Uslu çocuk…

İslam dünyasının en temel sorunlarının ilki kifayetsiz, yetersiz ve işbirlikçi idareciler elinde heba edilmesiyse, ikincisi de herhangi bir hedefinin olmamasıdır. İslam alemini oluşturan ülkelerin, dünyadaki mevcut zalim sisteme alternatif veya rakip olarak boy gösterememelerinin de nedeni bir iddiadan, bir hedeften yoksun olunmasıdır.

İslam alemi, maalesef sadece ve sadece reaksiyoner ve “kınayıcı” bir etki-tepki kısır döngüsü içinde patinaj yapıyor. Bunca zulme, işgale ve fesada karşı tüm insanlığın kurtuluşu ve selameti, yani “hakkın batıla galebe çalması” gibi bir fikri bile kendilerine ortak bir amaç olarak belirleyememekte, ki bu durum gerçek bir zillet halidir.

Oysa işgalciler, emperyalistler, kapitalistler, türlü çeşitli zalimlerin her birinin, kendilerince kendince doğru saydıkları, birer hedefleri vardır ve bu hedef doğrultusunda çalışmaktadırlar. Bu planları, projeleri, tuzakları sadece tepki ve kınamayla karşılamak da var, o tuzakları başlarına geçirmek için aktif olarak mücadele etmek de… Mücadele etmenin yolu ise idealden, hedeften, amaçtan geçer. İslam aleminin en büyük sorunlarından birisi de budur işte; hedefsiz olmaktır!

İslam aleminin idareci sınıfı, maalesef küresel müesses nizamla sıkı fıkı olmayı, iyi ilişkiler içinde bulunmayı, onların rızası ve icazetini önemser haldedir. Küresel sistem nazarında “uslu çocuk” olmayı, ona karşı mücadeleye yeğlemektedirler.

Ortadoğu’nun bağrındaki paslı bir hançer olan İsrail’e bir bakın. Kendi sapkın ideolojisi uğruna, beğenelim veya beğenmeyelim, elinden geleni ardına koymamakta, kendince çalışmaktadır. Kendine bir ülkü olarak koyduğu “Arz-ı Mevud” ve Büyük İsrail” için çalışma halindedir.

Yunanistan’a bir bakalım. Türkiye’yle kıyas kabul edilemez nüfusu ve askeri gücüne, daha birkaç sene önce iflas edip AB yardımına muhtaç hale gelmesine rağmen, hala ve ısrarla Ege’de her türlü kışkırtmadan ve tahrikten geri durmuyor. Kendi Megalo Idea’sı için hem Ege’de, hem Kıbrıs’ta her türlü “çıngarı çıkarmakta” ısrarlı… Son olarak, 2004’te (evet 16 yıl önce, 80 yıl önce değil) işgal ettiği, Aydın/Didim’e bağlı bir mahalle hükmündeki Eşek Adası’nda yeni Cumhurbaşkanları marifetiyle gövde gösterisi yapmaya uğraşıyor.

Bunlara karşı hem İslam aleminin, hem de Türkiye’nin sadece diplomasiyle karşı durması, sadece reaksiyoner bir kınama/tepki gösterme kısır döngüsünü ortaya koyuyor. Hem Türkiye, hem de İslam alemi, “küresel sistem nazarında ‘uslu çocuk’ imajımız bozulmasın, küresel egemenlerle aramız açılmasın” kaygılarıyla caydırıcı olmayan tepkilerle yetiniyor.

Halbuki, bizlerin elimizi kolumuzu bağlayan kavramlardan birisidir “uluslararası hukuk”. Elbette ki, bir devlet hukuku gözetmek durumundadır ve Türk devleti de devlet geleneği itibariyle bunu her daim gözetmiştir. Ancak “uluslararası hukuk” kavramının tartışmalı halini de ayrı bir yere koymalıyız. Bu kavram şu anki küresel nizamın egemenleri arasında, “güçlünün hukukunun geçerli olduğu” bir durumu yansıtır. Daha doğrusu, küresel sistemin kendi menfaatleri icabı esnetip daralttığı bir bilinmezlik alanıdır.

Şayet bu “uluslararası hukuk” ve onun mütemmim cüzü “uluslararası toplum” kavramlarını körü körüne gözetseydik, 1974’teki Kıbrıs Barış Harekatı’nı da gerçekleştiremeyecektik. Akabinde Türkiye bir süre uluslararası ambargolarla da karşılaştı ama tabir-i caizse “yel kayadan bir şey koparamadı”…

Önümüze bir hedef, amaç, ülkü koymadığımızdan küresel gelişmelerde İslam aleminin etkisi sınırlı kalıyor. İşgalci İsrail’n yayılmacılığına tepki faslından, “işgal edilmiş toprakların kurtarılması” gibi bir amaca geçmeden İslam alemi ayağa kalkabilir mi? Misal, “Kudüs’ü kurtaracağız” gibi bir ortak amaç, İslam Birliği gibi bir ideali de hızlandırmaz mı? İstanbul kadar nüfusu olmayan Yunanistan’ın kışkırtmalarına karşı klasik tepkileri vermek yerine, misal “Ege’deki işgali sonlandıracağız” veya “Kıbrıs’ı geri alacağız” gibi bir ülkü koymazsak, sürekli surette defansta kalmayacak mıyız?        

Bu tekere çomak sokmak isteyenler oldu elbette İslam aleminde.. Erbakan Hoca’nın, küresel emperyalistleri son derece rahatsız eden ve yerli işbirlikçileri eliyle Refahyol’a tasallut etmelerine neden olan D-8’i kurmuş olması buna başlıca örnektir. 1973’teki Yom Kippur Savaşı’nda Mısır-Suriye ittifakının İsrail’e savaş açması üzerine Amerika ve Batılı ülkelerin İsrail’in yanında yer alması, buna karşılık olarak da Kral Faysal’ın önderliğinde başlatılan petrol ambargosu de buna örnek olarak söylenebilir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Burak Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Serkan - Allah razı olsun Allah’a emanet olun inşallah

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 14 Temmuz 07:28


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?