Reklamı Kapat

Salgın sonrası önemli görevimiz

Bismillâhirrahmânirrahîm;

GÖZLE görülmeyecek ölçüde bir virüsün (mikrop) tüm dünyada sosyal hayatı felç ettiğini hep beraber yaşadık. “Dünya bizden sorulur” havasındaki küresel güçlerin perişanlığını gördük. Covid-19 salgını ekonomik dengeleri alt üst etti. Planları bozdu. İnsanlık çaresiz kaldı. Dünya tabii seyrinden çıktı. Daha önceki salgınlar bir şehri, bölgeyi veya kıtayı etkilediği halde, Covid-19 salgını bütün dünyayı kuşattı.
Salgında herkes tutunacak dal aradı. Pek çok düşmanlıklar köreldi. Gayrimüslimler bile Allah’ın son hak dini İslâm’a dikkat kesildi. Beyaz Saray’da ilk defa bir programın açılışı Kur’an tilâvetiyle başladı. 1492’den bu yana Endülüs’te (İspanya) ilk defa ezan sesleri yükseldi. ABD’nin saygın dergilerinden Newsveek, Efendimizin (s.a.v.) temizlik öğütlerini kapağına taşıdı; iç sayfalarında genişçe yer verdi. ABD’li doktorlar yalvararak dua etti. Bazı TV’ler İslâmî içerikli yayınlar yaptı. Yaşananları biliyorsunuz!


Rabbimiz bize insanın musibet ve nimete kavuştuğu vakitlerindeki durumunu haber verir: “İnsanların başına bir sıkıntı gelince, Rablerine yönelerek O’na yalvarırlar. Sonra Allah, katından onlara bir (rahmet ve bolluk) tattırınca, bakarsınız ki, onlardan bir grup yine Rablerine ortak koşuyorlar.” (Rum, 33)
Musa (a.s.), yerine kardeşini bırakarak 40 günlüğüne Tur Dağı’na gider. Geriye döndüğünde kavmini buzağıya tapar vaziyette bulur. Demek ki, hakikat nefesinden uzak düşen bir topluluk, kısa sürede batıla, isyana düşmekten kurtulamıyor. Olay, İslâm davetinin hiçbir zaman durmamasını hatırlatıyor.

Nuh tufanı’nda!

NUH Tufanı… Tarihin şahit olduğu en büyük sosyal musibetlerden biri! İnsanlar azdı; yoldan çıktı. İsyan ve günahlara daldı. Allah Nuh’a (a.s.) gemi yapmasını, inananları da gemiye almasını emretti. Ardından kuvvetli bir yağmur! Görülen tek kara parçası kalmayacak şekilde yeryüzünü kuşattı. Gemiye binenler dışındakiler helâk oldu. Sonra yağmur dindi; sular çekildi; hayat gemiye binenlerle devam etti.
Gerisini Kur’an’dan dinleyelim: “Gemiye bindikleri zaman, dini yalnız O’na has kılarak (ihlâsla) Allah’a yalvarırlar. Fakat onları salimen karaya çıkarınca, bir bakarsın ki, Allah’a (ortak) koşmaktadırlar.” (Ankebût, 65)


İnsanlar hak dinden uzaklaşmasın; isyana, tuğyana dalmasın, diye Rabbimiz Hakk’a davet, iyilikleri emretme, kötülüklerden sakındırma görevini farz kılmıştır (farz-ı kifaye). Bu görevi Müslümanlardan bir grup mutlaka yerine getirmelidir. Hatta bu görev, Müslümanların “hayırlı ümmet” olmalarının özelliği: “Siz insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a inanırsınız.” (Âl-i İmran, 110)


Elmalılı Muhammet Hamdi Yazır, Hak Dini, Kur’an Dili adlı tanınmış tefsirinde, Âl-i İmran Suresi 104. ayetini açıklarken şu ifadelere yer verir: “Müslümanların, hayra davet eden, iyilikleri emreden, kötülüklerden sakındıran ‘önde giden bir topluluk’ oluşturmaları, onların imanlarından sonra ilk vazifeleridir. Eğer, bunu yapmazlarsa, onların Müslüman olarak can vermeleri çok zor, belki de imkânsız olur.”

İslam’ın devamı için

BÜTÜN iyilik ve güzellikleri içinde barındıran İslâm’ın varlığını sürdürmesi için devamlı yapılması istenen iki önemli farz var: Cihat ve iyilikleri emretmek, kötülüklerden sakındırmak! Cihat, “CHD” mastarından geliyor. “Ceht etmek, gayret göstermek, çaba, mücadele, din uğrunda gayretli olma” gibi anlamları var. Cihat, İslâm’daki iyilik ve güzellikleri bütün insanlığa ulaştırma çabasıdır. Çünkü İslâm cihanşümûldur. Bütün insanlığa seslenir.


Cihat, “insanı yaşatma” gayretidir. İslâm kelimesi zaten “barış” anlamında. İnsanlar çok kere “cihat” ile “kıtal”i birbirine karıştırıyorlar. Barış asıldır, esastır; her zaman gereklidir. Savaş arızîdir; ancak şartları oluşursa yapılır. Müslüman “barışçı insan”dır; bütün gücüyle savaşsız bir dünya için çalışır. İslâm, insanların özgürce düşündüğü “barış” ortamında yayılır. Kur’an’ın, “Es-sulhu hayrun - Barışta hayır vardır” (Nisa, 128) ayeti bunun delilidir.


Fıkıh kitapları cihadın amacını; “1. İslam’ın öğrenilmesi, 2. Yaşanılır hale getirilmesi, 3. Gelecek nesillere aktarılması, 4. Gayrimüslimlere tanıtılması” şeklinde açıklar. Cihadın İslâm’ın öğrenilmesini, yayılmasını amaçlaması, cihada ilâveten İslâm davetçiliği, iyilikleri emretmek, kötülüklerden sakındırmak görevinin “devamlı” yapılmasını zorunlu kılar.


Rabbimiz tebliğ ve davetin yöntemini açıklar: “Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle davet et! İnsanlarla en güzel yöntemle mücadele et.” (Nahl, 125)
Mehmet Akif, Hakk’a davet görevinin kuşatıcılığını hatırlatır: “Emr-i bi’l mâruf imiş ehl-i İslâm’ın işi / Nehyedermiş bir kötülük görse kardeş kardeşi!”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Şakir Tarım - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket 2019-2020 Cemil Usta Sezonu Süper Lig şampiyonu sizce kim olur?