Haziranından belli olur sene ikazı ivaz anlıyorlar

“Temel Karamollaoğlu’ndan Erdoğan’ın damadına övgü” başlıklı sosyal medya haberinin kaynağı, Karar tv’nin “Liderlerle ekonomi” programında verdiği bir cevap imiş.

Damat Bayraktar’ın pilotsuz uçaklar projesinden övgüyle bahsetmesinden bir önceki misalini yazmayı “az sonra”ya bırakıp, paylaşımcıların “Damat” üzerinden prim toplama çaresizliklerine bir not düşeceğiz.

Bakan Albayrak’ın da siyasetçiler ve yazarlar tarafından övülmesini isteyen medyacıların, oluşturdukları bu damat karışıklığı, paylaşmadan ziyade zeka seviyelerine delil olur ancak.

Bakan Albayrak da övülebilir icabında. Açarsın ağzını, çok daha kötü yönetebilirdi, sadece kötü yönetmek tercihi oldu, dersin. Böyle buyurmak da övgü sayılır nihayetinde.

Bir önceki dediğimiz misalinde Başkan Temel Karamollaoğlu’nu dinliyoruz: “Hacettepe Üniversitesinin 5 mühendisi iki tane elektrikli otomobil yaptı. İtibar görmediler, üstelik size öyle bir vazife mi verildi suçlamasına maruz kaldılar. Halbuki yapılacak olan onların onore edilmesidir. Bak onun arkasından neler gelir?”

Bir muhalefet partisi liderinin, AKP iktidarına yanlışlığını 2020 yılında böyle anlatması, 1960’lı yıllarda Almanya’ya işçi gönderen kurumumuzdaki bir yaşanmışlığı ilk ağızdan duymamı hatırlattı.

Yer Tophane’deki İş ve İşçi Bulma Kurumu. Almanya sırası gelen kayıtlılar, Alman sorumluların gözetiminde imtihan ediliyorlar.

Sırası gelen Karadeniz çocuğuna neden tornacı sınıfına yazıldığı sorulur. O da tabanca imal ettiğini söyler. Alman mühendisin gözleri faltaşı gibi açılmıştır. Burada da yapsana! Tezgah var, malzeme var üstelik yakalanma korkusu yok.

Tabancayı eline alan Alman mühendis sorar: Bu işi senin gibi yapan başkaları da var mı? Haydi onları da topla getir.

Bir mesai arkadaşımdan bu anıyı dilediğimde, Karadeniz mağaralarında kaçak tabanca atölyesi yakalandı haberlerinin neden artık yazılmaz olduğunu anlamıştım. Almanya’nın Almanya olmasındaki payımızı da.

Bahçeli adalet peşinde

Sayın Bahçeli’nin içinde ahde vefa, şehit, terör, adalet kelimelerinin geçtiği uzun twiter yazısını tekrar tekrar okumakta bu ülkenin insanları. Kimi ne dediğini anlamak için, kimileri de kendilerini Bahçeli musahhihi gördüklerinden.

“Osman Kavala’nın, Altan kardeşlerin, Nazlı Ilıcak’ın ve daha pek çok sorunlu kişinin masum gösterilmeye çalışıldığı bir yerde şehit ağabeyi Mümtazer Türköne’nin davası tekraren ve titizlikle değerlendirilmelidir.”

Sadece bir paragrafını aldığımız sayın Bahçeli twitine ilk itiraz şöyle mi olur? Sorunlu kişileri tespit ettiğiniz iddiasıyla kendinizi ulularken, masum göstermeye çalışanlar iddiasıyla da sayısı meçhul insanları suçlamanız, hedef göstermeniz minnetli, şükranlı, vefalı, imanlı anmalarınızın olmazsa olmazları mıdır?

Sayın Bahçeli’nin twitinin bu paragrafına yapılacak ikinci itirazda ise “yer” sorununun tartışılması muhtemeldir. “Masum gösterilmeye çalışıldığı bir yerde...” derken sayın Bahçeli bey Türkiye’nin neresini kastetmektedir?

Sayın Bahçeli twitinin başka paragraflarına başka itiraz cümleleri elbette kurulabilir. Lakin biz arşiv unutmaz diyen tashihçi keramet ehlini de tanıtmak isteriz.

“Bizler DP’li ailelerin çocukları idik. Mesela ben Türkeş’i hiçbir zaman sevmedim. Hiç Türkeşçi olmadım. Korkuya dayalı bir otoritesi vardı. Hatta ben MHP’li de olmadım. Partiyi ve milletvekillerini, yani işte bir elleri yağda bir elleri balda, her türlü ödünü vermeye hazır, esnek politikacılar olarak görürdük.”

Kendisini birkaç cümlede böyle özetleyen ve milliyetçiliğin tekellerinde olmayacağını haykıran “Demirkırat” çocuğu Türköne’yi akılarınca sayın Bahçeli’nin önüne bırakmış oluyorlar. Sanki Türköne hakkında gerekli istihbaratı yokmuş gibi.. Halbuki onun “Türköne’nin davası tekraren ve titizlikle değerlendirilmelidir” derken, tozlu arşiv memurlarının akıllarına düşenin tersini kastettiğini herkes bilir bu ülkenin o her bir yerlerinde.

Merdiven meraklısı bir İnönü

“Vasat zekalı insanları yönetmek daha kolaydır bir iktidar için” demişti tartıştığım akademisyen sıfatlı arkadaşım. “Problem, onların yönetiminde değil, o vasat çizgisinin üstünde ve çok üstündeki zekalıların, /ki bunlar imtihanlarda aldıkları notlarda ve diplomalarındaki üniversite adlarından bellidir en basit ölçüsüyle söylersek,/ vasat zekalılara uygulanan yönetime muhalefet etmemelerindedir.

Yönettiklerini vasat yani ortalama zeka alanında toplamayı başarmış bir iktidar varsa, öncelik, fıkralardaki Temel karakterinden hızla uzaklaşmak olmalıdır. Her geçen gün kabul oyu sayıldığından, kolay olmayacaktır bu mücadele...”

1965 seçimlerinden sonra yaşandığını sandıkları bir olay paylaşılıyor medyanın çok ortaklı gruplarında, adlarının önünde okumuşluk sıfatlarını taşıyan insanlarımızca.

“Seçimlerden %50 (%52’dir) oy alarak başbakan olan Süleyman Demirel, Meclis’in ilk günü Meclis binasında İsmet İnönü ile karşılaşır. İnönü sorar;

– Meclis’in kaç merdiveni var Süleyman biliyor musun?

Demirel;

– Bilmiyorum!

Beklemediği bir soruyu yanıtsız bırakan Demirel içten içe bozulmuştur.”

Cumhuriyetin ayrı ayrı 50 yıllarına damga vurmuş iki ünlü siyasetçiyi anlatmaya böyle başlandığında sorular peşpeşe gelir.

AP’nin bu seçim zaferli iktidarından önce 29. Koalisyon hükümetinde TBMM dışından başbakan yardımcısı görevinde olan Demirel, o günlerde İnönü ile hiç karşılaşmamış mı? Hani hükümetini o Amerika’da iken mi düşürmüştü ne?

İnönü neden bekletmiş böyle bir soru ile rakibini tartma işini?

O Meclis’te kurulduğu günden beri bulunan bir İnönü’nün kafasında bir merdivenler mi kalır soru olarak?

O tarihten sonraki yıllarda, giderek gelerek de olsa hep siyasetin içinde kalmış bir Demirel, böyle bir İnönü sorusuna “Bilmiyorum” der mi? Çankaya’ya çıkarken onun en büyük hayranı bendim, itirafına rağmen...

– Şimdiye kadar neden saymadınız? Binaenaleyh ben daha yeni geldim. Beni o merdivenlerden yuvarlayacağınızı ima etmeniz fevkalade yanlıştır, hatadır, ayıptır, günahtır.

Cevabı böyle verecek bir politikacıdır Demirel. Lakin sosyal medya paylaşımcılarımız, ki çoğunun ömrü onun iktidar günlerinde geçmiştir, hayali üretimlerine devam ediyorlar; Demirel’in bizzat 220 merdiven saymışlığını vurgulayarak.

(Bak Süleyman. Lider basit işleri kendi yapmaz. Ben Meclisin kaç merdiven olduğunu bilmiyordum. Sana saydırdım.)

Paylaşımın bu son cümlesine gizlenen, insanların, İnönü’yü lider olarak kabule zorlanmaları ise bu saatten sonra ne işe yarayacak? O, Menderes ve arkadaşlarını astırdığında dahi lider olarak kabul edilmemiştir. Demirel’e kabul ettirdi, siz de kabul edin mantığı ancak fıkraların Temel’inin aklından üreyebilir.

İsmet Paşacılara 40 yıl önce verilmiş bir Demirel cevabı ile bitirelim.

– Herkes işine baksın!

Böyle mi özenilir Kılıç Ali Paşa’ya

Gazetemizin internet sitesi haberini yapmış “Haber Global”de sunulan Bülent Arınç röportajının. Savunma makamına bir mağdur gibi kurulan sayın Bülent Arınç’a itirazımız var.

Programcı Jülide Ateş, Melih Gökçek’i sormuş. Milleti birbiriyle ve devletiyle kaynaştırma iddiasıyla gelen AKP’nin çok sıfatlar kazanmış iki isminin sevgi paylaşımını merak etmez mi bir gazeteci. Üstelik sayın Arınç’ın sitemi dolaşmış ortalıkta aylarca. “Parsel parsel sattı” demiş Melih Gökçek adını Ankara’ya paralel kılarak. Hiç kimse de çıkıp niye paylarını vermedin demedi Melih Gökçek’e. Halbuki bu fakir geçmişte CHP içinde yaşanmış benzer bir durumu hatırladığında muhatap paylaşmaktan bahsetmişti. Meraklısına anlatayım.

Osmanlı Bankası’nın Türkiye’yi terk etme işlemi yapıldığında Maliye Bakanı sayın Deniz Baykal’dı. Akabindeki CHP kongresinde sayın Baykal kürsüye çıktığında delegeler “Osmanlı Bankası” tezahüratında bulunmuşlardı. Bu görüntüye çok kızan sayın Baykal bir cümle ile susturmuştu onları. “Yalnız değilim. Listeyi okuyayım mı?”

Bu güne bakıyoruz. Hukukçu ve şu anda da istişare kurulunda hukukçuluğuna danışılan sayın Bülent Arınç diyor ki: “İftiraları sebebiyle benim damadımı, kızımı ve torunlarımı perişan etti. Hesap günü var, yoksa benim onunla hesaplaşmama gerek kalmadı. Ben onun kolunu kestim, o benim sakalımı.”

Modern modern yapılan Adliye saraylarımızı ne zaman kullanacak sayın Arınç? Cerrahlığı beceremeyen çok insanımız var, iftiralar sebebiyle aile efradı perişan olan... Hesap günü var, kabul ama, sizlerin de makamlarınız var, imkanlarınız var, sıfatlarınız var, kesici aletleriniz var. Olmayanlarımız ne yapacak sayın Arınç bey?

Aslında bizim derdimiz rant konularında birbirinden razı olmayan AKP ünlülerinin muhasebe kayıtlarını konuşmak değildir. Biz, niçin oradadırlar, niçin oralara onlar buyur edildiler, niçin bir denetime, bir hesaplaşmaya oturtulmadılar, sorularını karşılayacak doğru cevapların peşindeyiz.

Aynı programda sayın Arınç demiş ki: “15 Temmuz gibi bir kalkışma yapabilirler diye bir notun gelmediği MGK toplantılarına katılmış biri olarak söylüyorum. Eğer bizi aldatmışlarsa, bizi yanıltmışlarsa bu suç bizim değil!”

El insaf sayın Arınç.

“Sen herkesi kör, alemi sersem mi sanırsın.”

“Not” bekleyene gelir sayın Arınç. Katılmış olmak demek ki yetmiyormuş.

“Bizi aldatmışlarsa, bizi yanıltmışlarsa...”

Hata, kabahat, suç onlarda mı? S iz neden öyle idiniz? Diplomalarınız da vardı? Kifayet etmeyen ne idi?

Neden ben, neden biz sorularını sormadınız, gömleksiz daha yakışıklı gördünüz kendinizi, mesele bitti sandınız. Bugün kalkıp diyorsun ki Sayın Arınç: “Suç bizim değil.”

“Suç”u kabul ediyor, suçluluğu kabul etmiyorsun. Savunmacı avukat tavrı.

“Hele hele FETÖ’cü olarak görmüyorum” da demiş sayın Arınç, 2020 yılında kendini anlatırken.

Aslolan başkalarının nasıl gördüğüdür sayın Arınç.

Farketmeye geç kalmak

“Bir dönem siyasette etkin bir isimdi” tanımıyla programına başlayan Enver Aysever’in (Halk tv-3 Haz.) şimdi niye yoksunuz sorusuna Mukadder Başeğmez’in verdiği cevap, ilk kelimeleriyle Akit tv’ye malzeme olmak özelliği taşısa da, sonra gelen cümlecikler, daha ne yapayım yani mesajını yüklenmişti.

Belki “Devrimiz değişti, belki yeni kuşaklara geldi sıra.”

Saldır Kurt’ların tam zamanı. Reis’e gönderme mi yapıyorsun? Sen evinde oturuyorsun diye, örnek mi alınacaksın? Yeni kuşaklar dediklerin yoksa onlar mı? Nüfus cüzdanlarına bakmadın mı?

Fakat fırsat vermedi sayın Başeğmez. Hasarsız atlatsa da 28 Şubat içinden geçenlerdendir. Soluklandırmadı kimseyi.

“Geçmişte çok değerli siyasetçiler var. Başbakanlık yapmış, bakanlık yapmış. Onlar da yok, görüyorsunuz.”

Programcı Aysever, “Anlaşılan Davutoğlu ve Babacan’dan davet almadınız”, demedi ama AKP’lilerden hedeflenen aferini gördü dinleyenler.

“İstediğimiz sonuca ulaştıklarına kâni değilim” cümlesinden kastı sayın Başeğmez’in, birkaç seçim daha bekleyelim olamaz. Zira “Millet bunlar ne istediyse verdi” de dedi. Bunlar da FETÖ’ye ne istedilerse verdiler diyemese de...

Bir ara içinde bulundum dediği AKP’nin iktidarını “Baskılar bizi patlattı. Güç olarak muhteşem” diye anlatırken, gerçeğe döndü. “Şimdi aynısının tersi yapılıyor. Bütün muhalefet cephesi için söylüyorum.” Programcı Aysever’in üstüste sorularıyla daha da gerçeğe döndü sonra. “Korkuyor musunuz” sorusuna, “Şu atmosferden korkuyorum” dedi, adalet kelimesi geçen bir cümle kullandıktan sonra.

Şiir okuyanların da dinlendiği Refah Partisi toplantılarında “Baharla birlikte gel Hoca’m, yaz olmadan gel” çağırmalarının takdimci elemanı sayın Başeğmez’in yumuşak karnından haberli programcı Aysever’in aldığı cevaba isyanını da bilsin insanlar.

“Erbakan’ın saray hayali var mıydı?”

Üç dönem RP milletvekili sıfatının kullanıcısına yöneltilen soru bu idi? Gülümseyerek rahmet okuduktan sonra “Bilemem!” cevabını veren sayın Başeğmez’i rahat bırakmak niyetinde değildi programcı Aysever. “Duydunuz mu?”, “Yok canım öyle, saray yapacağız filan, diyecek hali yok.”

İyi Parti’de politikaya niyetlenip sayın Akşener’e danışman olmasını, çok istemesine rağmen aday yapılmamasını, hatta bu güne kadar bir telefonla dahi olsa izahta bulunulmamasını hızlı geçerek Sivas olayı günlerine vardığımızda, bizim de bu yazıyı kaleme almamıza sebep bir Başeğmez cevabının üzüntüsünü yaşarız. Programcı Aysever’e sözümüz yok. Yumuşak karın meselesine ekleyiverdi.

Taksiye bindim, Temel ağabeyle yemek yedim. Değil meselemiz. Havaya bir el ateş ettirseydi olay önlenirdi denilen sorumludan hesap sormaktı. Neden yapmadığının belgesini almaktı. Dışarıdan gelenleri bulmaktı. Onların aranacağı yerlere ulaşıp bakmaya çalışmaktı. Onlara her şeyi rahatça gizleyecekleri ortamı vermemeyi haykırmaktı.

“Sanki o çirkin olay üzerimize kaldı.”

Bugün hâlâ dillendirilen şu kabule baksın insanlar. Nedeninide söylüyor:

“Masum insanları topladı polis. Savunulmaları lazım. Şevket kazan avukatlığını üstlendi. Başka avukat mı yok? Sen niye üstleniyorsun?”

O gün Sivas’ta olan Sivaslı bir milletvekili söylüyor bunları.

Masum insanlar toplandıysa, savunulmaları lazımsa... Avukatlık hangi şartlara tabi. Başka avukat derken, sen kaç tanesine görev verdin? O başka avukatlar dediğin kabul ettiler mi savunma yapmayı? Bugün hâlâ Cumhuriyet Gazetesi yazarlarıyla paralel duruş sergilenmesi rahmetli Şevket Kazan’ın fedakârlığı söz konusu edilerek, hangi vicdana sığar?

Şevket Kazan savunma yapmayı üstlenmedi manşeti atılsaydı gazetelere, (üzerimize kaldı) dediğin nerelere giderdi? Yazık olmaz mıydı o masum insanlara. Hem sonra niye sormadın sonraki yıllarda Şevket Kazan’a yaşadıklarını? RP’de bir sandalye işgal ediyordun.

Bir liseli gibi kompozisyon yazmak günlerine ermesinin bedeli iki dakikayı  programcı Aysever biraz zor kabullenirken biz kendi üzüntümüze yandık.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?