseniz bana bunu sen mi öğreteceksin deyip tepki göstereceklerdir. İnsanların kusurları ile alay eden insan hatasını kabul edip özür dileyecek olgunluğa sahip değildir. Zira özür dilemek bir olgun davranışıdır karşınızdaki kişi ise altı yaş dönemini aşamamış bir çocuktur ve erişkin bedenine sıkışıp kalan bu çocuk kendine eğlenebileceği mecralar aramaktadır.

O MAHALLENİN SAKİNLERİ

Allah dedikoduyu ve gıybeti haram kılmıştır. Fakat ne yazık ki, görsel medya üzerinden sergilenen magazin programları dedikoduyu sıradanlaştırarak meşru göstermeye çalışıyor.  Kendilerini toplumun kaymak tabakası olarak gören şarkıcı, oyuncu, manken ve fenomenler birbirlerini yererek, küçümseyip alay ederek gündemde kalıyor ve büyük paralar kazanıyorlar.    Birbirlerinin kusurlarına yoğunlaşan ve kimin ne kadar kilo aldığından, kimin kiminle aşk kaçamağı yaptığından, kimin daha yaşlı ya da genç göründüğünden, kimin ne yediğinden ne söylediğinden bahsedip dedikodu ve gıybeti magazin adı altında aktarıyor ve gençlerimiz üzerinde özendirici etki bırakıyorlar. Dedikodunun para ve şöhret getirdiği bir çağda insanlar ruhsal olgunluğa ulaşamıyor, ilerlemiş yaşlarına rağmen çocuk kalmaya devam ediyorlar. Sorduğunuzda dedikodunun, zinaya meyletmenin, insanların kusurları ile meşgul olmanın haram olduğunu ifade eden insanlarımız söz konusu kişiler toplumun kaymak tabakası olunca seslerini çıkarmıyorlar. Sorduğunuzda biz zayıfların yanındayız, aslolan iç güzelliğidir, aslolan ahlaki değerlerdir deseler de statüye göre karar veriyor ve maddiyata göre gömlek biçiyorlar.

İnsanın fiziki anlamda gelişimi hızla devam eder. Ancak onun ruhsal olgunluğa ulaşması ve kişilik gelişimini tamamlaması zaman alır. Birçok kişi ailesel ve çevresel etkenler nedeniyle bu süreci tamamlayamaz ve erişkin bedenine sıkışmış bir çocuk olarak yaşamaya devam eder. İnsanların sorunlarını kendilerine dert edinen dava adamları,  bütün yaşamlarını çocuk kalmış bu erişkinlerin eğitimi için harcar ve onları rehabilite etmeye çalışırlar.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Fatma Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Serkan - Allah razı olsun Allah’a emanet olun inşallah

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 08 Ağustos 08:00


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Okullar 21 Eylül'de açılmalı mı?