Eğitimi yeniden düşünmek ya da eğitimi düşünmek

Geçen hafta yapılan Liselere Geçiş Sistemi (LGS) sınavı görüntüleri insanı tedirgin edici bir hâl arz ediyordu. 1,7 milyon evladımızın yaşadığı stresin çıktıları elbette zaman içerisinde anlaşılacaktır. Bu hafta ise Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) yapılacak. Bütün bu sürece uzaktan bakınca neden halen daha eğitimin ciddi bir şekilde ele alınmadığını, neden yaşanan pandemi sürecinde eğitime dair alternatifler üzerinde durulmadığını görmek üzüntü veriyor. 2 milyon 433 bin 219 gencimiz bu hafta sonu YKS’ye girecek, bu kadar gencimizi bu pandemi sürecinde bile eski usullerle sınava tabi tutulmaya çalışılması anlaşılması zor bir konu. Ülkemizin eğitim kurumları ve eğitimci yetiştiren üniversiteleri bu pandemi sürecinde okullaşma ve geleneksel okul anlayışını neden halen daha sorgulamazlar? Yeni bir seçenek sunacak fikirler üretmezler? Bu durgunluk, bu harekete geçmeme hali geçmişten günümüze nesillerin kayıp oluş süreçlerine baktıkça insanı tedirgin ediyor.

Standartlaştırılmış dersler, müfredatlar, ölçme ve değerlendirme usulleri böylesi kritik bir süreçte dahi ele alınmayacaksa ne vakit ele alınacak? Dünyada ortaya çıkan yeni uygulamalar, örnek modeller incelenip bizim kendi örneklerimizi ortaya çıkaracak bir çaba neden ortaya konmuyor. Bunu gerçekten anlamak mümkün değil. Bununla beraber durumu sadece eleştirmek de bir anlam ifade etmiyor. Ne eğitimin paydaşları ne de eğitim-öğretime yön veren siyasal erklerin ya da siyaset üreticilerinin bu konuya dair bir çabası maalesef yok. Haliyle sadece olanı olduğu gibi ele alıp olumsuzlukları ya da olumlulukları değerlendirmek çözüme dair hiçbir şey ifade etmiyor. Ya da sürecin sadece siyasi aktörlerin düşünmesi, harekete geçmesini beklemek de ayrı bir kısırlığın ifadesi değil mi? Kim harekete geçecek veya geçmeli? Ya da herkes içinde yaşadığı halden memnun olmalı ki dert olarak kimsenin payına bir şey düşmüyor.

Bununla birlikte zaman ve mekânı bölerek, öğrencileri sınıflandırarak ve onlar sınıflara ayırarak hatta bilgiyi; derslere, konulara ayırıp bir binaya sıkıştırmak ve standartlaştırılmış uygulamalar ile nereye gidilebileceğini sorgulamadan eğitim ile ilgili söylenen her söz biraz basmakalıp, ezber ve birbirini tekrar eden klişeler olarak kalacaktır. Bu durum ne ferdin gelişimine ne de toplumsal gelişime bir katkı sunmayacaktır. Çocukların fiziki okullara sıkıştırılmış bedenleri bu Covid-19 sürecinden etkilendiği ve okullara devam edilemediği için çocukların öğrenmesi durdu mu? Hayır, bilakis öğrenmenin durmadığı, onların zihinsel, fiziksel, bilişsel gelişimlerinin devam ettiğini görüyoruz. Hayat devam ederken sadece kurumlara bağlı, programlara ve standartlara bağlı bir eğitim anlayışı yeniçağın hızına, üretimine ve enerjisine nasıl uyum sağlayacak? Öğrencilere hiç online eğitim yapılmasaydı, geleneksel eğitim ile okulda verdiğimiz bilgileri vermesek çocuklar, gençler evde aileleri ile yaşadıkları süreçten hiçbir şey öğrenmemiş mi olacaklardı. Ya da soruyu tersten sorarsak pandemi sürecinde öğrendiklerini okulda bir sınıf içerisinde bir yılda geleneksel eğitim sisteminde öğrenip, deneyim kazanabilirler miydi?

Aslında pandemi süreci dünyanın ileri gelen eğitimcileri açısından bir fırsat oldu. Bu süreçte bu eğitimciler tarafından bu konulara daha çok kafa yorulduğunu, tartışıldığını ve farklı örneklerin nasıl icra edildiğinin incelendiğini ve de çıktıları üzerine tartışmalar yaptıklarını konuya az biraz meraklı olanlar görebilirler. PISA sonuçları ya da OECD raporları ile şekillendirilen eğitim politikaları mı yoksa insanların değerlerini, kimliklerini koruyarak onları ayrıştırmadan bireyselleştirilmiş, gençlerin-çocukların ihtiyaçlarına ve onların bir fiil içerisinde planlanmasından, değerlendirilmesine kadar aktif sorumluluk aldığı bir sistem mi daha insani, daha fıtrata uygundur? Neyin daha insani olduğunu sorgulamak gerekmez mi?

Sanayileşme ile sistemin ihtiyaçlarına uygun insan tipini ortaya çıkarmak için tasarlanmış bu günümüzdeki okul olgusu insanı bütün meziyetlerinden soyutlayarak bir standarda indirgiyor. Ama artık yaşadığımız zaman dilimi bu standartlaşmayı ölçüt olarak kabul etmiyor. Yeni dünya, dünya düzeni artık daha kreatif (yaratıcı), risk alabilen ve kendisini gerçekleştirecek öz disipline sahip insanlar istiyor. Tabi ki toplumsal dönüşüm de bu noktaya evriliyor. Öyle ise neden halen daha gençlerimizi daha doğrusu geleceğimizi birer maratona sokmak için çaba gösteriyoruz. Bütün bu yaşadığımız süreç bize daha çok veri ve imkân, bakış açısı sunuyor. Öyle ise gençlerimizi gerçekten yeni bir dünyada söz sahibi kılacak şeyin eğitim olduğu gerçeğini görmekten kendimizi neden alıkoyuyoruz. Ezberlerimizi bir kenara koyarak yeniden eğitimi düşünmek, yeni başlangıçlar için öncü bir adım olacaktır. Yeter ki kalıpların içerisinden zihinlerimizi çıkarmaya niyet edelim. Hoşça bakın zatınıza…

*Not: Sınava girecek bütün gençlerimize önce sağlık ve afiyet ardından da başarılar dilerim.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Biten - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?