Reklamı Kapat

Diyanet'e teşekkür ve teklif

Bismillâhirrahmânirrahîm;

Uzun bir salgın döneminden sonra normalleşme sürecine girdik. Pek çok yasak ve kısıtlamalar kaldırıldı veya azaltıldı. Camilerin de 5 vakit namaz için normalleşmesi talepleri oldu. Sosyal ağlarda 17 Haziran’da “Camilerimiz Sahipsiz mi?”; 22 Haziran’da? “Cami Cemaati Cezalı mı?” başlıklı 2 yazı yazdım. Millî Gazete yazarımız Burhan Bozgeyik kardeşim de, “camilerde 5 vakit namazın başlatılmasını” teklif etti. Bunlar halkımızın da isteğiydi.

Gelişmeleri değerlendiren DİB, 24 Haziran sabah namazından itibaren 5 vakit namazın cemaatle kılınmasına izin verdi. Teşekkür ediyorum! Elhamdülillah, salgın sonrası yeniden camilerimizde 5 vakit namazın cemaatle kılınmasına başlandı. İbadet gereği temizliğe; salgında el hijyeni, maske ve mesafeye en çok dikkat eden cami cemaatine bu hakkın tanınması tabiîdir.

4 aydır salgının getirdiği sıkıntıları yaşıyoruz. Yasak, kısıtlama, salgın yüzünden ölenler ve tabiî seyrinde işlemeyen sosyal hayat gibi sebeplerle toplum genellikle stres ve gerilim atmosferine girdi. Sabır ve tevekkülü zayıf bazı kardeşlerimiz bu durumdan daha çok etkilendi. Toplu taşıma araçlarında, metrolarda yaşanan bazı gerginlikler bunun sonucu. Kavgaya hazır insanlar oluştu.

Sağlık görevlileri, emniyet mensupları anlayışlı bir yaklaşım ortaya koydular. “İllâ da ceza yazalım” katı tutumu yerine, rehberliği öncelediler. Hepsine teşekkür ediyorum. Millet olarak bu anlayış ve duyarlılığa sahip olmalıyız. Psikologlar halkı bilgilendirme ve rehberlik görevi yapmalı.

Maneviyat iklimi

Camiler hayatın merkezindedir. Allah’ın isminin anıldığı, manevi atmosferin hâkim olduğu mekânlar. Problemler orada konuşulur, çözüme ulaştırılır. Allah Resulünün (s.a.v.) namaz bitiminde cemaate dönmesinin sebebinin, cemaatte bulunamayanları görebilmek olduğu söylenir. Cemaate katılamayanları ya kendisi ziyaret eder; ya da bir sahabesini gönderir; hâl hatır sordururdu.

Salgının oluşturduğu psikolojik sıkıntıların çözümünde hocalarımızın da görevi olmalı. Hutbe ve konuşmalarında cemaati rahatlatacak hoş, güzel, gönül okşayıcı, ferahlatıcı bir üslûp kullanmalılar. İçten ve halisane bir gönül dili. Cemaat camiden memnun olarak ayrılmalı, dünya telâşından daralmış gönlü, ferahlamış vaziyette evine dönmelidir.

Hizmetin ağırlığına uygun yetişmiş, hâl ehli kıymetli hocalarımızın sayısı ne kadardır, dersiniz? Eğer, bir eksiklik varsa, DİB bu konudaki gerekli tedbirleri almalı. Diyanet personeli ve hocalarımızın “eğitimcilik” yönü çok güçlü olmalıdır. Çünkü camiler, küçük, büyük her yaş grubundan; amir, memur, işçi, çiftçi, emekli gibi her sınıf insandan oluşan ibadet mekânlarıdır. Hizmetler, her kesimi tatmin edecek ortak bir dil kullanabilen, bilgi, görgü ve temsil yönü güçlü hocalarımız eliyle yürütülmelidir.

Hocalarımız, hutbe, vaaz ve konuşmalarında Efendimizin (s.a.v.) hitap üslûbunu örnek almalı. Bir kavme, bir sınıfa değil, toplumun tamamına hitap edebilecek bir donanıma sahip olmalıdır. Kur’an’ın “yaratılışı” anlatan ayetinin (Hucurât, 13) ve Efendimizin (s.a.v) Veda Hutbesi’nin “Ey insanlar!” şeklinde başladığını unutmayalım.

İyilikleri yaymak

CAMİ cemaati, 70 gün kadar Cuma namazından, 100 gün kadar da 5 vakit namazdan uzak kaldı. İnsanlar salgının sıkıntısıyla manevî bir ümit ve çare arayışına girdi. Fakat insan, yapısı gereği hep aynı hâl üzere kalamıyor. Hak ve hakikat nefesinden ayrı kalınca hemen istikametten uzaklaşabiliyor.

Rabbimiz, insanın bu özelliğini anlatır: “İnsanların başına bir sıkıntı gelince, Rablerine yönelerek O’na yalvarırlar. Sonra Allah; katından bir (rahmet ve bolluk) tattırınca, bakarsınız ki, onlardan bir grup yine Rablerine ortak koşuyorlar.” (Rum, 33)

Musa’nın (a.s.) yaşadıkları da buna örnektir. 40 gün Tur Dağı’nda kaldıktan sonra, döndüğünde kavminin buzağıya tapmakta olduğunu görüyor. Nuh Tufanı’ndan kurtulanlar arasında da, kısa süre sonra Allah’a ortak koşmaya başlayanlar çıktı.

İnsanımıza dinini öğretme görevini üstlenmiş olan Diyanet İşleri Başkanlığı’mız bu durumu dikkate alarak, salgın sürecinde oluşmuş eksikliği gidermeye çalışmalı.

150 bin personeliyle çalışan Diyanet, “İyilikleri emretme, kötülüklerden sakındırma “ görevini üstlenecek, süreklilik arz edecek “önde giden bir topluluk” oluşturmalı ki, toplumun her kesimine ulaşabilsin!

Merkezî ezan, vaaz, DİB’den gelen hazır hutbe sistemi hocalarımızın inceleme, araştırma özelliğini köreltti. Görevinin hakkını vermeye çalışan hocalarımızdan Allah razı olsun! Okuma alışkanlığı olmayan hocalarımızın da varlığı bir gerçek!

DİB, hizmete uygun personel yetiştirme yöntemini bulmalı. Mizacı din hizmeti görmeye elverişli, ideal temsil gücüne sahip kadrolarla çalışmalı.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Şakir Tarım - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Fındık fiyatları hakkında ne düşünüyorsunuz?