Reklamı Kapat

Gemi azıya almak

Yunanistan gerdikçe germeye devam ediyor. Bütün bu süreçler yaşanırken Libya’yı, Suriye’yi, Ermenistan’ın saldırılarıyla ortaya çıkan gelişmeleri kendi lehine çevirmek için olmadık adımlar atmaya çalışan Fransa da en büyük destekçisi. Yunanistan gererken, Fransa da tahrik vazifesini yerine getiriyor. Her ikisi de Avrupa ülkelerini tarihsel misyonları üzerinden harekete geçirmeye çalışıyor.

Yani aynen “bozacının şahidi şıracı” atasözünde olduğu gibi birbirlerini tamamlıyorlar. Hatırlanacağı gibi eski Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, “Hepimiz Bizans’ın çocuklarıyız” demişti. Bugün de Yunanistan başta Fransa olmak üzere, diğer Batılı ülkelere, “Gereğini yapın, yanımda durun” mesajı veriyor.

Bütün bunların yanında Akdeniz’de “AB Üyesi” Güney Kıbrıs üzerinden kendisine alan açma çabası içine giren Yunanistan, kıta sahanlığı tartışmaları ile gerçekten gülünç duruma düşüyor. Türkiye’nin araştırma gemisi Oruç Reis’in Meis ve Rodos adaları arasında sismik araştırmalar yapmasını kendi kıta sahanlığının ihlal olarak görüyor. Türkiye ise olması gerektiği gibi Oruç Reis’in 2 Ağustos’a kadar bölgede olacağını Navtex yani denizde hareket bildirimi yayınlayarak duyurdu. İlginç olan nokta şu; Yunanistan kendi ana karasına 580 km uzaklıkta olan, Türkiye’ye ise sadece 2 km uzaklıkta olan Meis Adası üzerinden kıta sahanlığını acaba nasıl hesaplayabiliyor? Yani ne akıl, ne mantık ne de uluslararası hukuk Yunanistan’ın tezlerine destek veriyor. Çünkü Ege, Akdeniz gibi tartışmalı alanlarda kıta sahanlığı hesaplamalarında belirleyici olan ana karalardır. Türkiye de zaten BM’ye kıta sahanlığı olarak tescil ettirdiği bir alanda araştırmalar yapıyor.

Bununla birlikte Libya ile imzalanan “Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Anlaşması” ile kendisini köşeye sıkıştırılmış hisseden Yunanistan, olmadık açıklamalarla iç kamuoyunda tansiyonu kasten yükseltiyor. Aslında dış politikayı içeriyi dizayn etmek için kullanıyor. Yanlış üstüne yanlış yapıyor. Daha düne kadar iflas etti-edecek diye beklenen, Avrupa’dan aldığı tarım destek paketlerini plastik zeytin ağaçlarını havadan göstererek iç eden, kendince uyanıklık yapan Yunanistan, bugün diklenerek bölgede mesafe alacağını düşünüyor. Klasik, bilindik ve her zamanki şekliyle “Avrupa’nın şımarık, haylaz ve mızmız çocuğu” gibi hareket ediyor. Avrupa Birliği’ne çok güveniyor. Tam anlamıyla mahalle kavgasında abilerini çağıran cılız çocuk görüntüsü veriyor. Tabi bütün bu yaklaşımların sürdürülebilmesi mümkün değil. Ne diplomasi, ne de hukuk ayakları yere basmayan bu söylemlere ve taleplere doğru yanıtları veremiyor, bundan sonra da veremeyecek. Avrupa ülkeleri o yüzden bir yere kadar seslerini çıkarabiliyor, bir noktadan sonra ise mecburen gerçekler karşısında sessiz kalmayı seçiyorlar. 

Diğer taraftan Yunanistan, Amerika’nın da kendisini yalnız bırakmayacağını düşünüyor. Amerika ise son tahlilde bölgede her ikisi de NATO üyesi olan Türkiye ve Yunanistan’ın karşı karşıya gelmesini istemiyor. Böyle bir durumda en başta kendisinin bölgedeki çıkarlarının zaafa uğrayacağını düşünüyor. Yunanistan, Ege ve Akdeniz’deki bu gelişmelerin üstüne bir de Ayasofya’nın cami olmasına, bayraklarını yarıya indirecek kadar içerledi. Bunun üzerine Yunanistan Başbakanı Miçotakis de Türkiye’yi “baş belası” olmakla suçladı. Miçotakis aslında doğru söylüyor. Bu bölgede barış içinde yaşamak varken, boyundan büyük işlere kalkışan bir Yunanistan için Türkiye gerçekten İstiklal Savaşı’nda, 1974’te olduğu gibi bugün de bir baş belasıdır ve öyle olmaktan başka da seçeneği yoktur.

Sonuç olarak, herkese bu saatten sonra düşen görev, bölgedeki tansiyonu düşürmektir. Bu herkes için hayırlı olan yoldur. Türkiye, Akdeniz’de donanmasını dolaştıramayacaksa bu tam anlamıyla bittiğimizin resmidir. Bunun yanında Ege’de kimi kayalık ve adaların Lozan’da dile getirilmediği halde, Yunanistan tarafından işgal edildiğine dair ciddi ve dikkate alınması gereken iddialar dolaşmaktadır. Eğer bunlar gerçekten doğruysa, bu durum çok vahim demektir. Sonuçları Türkiye için büyük yara olur. Vebali de ağırdır. Buralarda da gemi azıya almış bir Yunanistan’ın bitmez-tükenmez ihtiraslarının kendileri için nelere mal olabileceğini hissettirmek gerekir. Türkiye’nin yapması gereken ise bölgede barışı tesis için öncelikle içeride birlik ve beraberliği sağlayarak her açıdan güçlü olabilmektir. Duygular insanı bir yere kadar taşır. Duyguları sağlıklı zeminde yönetmek için başta ekonomik olarak güçlenmek şarttır. Ekonomik bağımsızlık her açıdan güçlenmeyi de mutlaka beraberinde getirecektir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kaya - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Fındık fiyatları hakkında ne düşünüyorsunuz?