Reklamı Kapat

Ağaç köküne ekmek banılmaz

Ağacın kökünü kazımak başlı başına mühim bir uğraştır. Memleketin / memleketlerin beka sorunu için de yegane çözümdür. Meseleyi yalnızca işin erbabı anlayabilir; ancak hainler, işbirlikçiler, terör yanlıları da bu tür çalışmaları anlamamakta mazur görülmemelidir. Ağaç savunusu, doğa koruyuculuğu, tarımsal üretimin desteklenmesi bu açıdan birer terör faaliyeti olarak değerlendirilebilir. Hatta denebilir ki bu tür önemli çalışmaları görmeyenlerin, oyunu fark edip, oyunu bozup, oyunu vermeyenlerin belli başlı kasıtları, hainlikleri söz konusu değilse düpedüz kör oldukları aşikardır. Milli ve manevi kalkınmışlığa yönelik aşırı kıskançlık gözlerini kör etmiştir. Adeta birer alaman olmuşlar; havaalanı, otoban, hastane binası, köprü, tünel, asfalt, parke taşı, tokileşme gibi mühim faaliyetlere düşman kesilmişlerdir. Oysa tüm bu faaliyetler yalnız ilerlemenin, medeniyetin, çağdaşlığın ifadesinden başka ne olabilir?

Katıksız beton aşkıyla tanınan, bilinir kılınan, hatta ünlenen sistemin birtakım gayrimeşru ilişkileri olduğu şüphesi her zaman bahis konusudur. Bu ilişki elbette kara para, fuhuş yahut uyuşturucu ticareti gibi ticari faaliyetlerle anılmaz. Betona dönük ezeli sevda kadar yeşile yönelik düşmanlık söz konusudur ki bu uğurda her engel aşılmış; ağaçlar kesilip kökü kazınmış,  bitki örtüsü yok edilmiş, dereler kurutulmuş, mümbit tarlalar çölleştirilmiştir. Tam olarak tanımı yapılmayan düşmanlığın çifti çubuğu bitirmek, tarımsal üretimin önüne geçmek, toprakları verimsiz hale getirmekle de alakası olmasa gerektir. Bu alanda yapılan tüm çalışmalar, eskinin paralel iktidarını oluşturan hainlerin kökünü kazımak amacı taşır. Zira yıllar sonra sadece sabık bir il başkanına izafe edilen “ağaç kökü yesinler” ifadesi, halihazırda sistemi yürütenlerin ve onlara yetki verenlerin ortak kanaatinin neticesidir. Öyle olmasa ağaç köküne yönlendirilenlerin işyerlerine el konmasına, görevlerine son verilmesine, ihraç edilmelerine karşı küçücük bir ses çıkması umulabilirdi. Demek ağaç kökü ortak kanaattir ve cümle alem bunun böyle olmasını arzu etmektedir.

Ağaç kökü, betona kıyasla çok daha yenebilecek bir malzemedir. Nitekim betona diş geçmez. Kaynatılsa suyu içilmez. Ki beton sevdalılarının her biri Hz. Ömer menkıbeleri dinlemiş, çakıl taşlarını kaynatan kadına sırtında un taşımasından etkilenmiştir. Çakılın bile kaynatılacak bir şey olmadığını bile bile betondan çıkarılabilecek yemeklere heveslenmezler. Beton başka açıdan rızık kapısıdır. İyi para getirir. Hatta gayrimenkul olarak anılan sektörde en çok gelir getiren ticari uğraştır. Betondan müteşekkil iş alanlarının kaymağı sıyırmakla bitmez. Ancak konu bu değildir ve betonun bir başka işlevi olan yeryüzünü bozma, işgal etme, toprağı ve nebatatı insan kullanımından çıkarma gibi çok önemli adımlar göz ardı edilir. Peki, toprağı verimsiz hale getirmekle, ağaçların ve bitkilerin kökünü kazımakla ne elde edilir? İşte burası hiç şüphesiz çokomellidir.

İşine son verilen, KHK’yla ihraç edilen, mallarına el konulan her bir terörist otoritenin işaret ettiği doğrultuda ağaç köklerine yönelmiştir. Ağaçlar ve bitkiler terörü destekleyen unsur haline geldiğinden, yetkililer gerekli adımları derhal atarak alayının köküne kibrit suyu dökmeyi başarmışlardır. Dolayısıyla ağaca ve doğaya yönelik taarruz, bir imha değil öngörüdür, basirettir, ferasettir. Zira verimsizleştirilemeyen her karış toprak parçası bitkiler yeşertmeye, ağaç yetiştirmeye, ürün vermeye devam edecek; o ürünler kök kemirmek telkin edilen teröristleri besleyecek, beslenen teröristler ise memleketin bekası için tehdit oluşturacaktır. Aklı başında hiçbir otorite böyle bir döngüye göz yummaz. Sırasında kökü kemirilmeyecek ağaçlar üreten büyükşehir belediyeleri görülmüştür. Aklınıza hemen her bir sahilimizi yeşerten, ışıklandırılıp geceleri rengarenk hale getiren yapay palmiyeler gelmemelidir; Karadeniz’in incisi olarak anılan büsbüyük şehirlerde ağaç heykelleri, bir başka deyişle anıtlaştırılan, olmadı dibine üç metreküp beton dökülen ağaçlar onur vesilemizdir.

Bir şeyi betonlaştırmak onu korumaktır. Eski Mısır mumyalama işinde ne kadar mahirse, şimdinin medeniyeti betonla kurulmalıdır. Yerkürenin üstünü kapatan her kürek harç, toprak için bir korunak, endemik türler için barınaktır. Kalpleri betonlaşanların kalıcılığı bu mühim tezi ispatlar niteliktedir. Şüphesiz bu betondan kalpler ve sarmalandıkları bedenler, betondan müteşekkil anıtlara defnedilecektir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İshak Koç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?