Biz, ne isek o’yuz.

Üniversite yıllarında öğrenci faaliyetlerinde aktif olan, derleyip toplayan, yönlendirme görevi yapan bir tanıdığım delikanlı, okul bitince iş yapabileceği bir görevin başına getirilince o güne kadar yapılan rutin, alışılagelen işleri hızlandırdığı gibi aslında yapılması gerektiği halde öncekilerin yapmadığı işleri de yapmaya başlayınca dikkatleri üzerine çekti ve çok başarılı oldu.


Bir gün babasına oğlunu öven sözler söyleyerek onurlandırmak istedim, o da bana, “Hııı, benim oğlumu bana övüyorsun. Onu en iyi ben bilirim. İlkokula giderken evden dışarı çıktığında mahallenin bütün kadınları camlarından kendi çocuklarına bağırırlar ve hemen eve gelmesini söylerler. Benim oğlan oynayacak çocuk veya dövecek çocuk bulamayınca taşı havaya atar ve kendi kafasını kendi attığı taşın altına tutardı” diye anlattı.


“Sen onun çocukluğunda kalmışsın, ben ise büyüklüğünü gördüm. Sen de onun büyük haline bak” dedim.
Herkesi korkutanlara da acıyınız.
Meydanda yapayalnız kalırlar.
Yapayalnız yaşarlar. Yazık.
Kendisinden kaçanların, kaçarken düşmelerinden zevk alırlar.
Aslında ona zevk denmez de iç acısının üzerine tuz biber basarak acıyı dindirme derler.
1933’te Mehmet Akif Ersoy merhumun Hayat Arkadaşıma başlığıyla eşine yazdığı dörtlükte:

Hayat arkadaşıma


“Seni bir nura çıkarsam, diye, koştum durdum,
Ey, bütün dalgalı ömrümde, hayat arkadaşım!
Dağ mıdır, karşı gelen, taş mı, hep aştım, lâkin,
Buruşuk alnıma çarpan bu sefer kendi taşım!” şiirini hatırladım.
Aslında başımıza gelen belaların hepsi kendi yaptığımız, kendi attığımızdır.


Rabbimiz buyurur:
“İşte zulümleri sebebiyle harap (ve ıssız) kalan yurtları. Bilen kavim için bunda bir ibret vardır.” (Neml süresi ayet 27/52).
Onun için dilimizden attığımız kelimelere, elimizden attıklarımıza, ayaklarımızla vurduklarımıza dikkat edelim.


Bumerang gibi, lastik top gibi kendimize dönebilir. Sevgili Peygamberimiz, dilimizden çıkan sözün de bize dönebileceğini:
“Bir kişi, mümin kardeşine ‘kâfir’ dediğinde o ikisinden biri kâfir olur” haber verir. (Buhari, Sahih, K. Edeb, bab 73 Men keffera ehahü).


Her hangi bir spor dalında mağlup olduğumuzda galibe kızmanın, sövüp saymanın, bize hiçbir faydası yoktur.
Bize faydası olan çalışmak, kuvvetlenmek, direnci artırmak ve o sporun tekniklerini bilip, uygulayıp, refleks haline getirmek bize fayda verir.


Sövüp, hatalarını saymak bize fayda vermez.


Rabbimiz buyurur:
“İşte böyle yapmaları se¬bebi ile zalimlerin bir kısmını diğe¬rinin üze¬rine musal¬lat ede-riz.” (En’am süresi ayet 6/129, Bak, Enfal 8/53).
Tarihler boyunca adil bir toplumun başına zalim bir yönetici gelmemiştir.
Zalim bir toplumun başına da adil bir yönetici gelmemiştir.
Biz, ne isek o’yuz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mahmut Toptaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?