Reklamı Kapat

Hep bir şeyler kalır geriye*

“bu elem yurdu denî dünyanın

derdine mihnetine gâyet yok

bir çürük diş gibidir bu can

çıkmadan sahibine rahat yok.” ( Ferid Kam)

34-ÇOKLUKTA OYALANMAK

“Çokluk kuruntusu sizi oyaladı.”/ “Çoğunluk olmak iddianız sizi oyaladı” (Tekâsür-1)

Çokluk sözlükte; servet, zenginlik; çok zaman, uzun zaman, çok, pek çok, birçok ve kesret gibi anlamlar ifade ediyor. Bugün görece çoğunluğun kutsandığı ve çoğunluk ile haklılığın ölçüldüğü bir çağda insanın hakikatinden koptuğu ve kendini çok olma iddiası ile tutuşturduğuna şahit olmaktayız. Övüncümüzü kişisel kalabalığımızdan, geçmişimizin (soy-sop) kıymetinden, fazlalığından ve malımızın çokluğundan övünç duymanın iyi bir şey olduğu ve de bunu herkese göstermenin faziletli olduğu bir şekilde kabul edildiği bir zaman dilimindeyiz. Belki açıkça bu belirtilmiyor ama uygulamalar ve onların çıktıları bunu doğruluyor. Yukarıda ayetin ifadesi bu durumun kınandığı yönündedir. Sadece bu o vakit bu davranış içerisinde olanlara yönelik değil.

Elbette bugünü ve yarını da açıkça uyarıyor. Ne diyor? İnsanların dünya ile aldanışlarını anlatan bir ayet. Buz gibi insanı donduracak kadar keskin bir ifade ve insanı tutup sarsıyor. Malda evlâtta çokluk, ekonomik ve siyasal güç elde etmek sevdasıyla çırpınan, ulaştığı ekonomik ve siyasal güç ile mağrurlanarak müstekbirce bir hayat sergileyen herkesi uyarıyor. Bütün bu uyarıların hayatımızda bir karşılığı yokmuş gibi, bize değil de hep başkalarına söyleniyormuş gibi algılanışı bugün kendini Müslüman kimliği ile tanımlayanların düştüğü kuraklığı, çölü gösteriyor. Kendi nefsine, dünya ile ilişkisine ve dünyayı algılayış biçimine dokundurmadan hep başkalarının hayatının etrafında şekillendirilen bir anlayış tam da bu noktada bir kapalılığa, anlamamaya neden oluyor.

Sanki bu dünyada her şeye sahip olursak, her şeyi kendi elimizde toplarsak (kendi aidiyet gruplarımız vb.) bu dünyayı güzel bir yer haline getireceğimiz zannı bizi hep haklı olduğumuz vehmine duçar ediyor. Onun için kendi yapıp ettiklerimizin muhasebesini değil de başkalarının yapıp ettiklerinin peşine düşüyoruz. Bütün kusurları açık edip, eğer açık da kusur bulamıyorsak onu icat etme işine bile giriyoruz. Belki de bu çokluk kuruntusunun en büyük sebebi kendini hep hak ve haklı görme gafletidir. Gaflet farkında olunan bir şey olmadığı için gaflettir. Onun için gafletten uyanması gereken kişinin kendi gözleridir. Başkasının uykusu, uyanıklığı değil kişinin uyanması esastır. Çokluk yokluktur onun için kendimize dönüp, “Uyan ey gözlerim, uyan!” demeliyiz.

35-Bir Çatlağın Aralığından Dünyayı Seyretmek

“İnsan ayrıldığı yeri yanında götürüyor aslında, zihninde götürüyor. Çocukluk döneminde bir şey yaşıyorsunuz, ruhunuzda bir çatlak oluşuyor ve artık dünyayı o çatlağın aralığından seyrediyorsunuz.” Hasan Ali Toptaş’ın bir röportajından alıntıladığım şu bölüm aralığından dünyayı seyrettiğim çatlağın sızısını sahillerime vurunca başka bir boyuta taşıdı. İnsan gittiği yerde hep o zihnini, çatlağını da beraberinde götürüyor. Geçen gün tesadüfen denk geldiğim gazetelerde vb. medya mecralarında pek de göremediğim bir haberin çatlağımdan içeri sızması ile başka bir boyut kazandı. İnsan hayatının nasıl ucuzladığı ve değersizleştiği, bir çığlık meselesi olabilecek bir konunun hiç yokmuş gibi algılanması sızımı derinleştirdi. Konu ne diye merak ediyorsunuz biliyorum. Konu bir botun Van Gölü’nde batması sonucu 70 civarı göçmenin hayatlarının trajik bir şekilde son bulmuş olması ve bunun gündemimize dahi girememiş olmasıdır.

İnsanları bağlamlarından kopartacak ve onları bu kadar hayatlarını ortaya koyacak bir yolculuğa çıkartacak dünya düzeni bir yana bu düzen de kendine insan kaçakçılığını meslek edinen insanların varlığı başka bir yana hayatı askıya alacak bu yaşayamama meselesi başka bir yana… İnsan neden göç eder? İnsan bu dünyada ne ister? Nasıl bir yaşayamama durumu ortaya çıkmış ki insanlar canlarını feda edecek bu yolculuğa çıkarlar? Demek ki insani olmayan bir hal hâkim ki bedeli ne olursa olsun insanları hikâyelerinden kopartıyor. Bu kopuş öyle bir kopuş ki daha iyisini bulma umudu yollara, sınırlara, insan tüccarlarına ve uluslararası yasalara takılıyor. İçimize bir dert olarak düşmeyen konuların içerisine bu konuyu da ekliyoruz. İnsanlığımız yani insafımız, merhametimiz, şefkatimiz azalıyor. İnsanları taşıdıkları kimlikler veya etiketlerden ibaret görüyoruz. Çatlak büyüyor ama içimize bir sızı da düşmüyor. Belki gözlerimizin önünden sadece rakamlar geçiyor. Bir, iki, üç, beş ya da yetmiş fark etmiyor, hepsi bir rakam o kadar. Loto rakamları kadar kıymeti olmayan yetmiş yaşam. Hayretini, hasletini kaybediyor da insan, dönüp geriye bir bakmıyor. Yine de siz, hoşça bakın zatınıza…

* Albert Camus, Sıkıyönetim, Can Yayınları.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Biten - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Fındık fiyatları hakkında ne düşünüyorsunuz?