Reklamı Kapat

Hac ve Umrenin güzel hatıraları

Bugün bayram. Ancak çok tuhaf bir bayram. Belki de Mekke’nin fethinden bu yana haccın yasaklandığı ilk bayram. Dün Arafat mahzun’du. Bugün ise Kâ’be… Nerede o mahşerî kalabalıklar… Nerede o ulvî neş’e…


Hac ve umre seferi yapmış olan bahtiyarlar çok iyi bilir. Bu mübarek yolculuk, insan hayatındaki en güzel anlardır. Zira Rabbü’l âleminin çok değer verdiği beldeler ziyaret edilmektedir. Oralarda Cenab-ı Hakk’ın husûsî tecellisi vardır. Bu bakımdan o mekanlarda geçirilen vakitler kolay kolay anlatılmaz, ancak yaşanır. Hacca ve umreye gidenler, Arafat’ta, Müzdelife’de, Mina’da, Harem-i Şerif’te, Medine-i Münevvere’de pek çok güzelliklere, güzel ve latif tevafuklara, ikrâm-ı İlâhiye şâhit olmuştur. O mübarek yolculuğu yapmış olanların bu neviden pek çok hatıraları vardır. Bu mübarek bayram gününde biz de yaşadığımız o güzelliklerden bazılarını anlatarak, hac ve umre yolculuğunu bir kere daha hatırlayalım dedik. İşte o güzel hatıralardan bir güldeste…


1990’da karayolu ile hacca gitmiştik. Çok güzel bir yolculuğumuz oldu. Irak üzerinden gitmiştik. Musul’da Yunus Aleyhisselam’ı, Bağdat’ta, Abdülkadir Geylanî Hazretlerini, İmam-ı Azam Hazretlerini, Kerbela’da şehitlerin türbelerini ziyaret ettik. Ar’ar sınır kapısından Suûdî Arabistan’a giriş yapacağız. Pasaport işlemleri yapılırken oradaki mescitte istirahat ediyoruz. Dört otobüslük bir kafileyiz. Bir otobüsteki yolcu uyuyakalmış. Otobüsü de kendisini fark etmeyip gitmiş. O hacı nasıl da üzgün. Pasaportu yok. “Hacca gidemeyeceğim” diye gözyaşı döküyor. Kendisine, “Bizimle gel” dedik. Otobüsümüze aldık. Herkesin duâ etmesini istirham ettik. Görevli asker elinde pasaportlar otobüse bindi. Sayıyor, ancak yanı başında duran bizim görevliyi saymıyor. Bu işlem tam üç defa tekrar etti. Pasaport sayısı ile yolcu sayısı tamam. Pasaportları bizim görevliye teslim etti. “Halas!” dedi. Hepimiz derin bir “oh!” çektik. Böylece sınırı geçtik. O hacının otobüsü hemen önümüzdeydi. Derhal o otobüse geçti. O da sevindi, biz de sevindik.
Arafat’taki vakfe vazifemizi yapmıştık. Bizler dört oda arkadaşı, kafa kafaya vermiş ve otobüse binmeden yaya yolundan Müzdelife’ye oradan Mina’ya, oradan da Mekke’deki otelimize gitmeye karar vermiştik. Bu, yaklaşık 20 kilometrelik bir yolculuk demekti. Kendimize yol emiri olarak 25 senedir Suûdî Arabistan’da çalışan Alaaddin Köseoğlu’nu seçmiştik.

O da bir değnek bulmuş, 2,5 litrelik bir boş pet şişesini bu değneğe geçirmiş, yukarıya kaldırmıştı. Böylece kendisini kaybetmeyecek, tâkip edecektik. Neyse biz dört kişi yola çıktık. Yüz binler o yaya yolunda akmaktaydı. O ne muhteşem manzaraydı. Tekbirlerle, Lebbeyklerle, salavatlarla yol alıyorduk. Tam Müzdelife’ye yaklaşmışken o kalabalıkta Alaaddin Köseoğlu’nu kaybettik. Böylece rehbersiz kaldık. O sıralar yollarda çeşmeler yoktu. Bu bakımdan su çok kıymetliydi. Bizim de elimizde yalnızca 2,5 litrelik bir pet şişe vardı. Yola devam ederken Mısırlı bir aileye rast geldik. Kadıncağız bayılmıştı. Kocası ve iki çocuğu çaresizce ayıltmaya uğraşıyorlardı.

Biz o suyumuzu verdik. Onunla yüzüne döktüler, ayıldı, biraz da su içirdiler. Kalan şişeyi bize iâde etmek istediler, kabul etmedik. Yolculuğa “susuz” devam ettik. Mina’da şeytanları taşladık, ancak susuzluktan helak olmak üzeriydik. Şöyle selamete çıkalım, biraz dinlenelim dedik. Baktık bir Afganlı, kaldırıma oturmuş, önünde üç koca dilim karpuz, eliyle bizi çağırmakta. Biz suyu vermiştik, Rabbimiz de bizlere bu karpuz dilimlerini ihsan etmişti. Üç arkadaş, o enerji ile yürüyerek otelimize döndük.
Rabbim lutfetmişti, 2002’de ailece hacca gitmiştik. Aynı sene biraderim Nuri Bey de hacda idi. Mekke’de onu buldum, ondan sonra vaktimizi birlikte geçirdik. Biz Medine’ye gidince o kalmıştı. Dönüş vaktimiz gelmişti. Son defa Mescid-i Nebevi’de cennet bahçesinde namaz kılalım, dedik. Çocuklar, “Amcamızı göremedik” dediler. Biraz sonra baktık ki bizim Nuri Bey bize doğru geliyor. Meğerse onlar yeni Medine’ye gelmişler. Valizleri lobide bırakıp süratle Mescid’e yönelmişler. İşte güzel bir tevafuk…


Bir Ramazan umresine (2007’de) bizim delikanlılarla gitmiştik. Mekke’de Harem-i Şerif’te iftarı bekliyoruz. Bizim Fatih Said bir defasında demesin mi? “Baba canım içinde hurma ezmesi olan o bisküvilerden çekti!” Ben sana nereden bulayım, demeye kalmadı. Yan taraftan bir hacı o bisküvilerden bir paket uzattı. Başka bir gün de bizim Hacı Sait bu defa da, “Canım salatalık çekti” dedi. Beş dakika sonra baktık bir Suûd’lu gelip eteğindeki salatalıkları bizim sofraya döktü. Bunun gibi yaşadığımız güzellikler o kadar çok ki… İnşeAllah bir başka vakit anlatırız.


Not: Okuyucularımın mübarek bayramını tebrik ederim.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Burhan Bozgeyik - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Fındık fiyatları hakkında ne düşünüyorsunuz?