Reklamı Kapat

83 milyonunuz varsa…

Pandemi sürecinin en belirgin sonuçlarından birisi olarak, küresel ölçekte olduğu gibi Türkiye’de de ekonominin daha da kötüleşmesi, yeni işsizler ve yeni borçlular görünüyor. Tüm dünyada ekonomik durgunluk ve küçülme gibi sorunlar baş gösterirken hem işsizlik hem de yoksulluk artıyor. Hem arzda hem de talepteki dengesizlik yüzünden küresel ekonomi mevcut sorunlara eklenen yeni sorunlarla birlikte iyice zorlanıyor.

Bu durum Türkiye’yi de olumsuz etkileyecek ve etkiliyor da… Halihazırda son birkaç yıldır devam eden ve ekonomik kriz halini aşan sıkıntılı süreç, vatandaşa sistematik bir fakirleşme olarak yansıyordu. Pandemi süreci de bu durumu hızlandırdı. Hükümet kontrolündeki medya ısrarla bu gerçek gündemi göstermemeye ve örtbas etmeye çalışsa da, insanların en büyük ve en temel problemleri olan geçim sıkıntısı ve hayat pahalılığı olanca kasvetiyle karşımızda duruyor… İşin enteresanı, bu durum resmi rakamlarla da ortada olduğu halde, “dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına girmeye hiç olmadığı kadar yakınız” denebiliyor mesela. Halbuki, 2013’te 950 milyar dolar olan GSMH, 2019’da 750 milyar dolara ve Türkiye, en büyük ekonomiler listesinde 19. sıraya gerilemiş durumda. Ki Türkiye, çamur atılan 90’larda, koalisyon dönemlerinde pek çok kez bu sıralamadan yukarıda yer almıştı.

Borca ve tüketime dayalı ekonomi politikalarıyla tabir-i caizse “el parasıyla” ve “sorunları sürekli ileriye öteleyerek” ama günü kurtaran büyüme rakamlarına erişerek oluşturulan büyüme illüzyonu, kağıt üzerinde birtakım muvaffakiyetler gösterse bile, bir yerden sonra artık onu bile sergileyemez oldu. Kişi başına milli gelirin geçen sene 500 dolar düşerek 9 bin 100 dolara gerilemesi ve 2009 seviyesine düşmesi, ortaya konan büyüme stratejisinin ne kadar sağlıklı(!) olduğunu gösteriyor zaten. Siyasilere bakarsak büyüme rekorları kırıyoruz ama ne gariptir ki bu büyüme bırakın vatandaşın cebine yansımayı, resmen cepten götürüyor.

Bu büyüme illüzyonunun en önemli noktalarından birisi de krediler. Sürekli olarak krediler vasıtasıyla borçlanmaya teşvik edilen hanehalkı, gelirini bankalara ipotek etmeye mahkum bir vaziyette artık. Ekonomide işler kötüye gidince akla gelen ilk ve tek çözüm kredi musluklarının açılması ve vatandaşın borçlandırılması! Pandemi sürecinde, kamu bankalarının verdikleri faizli kredilerin “destek” kabilinden sayılması ise tam bir trajikomedi. Milyonlarca kredi ve kredi kartı borçlusuna yenilerinin eklendiği bir süreç oldu bu. Kamu bankalarının piyasa faizinin altında oranlarda kredi vermesi, yani görev zararı yazarak “ekonomiyi canlandırmaya çalışması”, artık vaka-i adiyyeden olan bir duruma dönüştü.

Siyasi iktidarın ekonomi politikasının yegane aktörüne dönüşen kamu bankaları, mütemadiyen (seçim arefesinde kesin) reklamlar yayınlamayı adet haline getirdi. Bu reklamların en iğreti yanı, içine doldurulmuş çiğ duygusallık ve ham “birlik” mesajları.. Resmen insanın içini kaldıran, midesini bulandıran bir duygusallık pompalanıyor.

Bu reklamların bir enteresan yanı ise, iktidardaki muhafazakarların ekran başındaki muhafazakarları ikna etmek ve “bakın bizle birlikte bankalar da abdest aldı” demek istercesine her reklama serpiştirilen başörtülü karakterler… Buradaki kurnazlık, o karakterler vasıtasıyla faizli bankaların aslında o kadar da kötü olmadıkları herhalde. Buna ikna olan kitle arasında “banka faizi, faiz değildir” diyenlerin türediğini sosyal medyadan görmek mümkün. 

İktidarın, kendi kitlesini “konsolide etmek” yani tabir-i caizse “safları sık tutmak” ve “kendilerinin ne kadar da müthiş” olduğunu kitlenin beynine zerketmek için çekilen TRT dizilerinin artistleri, bu reklamların başrolüne yakışıyor gerçekten!  Tarihi gerçeği kendi siyasi ikbali ve menfaati için saçma sapan bir kurgu ve işleyişle “mundar eden”, insanın kendi tarihinden soğutan bir çıkarcılık, reklamlarda sırıtmıyor tabi.

Bu reklamların yakın zamanda çıkan bir tanesinin mesajı ise alenen komik. Reklamda, “1 milyonunuz varsa iş kurarsınız, 50 milyonunuz varsa fabrika açarsınız” girizgahının ardından, “Oysa bizim 83 milyonumuz var” deniyor ki, bir reklam ancak bu kadar gerçek niyeti yansıtır herhalde. Klasik iğreti duygusal mesajlar, muhafazakarlara şirin gözükmeye çalışan karakterler ve bildik klişelerle yürüyen reklam, meğerse 83 milyonun bankaların adeta “malı” olduğu mesajını resmen ağzından veya bilinçaltından kaçırıyor. Mesaj açık: “5-10 milyonu olan fabrika kursun, bizim 83 milyonumuz var, istediğimizi yapar, karımıza kar katar, kriz-pandemi dinlemeden keyfimize bakarız.”

Açıklanan banka karları da bunu doğruluyor zaten. Ne kriz ne pandemi dinleyen bankalar, karlarına kar, kazançlarına kazanç ekliyor ve bunun verdiği rahatlıkla da “çünkü bizim 83 milyonumuz var” diyebiliyor. Geleceği ipotek edilen milyonlar, bir yerden sonra bankaların malıdır artık…  Yazık ki, bunla övünenlere, bunu insanlara hizmet olarak ghörebilenlere…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Burak Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Fındık fiyatları hakkında ne düşünüyorsunuz?