Reklamı Kapat

Ayasofya’dan hiç vazgeçmeyenlerin destanı…

Önce bir vazifeyle başlayalım…

Danıştay 10. Dairesi’nin Ayasofya Camii’yle ilgili verdiği karar, yüksek yargı organlarınca alınmış herhangi bir hukuk kararlarından birisi değildir. Ayasofya’nın 86 yıllık mahzunluğuna son veren karar, bu milletin şerefli tarihinin altın sayfalarına yazılacaktır. Gasp edilen bir hakkın, bu milletten çalınmış olan bir hediyenin tekrar bu millete tevdi edilmesi, basit bir olay değildir. Bu vesileyle Danıştay 10. Dairesi’nin başkanı Yılmaz Akçil, üye Ali Ürker, üye Ömer Civri, üye Abdullah Aygün ve üye Lütfiye Akbulut’a müstesna bir “teşekkür görevimiz” var. “Borç” demiyor, “görev” diyorum, çünkü bütün kurum ve kuruluşlarıyla devletin milletine bir Ayasofya borcu vardı. Borçlu olan millet değil, devletti. Bu kararı alan ve bu millete bayram yaşatan 10. Daire’nin bütün üyelerine ayrı ayrı teşekkür ediyoruz.

Ayasofya Camii’nin açılması için hukuk mücadelesi başlatan, reddedilen kimi başvurularına rağmen Ayasofya davasından vazgeçmeyen 76 yaşındaki İsmail Kandemir Beyefendi’ye ve davanın avukatlığını yürüten Selami Karaman Bey’e de samimi bir teşekkür vazifemiz var. Ayasofya davasına gönül vermiş, ömrünü adamış bir şahsiyet olarak İsmail Kandemir ağabeyimiz… Biliyoruz siz, Allah rızası için bu yola düştünüz, hürmet için değil. Yine de biz vazifemizi yapalım... Yaşınızla mevzu bahis değil; Ayasofya davanızla, samimiyetiniz ve ihlasınızla hürmete ve duaya layıksınız.

Ayasofya davasına ömrünü veren, gönlünü veren her kim varsa…

Ayasofya’mızın cami olarak açılması için samimiyetle ve ihlasla çalışan herkesten…

İster siyasi olsun, ister bürokrat... İster iktidarda olsun, isterse muhalefette. Bu kararın alınmasında hesapsız, samimi ve ihlaslı bir şekilde katkısı olan her kim varsa, Allah (c.c) onlardan da razı olsun. Allah, herkese niyetiyle muamele edendir.

Yapılmış olan iyi bir işle ilgili teşekkür ve dua bir vecibedir.

Bu vazifemizi yaptıktan sonra şimdi de Milli Görüş bakımından bir pencere açalım Ayasofya’ya…

Ayasofya denince turist akla geliyor; mimari şaheser oluşu, büyük kubbesi, tarihin en görkemli binası anlatılıyordu hep... Turizm Bakanlığı’nın tanıtım kataloglarında, tanıtım videolarında hapsolmuşluk vardı…

İstanbul’un silüeti, bir şehrin gözdesi olarak taltif ve takdim ediliyordu. Sadece göze hitap eden görsellerle taçlandırılmaya çalışılıyordu. Oysa Ayasofya kartpostallara hapsolacak, katalogları güzelleştirecek bir süs değildi. Ayasofya, 1453’ten günümüze “yaşayan fetihti”.

Ayasofya, sadece mimari bir şaheser

Güzel İstanbul’un silüetinin nadide bir parçası, 

Kartpostalları süsleyen bir nostalji olmadı bizim için…

Ayasofya hem daha derinlerde hem de daha yükseklerdeydi bizim için.

Tarihin en eski mimari binalarından birisi ve bir şaheser oluşu, kubbesinin büyüklüğü, şehirdeki azameti değildi, onu bize sevdiren. Ayasofya’yı biz iki şey için sevdik:

1- Müjdelenen fetih

2- Müjdelenen fethin kumandanı Fatih Sultan Mehmet Han’ın hediyesiydi Ayasofya. Sevmemiz için şaheser olmasına, dünya güzeli olmasına gerek yoktu, yeterdi bu iki şey.

Elbette Ayasofya bir şaheser, elbette tarihin en muhteşem binalarından birisi. Ama o bizim için “taş bir binadan” daha büyük anlamlar taşıyordu. Ayasofya, minareleriyle, ezanlarıyla, saflarıyla, Kur’an nidaları, namazları ve hutbeleriyle… Ayasofya mermerlerine işlemiş, taşlarına sinmiş olan fethin ruhuyla, temsil ettiğiyle, çağlardan bize taşıdığıyla bizimdi. Bizim gözümüzü ve gönlümüzü alan Ayasofya’nın dillere destan görüntüsü ya da şehre gölgesi düşen azameti değil, Fatih Sultan Mehmet’imizin İstanbul’a taşıdığı adaleti, fethi Ayasofya ile namzetleştirmesiydi. 

Evet, Ayasofya bizim için bu çağda yaşayan fetihti…

Ayasofya konuşulur da, Ayasofya Camii olarak açılır da Ayasofya’yı bayraklaştıran Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamız ve Ayasofya’dan hiç vazgeçmeyen Milli Görüş camiası konuşulmaz mı, anılmaz mı!?

“Seccadeni de al, gel” deyip, Ayasofya’da bu milleti saf saf buluşturan Milli Gençlik, Anadolu Gençlik’e teşekkür edilmeden olur mu! Bıkmadan usanmadan tam 48 yıldır Ayasofya’yı yazan, manşetini ve gönülleri Ayasofya hasretiyle tutuşturan Millî Gazete hiç unutulabilir mi!?

Ne “müzeleştirme” çalışmaları ne de fetih ruhunu çalmaya yeltenen anlatımlar Ayasofya Camii’ni bu milletin yüreğinden sökememişse eğer... Bunun nedeni, bu menfi çalışmaların zayıflığı ve eksikliği değil; fethin manasını ve Ayasofya sevdasını bu milletin yüreğinde kökleştiren, Ayasofya hasretini gönüllerde tutuşturan çalışmaların samimiyeti ve devamlılığı olmuştur. 

Herkes bilsin ki!

Bugün Ayasofya Camii açılıyorsa bilinmelidir ki, bu Milli Görüş hareketinin bayramı ve zaferidir.

Duruma göre, zemine göre veyahut konjonktüre göre değil…

Mevsimlik, dönemlik değil.. Ara sıra hiç değil.

Taa başından beri ve her zaman...

Yolun yarısına kadar da değil; sonuna dek, zafere dek…

Şartlar gerekli kıldığı için değil; seçim için değil, oy için değil… Allah rızası için…

Önemli olan akmaktı: Bir yıl değil… Beş yıl değil… Öyle böyle değil! Yarım yüzyıldır, Milli Görüş ile akan bir ırmaktı. Her ırmak gibi, Ayasofya da denizine dökülecek, milletini sevince boğacaktı.

Ayasofya, Milli Görüş camiasının 50 yılının her sabahında, her akşamında, her gününde, her yılında vardı. Bizim rüyamızı da, umudumuzu da Ayasofya süsledi. Ayasofya Camii, her bir Milli Görüşçü’nün nizamında, selametinde, refahında, faziletinde ve saadetinde yaşadı. Gencinin taşıdığı dövizde, gazetesinin manşetinde hep “bir gün mutlaka…” yazıyordu.

Hiçbir Milli Görüşçü;

Sadece bir gün olsun Ayasofya’dan vazgeçmedi.

Bir gün olsun, dizi dizi mazeretler dizip Ayasofya’nın mahzun haline rıza göstermedi. 

Bir gün olsun, dilinden de, gönlünden de Ayasofya’yı düşürmedi.

Bir gün olsun, şimdi sırası mı, şimdi zamanı mı demedi.

Bir gün olsun, Ayasofya yerine Sultanahmet’i tercih etmedi.

Bir gün mutlaka diye çıkılan yolda, açılacaktı mutlaka bir gün Ayasofya. Açıldı!

Ayasofya’yı bayraklaştıranların...

Ayasofya’dan hiç vazgeçmeyenlerin...

Umudunu da, Ayasofya gündemini de diri tutanların...

Ayasofya’da saf saf buluşanların sevincidir, zaferidir bugünün sevinci, bugünün zaferi.

Unutmayın, her zafer kutlu bir inanç ve adanmışlıkla, yüklenilecek bir zahmetle gelir…

Ayasofya Camii bir zaferse bugün, yüklenilen bu şerefli zahmet Milli Görüş’ün yüklendiği ve taşıdığı şereftir. 

Kimsenin en küçük şüphesi olmasın; dost da düşman da Milli Görüş’ün Ayasofya hakkını verecektir, vermelidir. Tarih, Milli Görüşsüz bir Ayasofya tarihi yazamayacaktır çünkü. Ayasofya’nın açılmasına dair birtakım politik mülahazalar; “o partiye yarar, bu partiye yarar”, “iktidarın işine gelir” gibi yaklaşımlar, yorumlar gözümüze çarpmıyor değil. Hatta Ayasofya’nın açılmasından dolayı memnuniyetimiz ve sevincimiz karşısında “şimdi Milli Görüşçüler de AK Partili olur” gibi hezeyanlarda bulunanlar da olmuyor değil. Hayır, Ayasofya’nın açılması o partiye, bu partiye değil, bu millete yarar… Birilerinin Ayasofya’ya dair politik bir hesabı varsa, bilinmelidir ki, bu konuda hiçbir istismar karşılık bulmayacaktır.”

“Önce Sultanahmet’i bi doldurun”, denilmedi mi, denildi.

“Zincirler kırılsın, Ayasofya açılsın” taleplerine “provokasyondur”, “oyuna gelmeyin” nitelemeleri yapılmadı mı, yapıldı…

Bugün Ayasofya açıldı diye de, hiçbir Saadet Partili, ne yolunu ne de partisini değiştirecektir. Ayasofya’yı açan irade yolundan vazgeçmeyenlerin iradesinin tezahürüdür. Milli Görüş hareketinin temsilcisi Saadet Partisi’nin muhalefetteyken (üstelik Meclis dışındaki bir muhalefet partisi olarak) bu ülkeye ve bu millete yaptığı hizmeti iktidarda dahi yapamayanların olduğunu unutmamak lazım.

Ayasofya’nın cami olarak açılması da Milli Görüş’ün muhalefetteyken bu millete yaptığı en büyük hizmetlerden birisi olarak tarihe geçecektir.

Ayasofya açıldı, peki şimdi ne olacak?

Gideceğiz ve bu zaferimizi ilk Cuma namazında inşallah taçlandıracağız.

Ayasofya açıldı, işimiz bitmiş mi olacak?

Hayır! Aksine işimiz yeni başlamış olacak.

Ayasofya’ya gidip namazımızı eda ettiğimiz zaman gaye hasıl olmuş olacak mı?

Hayır! Aksine, gayemizi bu heyecanla, bu zaferle yeniden hatırlamış olacağız. Ayasofya’nın açılmasıyla birlikte özgür kalacak olan fetih ruhunu Yeni Bir Dünya’ya taşıma vecibemiz var. Fethin nişanesi olan Ayasofya’nın asırlardır sütunlarının taşıdığı kubbenin altında sadece namaz kılmak değil gaye; aynı zamanda o kubbenin şahitlik yaptığı fetih değerlerini de yeniden hayatımıza ikame etmek vecibemiz var. Yeryüzünde iyi olanın, güzel olanın, adaletli olanın hâkim kılınması için çalışmazsak Ayasofya’nın açılmasındaki manayı idrak etmiş olamayız elbette. Ayasofya’dan vazgeçmediğimiz gibi, diğer vazgeçmeyeceklerimizden de vazgeçmeyeceğiz… 

***

Bugün bizim için zafer günüdür, hamd günüdür…

Ya Rabbi!.. Herkes uykudayken 48 yıllık yayın hayatımızda Millî Gazete’mize sayısız Ayasofya manşetleri atmayı, yazılar yazmayı ve yayınlamayı nasip buyurdun. Hamd Sanadır…

Ya Rabbi!.. Bize Ayasofya için “Zincirler Kırıldı” manşetini de atmayı nasip ettin. Hamd Sanadır…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kurdaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

03

Ahmet Sönmez - Allah razı olsun. Bu Millî Görüş 'ün eseri, Milli Görüş 'ün başarısı. Ne mutlu milli görüş davasını omuzlayip sadık ve saģlam kalanlara. Teşekkürler Milli Gazete, teşekkürler AGD ve MGV, teşekkürler Saadet Partisi, emeği geçen herkese.

Yanıtla . 1Beğen . 2Beğenme 13 Temmuz 20:39
02

Fazıl - Erdoğan çok şanslı diyenlere yavaş yavaş inanmaya başlıyorum her halde! Memlekette onca başvekil, onca reisicumhurun görev yaptığı zamanlarda, Ayasofyanın açılması için kılını kıpırdatmayan ''ŞÛRA-YI DEVLET'', tutsun tam pandemi döneminde Dünya'da olduğu gibi gelip geçici bazı sıkıntıların olduğu memleketimizde Ayasofyayı ibadete açsın, açılmasında ismi anılmaya değer bir katkısı olmayan(!) Erdağan'a puan kazandırsın, bazılarını kinden bazılarını da hasetinden çatlatsın! Olacak şey değil! 10.Daire üyelerine teşekkür yetmez, heykellerini dikmeli heykellerini!

Dün vefatının yıl dönümü olan, Merhum Mehmed Şevket Eygi Beyefendiyi bir kez daha anıyorum. Mekanı cennet, kabri nur olsun.

Yanıtla . 3Beğen . 1Beğenme 13 Temmuz 08:57
01

Serkan - Allah razı olsun Allah’a emanet olun inşallah

Yanıtla . 5Beğen . 1Beğenme 13 Temmuz 07:45


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Fındık fiyatları hakkında ne düşünüyorsunuz?