Reklamı Kapat

Oy dereler dereler

İşlerine geldiği gibi ve işlerine yaradığı kadar kullandıkları zarurat-ı hamsenin, dünya sathında dibini sıyırdıkları engin demokrasi anlayışlarının, insanlıktan yana kalan nasiplerinin kifayet etmediği yerde egemenlerin çirkinliklerine maruz kalmamız işten değildir. Adım adım uygulamaya koydukları, üstümüzde denedikleri ve tuhaf şekilde alıştığımız, alıştırıldığımız olumsuzlukların bundan böyle ardı arkası gelmeyecektir. Şairin söylediği gibi “korku ve cüzzam” değildir belki, üstelik çok şey beklenmese de namlular soğutulmuştur. Geriye canın, malın, aklın, dinin, neslin namusu kalır ki kötülük için kendi ordusunu oluşturmaktan çekinmeyen güce karşı tüm bunların savunusu beyhude görünür.

Namlular hak eden için bile soğutulmuş; ahlakın, erdemin caydırıcı baltaları toprağa gömülmüştür. Ahlak yoksunluğu kendi habitatını oluşturuverir. Sonra benimsediğimiz yurt, vatan, ülke, düzen, toplum, toprak parçası vs. adına ne denirse ve ne ile sıfatlandırılmışsa, orası kötülüğün doğal yaşam alanı olmayı başarır.


Öldürmeye yönelik zulüm asker, sivil, yaşlı, genç, çocuk, bebek ayırt etmez. Canın korunamadığını insanlar sınırlara doğru sürüldüğünde, bombadan, kurşundan kaçanlar denizin dibine gönderildiğinde yahut sınırın ötesinden gelecek kurşunlara hedef kılındığında fark etmemişsek, gün ortası yeni uydurulan bir yasağın ihlali dolayısıyla insanların gözü önünde göğsünden vurulan gençle de fark etmeyiz. Hem can korunacaksa maskeyle korunur, atanmış bir teknokratın açıklamalarıyla korunur, sokağa çıkmamakla, ortalıkta hiç görünmemekle korunur. Dahası yaşamıyor gibi davranmak, kafayı kuma yahut yastığa gömmek, saçlara güneş yüzü göstermemek yepyeni yaşam modelidir.


Mal zaten korunaksızdır. Belli belirsiz suç isnadıyla tutuklananların dahi malına el konulur. El konulan mülk bir vakfın yahut derneğinse, yandaş vakıflara peşkeş çekilir; şahsa aitse yine şahıslar arasında paylaştırılır. Bu paylaşım ağı mal mülkle de kalmaz; seçimle işbaşına gelmiş belediyelere el konulduğu, kayyum atandığı gibi seçilmiş belediye başkanları da kriminalize edilir, hapse tıkılır. Yani yüzbinlerce insanın oyunu, onayını almış belediye başkanlarının özgürlüğüne dahi el konulmuş olur. Yetmez, cumhurbaşkanlığına adaylığını koyup 4 milyon 205 bin 243 kişinin oyunu almış aday, önce özgürlüğünden edilir; sonra geride kalan akrabaları için ağza alınmadık sözler sarf edilir, namusuna sataşılır. Sorsan aynı edepsiz varlıklar, namus için Cuma terk edip savaş başlatan Sütçü İmam’dan dem vurmaktan çekinmezler. Oysa dinlerinin önemli bir ritüeli olan Cuma’dan da kutsayıp sembolize ettikleri camiden de tek bir emirle vazgeçerler. Dolayısıyla otoritenin tekelinde faaliyet gösteren bir din kendisini korumayı başardığı gibi mensuplarını da bilumum hastalıklardan, bela ve musibetten korumuş olur. Hayır korku da cüzzam da değildir; keyfiyettir ve bu güzide ahaliye evde Cuma kılmanın, minarelerden Buhurizade Mustafa Itri besteleri dinlemenin doyumsuz keyfi yaşatılır. İcabında kıyamet koparılır da o gün insanlardan bir başka şarkı asla kabul edilmez.


Köyün birinde, köylünün içme suyunu da sağlayan bir derenin varlığı anlatılır. İhtimaldir ki dere yatağına altın arama bahanesiyle siyanür karıştırıldığından zamanla değişime uğrar ve bu dereden her kim su içerse deliriverir. İnsanların delirmesi bir yana, deliren bu insanlar delirmemiş olanlara deli gözüyle bakmaya başlarlar ve türlü baskılarla deli suyundan içmeyenleri bu sudan içmeye zorlarlar. Köyün bilge şahsiyeti ne yaptı ne ettiyse fayda vermez; delirenler deliliklerini kabullenmez ve en sonunda bilge adamı da deli suyundan içmeye mecbur bırakırlar. Sonuçta delilerle akıllılar yer değiştirmiş olur ve koca köyde delirenleri tedavi edecek bir akıllı bile kalmadığı gibi deli suyunu içenler yayıldıkça yayılır ve koca ülke delirmiş insanlarla dolar. Kendilerini gerçek akıllılar sanan bu deliler kendi delilikleriyle yaşar giderler.
Hâl böyle seyrederken inananlar için elde kalan aklı koruyabilmek adına olağan üstü gayret sarf etmekten başka çare kalmaz. Aklı korumaksa tek başına kalan bireyler için oldukça güç görünür. Baskılar dayanılmaz hale gelince sürüye katılıp herkes gibi olmak zorunda kalınır. Bunun içindir ki inananlar kadar direnenlerin de müjdelenmesi gerekir. Direnenler, boyun eğmeyenler, huzuru iskânda değil isyanda bilenler hüsrandan beridir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İshak Koç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket 2019-2020 Cemil Usta Sezonu Süper Lig şampiyonu sizce kim olur?