18 yıl süren Türkçe ezan zulmü ve hatırlattıkları

İslâm’ın şiârı ve Müslüman varlığının sembolü olan Ezan-ı Muhammedî hem namaza bir çağrı ve hem de İslam’a çağrıdır. Nitekim şair bu hususu “Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli” mısraında en güzel şekilde dile getirmiştir. Ezan-ı Muhammedî okunan her yerde günde beş kere insanlar namaz kılmaya çağrılmanın yanında, Allah Teâlâ’nın varlığına ve birliğine inanmaya ve Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimizin peygamberliğini tasdik etmeye de çağrılmaktadır. Bunun için Müslüman bir memlekette mutlaka Ezan’ın açıktan ve Arapça asli şekliyle okunması şarttır.


İslam’ın egemen olduğu devlette bir bölge halkı ezan okumaktan vazgeçerlerse bölge halkına karşı savaş açılacağı konusunda İslam âlimleri ittifak etmişlerdir. Ezan’ın İslam’ın ana ilkelerini her gün beş kere ilanının kalplerde oluşturduğu tesir gücü nedeniyledir ki dine ve dindarlara karşı çok saygılı olduğu söylenen hiçbir Avrupa ülkesinde açıktan ezan okunmasına müsaade edilmemekte, hatta camilere minare yapılmasına dahi bin bir mânia çıkararak engel olmaktadırlar.


Ezan-ı Muhammedi 1932 yılında İslam dinine karşı gösterilen baskı ve şiddet uygulamalarının bir devamı olarak Arapça aslıyla okunması yasaklandı. Aslında tedrisatı yapılmayan, davet ve tebliğ edilmesi yasaklanan bir dinin sadece ezanlarla kendini koruması mümkün değildi. Ama İslam’a karşı tek parti döneminin öyle bir kini vardı ki, Türkiye’nin semalarında “Allahü Ekber” sesinin yankılanmasından dahi rahatsız olmuşlardır. Ezan’ın Türkçeleştirilmesi meselesi genel olarak Türkçeleşme / Türkçülük açısından değerlendirilir. Ama bu işin gösterilmek istenen yönüdür. Ezan’da geçen kelimelerin hepsi Türkçeleştirilirken “kurtuluş” anlamındaki “felah” kelimesinin olduğu gibi bırakılmış olması bunun bir göstergesidir. “Allah” lafza-i celali ile neyin kasd edildiği herkes tarafından bilindiği halde kendi karşılığı dahi olmayan “tanrı” kelimesi ile değiştirilmişken, halkın çoğunun manasını bilmeyeceği “felah” kelimesinin asli haliyle bırakılmış olması manidardır. Zira bu kelime de tercüme edilse idi müezzinler günde beş kere “haydin kurtuluşa” diye nida edeceklerdi. Bu ise çok sakıncalı görülmüş olacak ki bu Türkçecilik burada terk edilmiştir.


1932 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bir genelgesi ile başlatılan Ezan’ın Türkçe okunması zulmü 1941 yılında çıkarılan bir kanunla katmerleştirilmiştir. 1950 yılına gelindiğinde aradan geçen 18 yılda gerek ezan yasağı ve gerekse dini tedrisat yasağı halkı patlama noktasına getirmiştir. İşte işin burasında bir öfke patlamasına yer vermemek için katı din karşıtı uygulamaların bir kısmından vazgeçilmesi ve adı bu zulümlerle anılan CHP ve onun o günkü lideri İsmet İnönü’nün üst akıl tarafından geri çekilmesi kararlaştırılmıştır. Zira yaşanacak bir kin ve öfke patlamasının nelere mal olacağını kestirmek çok güçtü.
Bunun kılıfı hazırdı. İlk kez 1946 yılında çok partili bir seçim yapılmış ama bu seçimi resmiyette CHP kazanmıştı. Ama 1950’de seçim zamanı geldiğinde CHP’nin tekrar hile ile seçim almasına müsaade edilmedi. İlk kez 1950 seçimleri gizli oy, açık tasnif kuralına göre seçim yapıldı. Tabii, beklendiği üzere CHP halktan çok ağır bir tokat yedi. Görünürde bu çok büyük bir kayıptı ama aslında CHP harcanarak mevcut yapı kurtarılmıştı.


1950 seçimleri ile birlikte iktidar değişti. Demokrat Parti iktidar oldu. Ama devlet CHP’li memurların ve CHP zihniyetinin elinde kalmaya devam etti. Esasen Demokrat Parti’yi kuranların da İslami bir hedefleri yoktu. Nihayetinde bunlar da eski CHP’lilerdi. Ama en azından dini hayatı tam yaşamasalar da dindarlara serbestlik tanınması taraftarı idiler. Dine ve dindar insanlara karşı saygıları vardı. Zaten artık Milli şeflik dönemini sürdürmek de imkânsızdı. Nitekim 16 Haziran 1950 tarihinde Ezan’ın Arapça aslına döndürülmesi ile ilgili yapılan düzenlemeye CHP grubu karşı çıkmamış, aleyhte oy vermemiştir.
Başbakan Adnan Menderes bütün iyi niyetine rağmen anaç mason Celal Bayar’ın tasarrutundan kurtulamamıştır. Ezan-ı Muhammedî’yi asli suretine çevirmesi, Kur’an-ı Kerim eğitiminin serbest bırakılması ve imam hatip okullarının kurulması dışında dişe dokunur bir şey yapılamamıştır. Ama bunlar bile o döneme göre çok büyük işlerdi. Nitekim Ali Haydar Efendi hazretleri o dönem Ezan’ın asli suretine çevrilmesi sonrası yapılan işin büyüklüğünü şu mealdeki sözleri ile dile getirmiştir: “Benim bu yaşıma (80 yaş) kadar hayatım hep cami ve medreselerde geçti. Ama Menderes, Ezan-ı Muhammedî’yi aslına çevirmekle öyle hayırlı bir iş yaptı ki onun sadece bu işten kazandığı sevabı bütün ömrüm boyunca yaptığım amellerle değiştirmeye hazırım.”


Evet, bu da Ali Haydar Efendi Rahmetullahi aleyh’in gerçek bir âlim olarak siyaseti ne kadar iyi anlayıp takdir ettiğini göstermektedir. Bu söz, siyasetle elde edilen sevabın büyüklüğü karşısında bireysel olarak kazanılan sevapların cüceliğini açık bir şekilde ortaya koymaktadır.


1) Müslim, Salât, 11; Ebû Dâvûd, Salât, 36, 523
2) Buhârî, Ezân, 8; Ebû Dâvûd, Salât, 37.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kasadar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?