Reklamı Kapat

Ayasofya, düş kırıklığı olmasın…

Son günlerde Ayasofya’yı neden yazmıyorsun diye sormaktalar.

Tartışmaların olduğu şu günlerde; herkesin her şeyi bildiği zıtlaşmalara bakıp üzülüyorum.

Yaklaşık kırk yıllık yazı yaşantım boyunca Ayasofya’yı daima yazdım.

O anne mabedin müze oluşundan hep acı çektim.

Ancak mabet vasfına kavuşunca ıstırabının dineceğini daima vurguladım.

Zaten hayatım Ayasofya ile iç içe geçti.

Bizans sanatı hocam rahmetli Semavi Eyice, mabedin en ince noktasına değin sanat değerini anlatmaya bir sömestr boyunca doyamazdı.

Bahçede Hıristiyanlık öncesi Pagan Roma’dan kalıntılar, Justinianus’un mabedi, İstanbul’un ilk üniversitesi olan Fatih’in medresesi, Osmanlı türbeleri ve kütüphanesi, şadırvanı ile adeta küçük bir şehirdir Ayasofya.

Ecdadın nasıl sanat harikası mozaikleri koruduğunu, tasvir yasağına karşın Osmanlı’nın yan taraftaki mozaikleri yerinde bırakıp sadece kıble kısmındaki ve kubbedeki tasvirleri; mozaiklere zarar vermeyen sonradan silinebilecek ince bir sıva ile kapattığını anlatırdı hocamız.

Merhum Semavi Eyice, çok da acı çekerdi, yazılı bir kanun olmadan 1934’te bir sofrada, Bizans Boston Enstitüsü’nden gelenlerin Atatürk’ü ikna etmesinden;

“Mozaikleri araştırmak istiyoruz lakin namaz kılanlar engel olmaktalar” yakınmaları üzerine M. Kemal o sofrada, namaza kapatılmasını, emreder.

O gün bugündür restore bir türlü bitirilemez.

Ayasofya içine kurulu demir yığını iskele, oradan bir daha çıkmaz.

Tarumar edilir fethin sembolü Ayasofya’nın bütün mabet damarları.

Sağ bir hükümet, halkın yüreğindeki sevda ırmağını kendilerine devşirmeye çıktı bir ara.

Zamanın Kültür Bakanı N. Kemal Zeybek, 1991’de, “Ayasofya’yı ibadete açtık” dedi.

Sevinçle koştuk.

Ne ki ana harimde yine demir iskele, yine işçiler çalışmakta, mihrap minber yetim, apsis, narteks hüzünlüydü.

Bir ilgiliye sorduk.

“Arka tarafta, ibadete açtıkları yer” dedi.

Topkapı Sarayı’nın ana kapısına yakın yere gittik ki ne görelim.

Devasa bir medeniyetin mensupları ile alay eden bir görüntü.

Meğer Ayasofya’nın ahırını mescit olarak Müslümanlara ibadete açabilmişler.

Ahır da olsa girip kılalım namazımızı dedik.

İçeri girmek mümkün değil.

O küçük sahında erkekler namaz kılmakta imiş.

Sabırla bekledik.

Çıktılar, bir grup kadın içeri girdik ki, hüsran…

Padişahın cuma namazı kılmak için Ayasofya’ya geldiğinde, halktan ayrı bir kapıdan geçip atlarını bağladığı yeri, Müslümanlara cami yapmışlar.

O küçük mescit, padişahın ve yanındakilerin namaza geldiklerinde atlarını bağladığı ahırdı.

Her şeyden habersiz halk sevinçle namazını kılmaktaydı, oranın ne olduğunun farkında değildi fakat bizler Ayasofya’nın planını ezbere bilirdik.

Atların yem yediği mermer sekiler bile durmaktaydı.

Hayvancıkların bağlandığı yerde, çiş yaptıklarında göllenmeyip akıp gitmesi için yapılmış ince arklar bile durmaktaydı.

Atların idrar yaptığı arkların üstüne halı atılmış Müslümanlara mescit yapılmıştı.

Millet olarak düşürüldüğümüz hezimet.

Ya hiç açma ibadete.

Açıyorsan da düzgün bir yerde Müslümanlara ibadet yeri göster.

Şimdi bütün bu tartışmalardan umarım yine düş kırıklığı çıkmaz.

İnşallah milletin asaletine uygun Ayasofya’nın en seçkin yeri cami olarak belirlenir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Fındık fiyatları hakkında ne düşünüyorsunuz?