Reklamı Kapat

Pencere

“Cahildim dünyanın rengine kandım

Hayale aldandım boşuna yandım”(Neşet Ertaş)

38-MEĞER

“Gençken

Sürekli bana bakan

Güzel bir kız sanırdım dünyayı

Meğer gözleri dalmış”

Hüseyin Atlansoy

Şairin ifade ettiği gibi dünya hayatı bizi perde ile alıkoyuyor. Hele artık günümüzün keşmekeşinde bu perde çok çeşitli hususiyetler taşıyor ki insanın dünya ile arasındaki ilişki hastalıklı bir hal arz ediyor. Aslında adına gaflet diyebileceğimiz bu hal hepimize sirayet etmiş olmasına rağmen sürekli kendimizi bundan azade hissederiz, öyle görmek isteriz. Elbette bunda gafleti hep başkalarında görme hastalığımız temel saiktir. Özellikle sosyal hayatımızı şekillendiren konular mevzu bahis olunca içinde bulunduğumuz sınırların dışında kalan her şeyi bir gaflet halesi içerisinde görürüz. Bu da bakışımızı, kavrayışımızı kirletir.

Zaten bugün bakıp da göremeyen bir zamanın müdavimleri olan bizler için her gün yeniden üretilen ve bilincimizi, görüşümüzü zehirleyen ve sürekli algılarımızı yönetmeye yönelik hareketlerin hem görsel hem de sözsel tahakkümü altında oluşumuz yeterince zorlayıcı bir durumdur. Bununla beraber insan oluşumuzdan ileri gelen dünyaya meylimizde işin bir başka boyutunu teşkil eder. Zamanı okuyan, anlayan ve bir çekim merkezi oluşturabilecek büyük ruhların bu dünyadan çekilmiş olmaları da bizi bir başka mahrumiyete duçar ediyor. Ondan dolayı bir bakıma şairin ifade ettiği hep o gençlik hali hayatımızın büyük bir bölümünde yakamızdan düşmüyor.

Maddi ve manevi bir yoksunluk içerisinde yaşıyoruz. İmkânlarımızın genişlemesi, ulaşabildiğimiz şeylerin sayısının çoğalması hatta madden belki daha iyi duruma geldiğimizi farz etmemiz bile bu yoksunluğumuzun derin boyutuna işaret ediyor. Çünkü bu kadar her şeyin görece çoğaldığı bir noktada insanlığımızın, insaniyetimizin giderek zafiyet göstermesi bunun açık bir göstergesidir. Bu gaflet halini yadırgamadan hatta bir yaşam biçimi olarak benimsemiş olmak bile başlı başına büyük bir problem olması gerekirken hiçbir şey olmamış gibi hareket etmek bir hayli tuhaftır.

Ne yazık ki bu tuhaf hal artık o kadar kanıksanmış ki kimse halini değiştirme gereğini bile hissetmiyor. Ne de olsa hep bir öteki var, hep bir öteki her şeyin mümessili ve hep kötü örneklere bakıp kendimizi iyi görüp daha ne olsun diyebiliyoruz. Bununla da kalmayıp kendimizi içi boş ama şeklen büyük sloganik cümlelerin gölgesi etrafına konumluyoruz. Onun için iş işten geçtiğinde bile agâh olup bir pişmanlık ifadesi olarak bile “meğer” diyemiyor ve bir muhasebe yapamıyoruz. Onun için de ömrümüz bir perdenin ardından bakarak geçiyor. Dünyanın gözleri dalmış yoksa onun baktığı biz değiliz. Dili dünyayı terennüm edenlerin gönülleri neyi zikreder? Sırası gelenin bakıp geçtiği bu pencereye sevdalanmak ne demektir!

39-Aşkın Bir Adı Da Yorulmamaktır*

çünkü dağıttıkça çoğalır

bizim zenginliğimiz

aşkın bir adı da berekettir.

Erdem Beyazıt/ Aşk Risalesi

Modern insanın en çok kullandığı kelimelerin başında “yorulmak” gelir. Her halde hepimiz en çok yorulduğumuzu söyleriz veya bir başkasının yorgunluğunu ifade edişini dinleriz. Bunda bir türlü hayatı ritmine oturtacak zamanın bulunamayışının etkisi olmalı ki sıklıkla “yoğunluk”tan yakınılır. Onun için hiçbir şey tam değildir ve hep bir eksilik her şeye hâkimdir. İnsan, modern zamanlarda, biraz ona biraz buna gidip gelirken bir türlü karar veremediği ve her şeyin biraz biraz kıyısından dolaştığı; her şeyden biraz tattığı ve hiçbir şeye derinlemesine nüfus edemediği bir hayat biçimi ile yüz yüzedir. Hırsla dünyanın kulpundan tutmak için yetiştirilen insanoğlu aynı hızla elinde kalan bir parça kulp ile oradan oraya savrulmaktadır. Çoklukla tükenmişlik duygusuna kapılır.

Bu durum sadece seküler hayat tarzını benimseyen insanların içerisine düştüğü bir durum değildir. Bu toplumun bütün kesimlerince yaşanılan bir durumdur. Sadece tezahürleri, hissedilişi ve ifade edilişinde nüanslar vardır. Onun içindir ki bugün hiçbir şey tutku ile aşk ile icra edilmiyor. Her şey çok fazla ve her yerde bulunabiliyor ama içinden ruhu çekilmiş salt bir meta halinde karşımıza çıkıyor. Bu yüzden eşyalar da bizimle konuşmuyor. Doğa ile o kadar kavgalıyız ki oluşturduğumuz yaşam biçiminin katı, gürültücü halinden dolayı onu zaten duyamıyoruz. Kendimize karşı da o kadar duyarsızız ki kendimizi dinlemek bile neredeyse imkânsız gibi. Sözde kendimizi dinlemek için çekildiğimiz her yerde kendimizi boğacak yaşantımızda ne varsa onları da sürükleyip peşimizden götürüyoruz. Daha çok yorulmuş bir halde geri dönüyoruz.

Geçen gün bir belgesele denk geldim ve orada bir durum dikkatimi çekti, bir pide ustası ocağın önüne geçebilmek için 5 yıl boyunca beklemiş. Otuz küsur yıldan fazla icra ettiği mesleğini anlatırken gözünden sevgi ve emekten oluşan bir neşe okunuyor. Kelimelere dökemediği halinden yansıyan şey ise tutku ile yapılan bir işin vermiş olduğu dinginlik, huzur ve kanaatten oluşan mutmain bir çehreye sahip oluşuydu. O kadar az ki bu çehreye sahip insanların varlığı insan görünce o anda o çehreyi dondurup ibret nazarıyla temaşa etme, anlama ve anlamlandırma isteği oluşuyor. Bekir Sıtkı Sezgin, “Aşığın sesi âlemi ervahtan haber verir” dermiş. Bugün belki de o seslere hasret kaldığı içindir ki insan ötelerden de bir şey duyamıyor. Şairin dediği gibi Aşkın bir diğer adı da yorulmamaktır. Aşksız yüründüğü için yollar nefessiz kalınıyor ve hiçbir yolculuk insanı tatmin etmiyor ve insan hep varma düşüncesi ile yollarda heba oluyor. Modern hayat biraz da heba olmaktır.  Onun için ne iş ile iştigal ediniliyorsa aşk ile edilmeli ki bir çekim merkezi oluşturulabilsin. Aşkı meşk edebilirsek zenginlik de bereket de oradadır. Hoşça bakın zatınıza...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Biten - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Serkan - Allah razı olsun Allah’a emanet olun inşallah

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 19 Temmuz 11:17


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Covid-19 aşısı bulunursa yaptırır mısınız?