Reklamı Kapat

Çelebi böyle olur bizde siyaset dediğin

Enver Aysever’in “Çok saygı duyduğum bir isim” takdimiyle başladığı “Ayrıntılar” programında (Halk tv) “Sosyal Demokrat gelenekten geliyorsunuz” vurgusuyla da yerini tespit ederken cevap alanını belirlediği ANAP’lı eski politikacı ve bakanlardan Işın Çelebi söyleşisinden bazı notlar ve izahıyla başlıyoruz.
İktisat profesörü sıfatı olduğunu konuşması boyunca birkaç kez tekrarlayan sayın Çelebi’nin dünyanın sorunlarını ekonomik problemler, açlık, yoksulluk, sağlık, eğitim, cinsiyet ayrımcılığı, iklim ve su gibi ana başlıklarda sıralaması ve yaşanan dijital otoriterleşmenin yurttaşlık haklarını yok etmesi iddiası değil söyleşide bizim ilgimizi çeken yerler.

Türkiye, ANAP, Özal, Semra hanım, GS stadyumu, Cumhurbaşkanı, Yargıtay, Irak, Saddam ve Babacan’dan hatıra hazinesinde kalanları ve yorumlarını tartışmaya açmak istiyoruz.

Programcı Aysever ısrarla sordu Babacan’ı; alalı, valalı, kurtarıcı deha mı tanımıyla?

Sanki sayın Çelebi’nin kanaatini “tam doğru” olarak ifade etmesi mümkünmüş gibi... Zira insanlar bulundukları yer ve gelecekleriyle alakalandırdıkları hesaplarına ve hayallerine yukarılarda bir müdahale olsun istemezler.

Dolayısıyla menfi cevap geldi sayın Çelebi’den. Güven duymadığını seslendirmesini ise iktidara bir mesaj sayıyoruz.

“2003-2015 arasında çok para geldi. Gökten para yağdı. 500 milyar dolar çarçur edildi.”

Bu noktada programcı Aysever’in şöyle bir soru sormasını isterlerdi bu ülkeyi sevenler.

“Sayın sosyal demokrat Işın Çelebi, siz birkaç dönem milletvekilliği ve bakanlık yaptınız. Bilginize ve tecrübenize güveniyor idiyseniz neden 2003-2015 arasında o paralar çarçur edilirken bir uyarı yapmadınız? Hangi ilişkileriniz ve çekinceleriniz engelledi sizi?”

Sayın Çelebi’nin böyle bir soruyu doğru cevaplandıracak cesaretinin olmamasının neticesi sandığımız olaydan da herkes haberli olsun. Kendi itirafıdır.

“Cumhurbaşkanlığına sayın Kılıçdaroğlu ve sayın Bahçeli tarafından aday yapılmak istenmem engellendi, Ekmeleddin bey tercih edildi.”

Aysever’in programında, Türkiye’ye hizmet etmek ve iktisat profesörü olarak rapor yazmak fedakarlığından kaçınmayacağını anladığımız sayın Çelebi, GS stadyumuyla ilgili açıklamalar da yaptı.

60 dönümlük arazi tahsis edilmişken, hastane yapımı için ayrılmış 120 dönümlük araziye, sayın Erdoğan’ı ikna ederek stadı yaptıklarını anlatırken, programcı Aysever’in araya girip “Sonra da dedi ki: Beni stadınızda yuhalattınız!” hatırlatmasına bizim özel izahımız olacaktır.

GS seyircisinin o gün orada gösterdiği o tepki, hastane arazisinin kullanılmasınadır; bilinçli olmasa da... Lakin yine de istihbaratlarına rağmen tedbir almayan o yönetimin ibra edilmeyip Yargıtay koridorlarına düşürülmesi ispatıdır bu düşüncemizin. Sayın Erdoğan’ı savunacak medya gücünün azlığı veya zafiyetleri dolayısıyla sirk aynasından yansıtıldı olay ve hâlâ prim yaptırılmakta Çelebi’lerin sorumluluğu saklanarak...

Sayın Çelebi’nin ANAP’lılığının yorumlanmasına gelindiğinde ise iyice ilginçlendi programcı Aysever. “Özal döneminde laikliğin teminatı Semra hanım mı idi? İçki, puro, alem var. Meydan takunyalılara kalacaktı dersem...” sorusunu “Doğru söylüyorsunuz” diyerek tasdik eden sayın Çelebi’nin, Semra hanımı anlatırken “Kaliteli, karakterli, dik duran, kaburgalı, omurgalı bir kadındır” mübalağası, benim velinimetimdir, koruyucu meleğimdir manasına ayarlı ve içinde bacanak–enişte Ali bey tanımlı bir cümleyi çağrıştırmasını düşürmüş müdür bazı akıllara? Bilmemiz zor.

Konu Özallara kayınca içindeki kabuk bağlamış yara kanayıverdi programcı Aysever’in. “Özal’ın Erdal İnönü’ye küçük Turgutlu konuşmasını ayıp buluyorum.” “Olabilir” dedi sayın Çelebi. Halbuki ANAP’ta gönenmiş bir eski politikacıya düşen, gerçekleri hatırlatmak olmalıydı.

Dört eğilimin içinde en çok sosyal demokrat ve solcu milletvekillerine yer veren, Halkçı Parti’yi “Köprüyü satarım” numarasıyla Meclis’e sokan, ihtilalcilerin devlet bünyesine aldığı gelirleri ve taşınmazları tekrar CHP’ne iade eden Özal’ın sokak ağızlı esprisinin bir kamuflaj sloganı olduğunu artık kabul ediniz ve rahatlayınız.

Sayın Çelebi demedi bunları ama bir Özal ANAP’lısı olarak aldı sazı eline: “Ben sana başka bir şey anlatayım Erdal bey, Gaziantepli Mustafa bey Irak’a Saddam’ın yanına gitmişlerdi. Meclis’te tartışılırken sordular: Saddam’ın elini sıktınız mı? Mustafa bey dedi ki: Başka bir yerini mi sıkacaktık?”

Bir Demirel-Ecevit görüşmesi sırasında bir gazetecinin attığı pasa aynen bu cevabı vererek AP–CHP koalisyonunun konuşulmasını engelleyen Demirel’in bu ayıp çağrışımlı cümlesini Meclis’te adı anılan Mustafa beyin sahiplenmesine, canını sıkmışsınız ama, ümüğünü de sıksaydınız itirazını etseydi veya aklınızda o mu var deseydi bir milletvekili, Özal’dan antiIrak miraslı sayın Çelebi yine çınlatabilir miydi Hak tv ekranını?

Bugün Saddam yok, Irak yok, ANAP dahi yok. Lakin ANAP’lı Işın Çelebi’de neşe çok, kahkaha çok. Programcı Aysever’den beklemediğimiz son soru da şöyle olsun: ANAP’a oy vermiş insanların haklarını helal edeceğine, laikliğinize halel getirmeden, Semra hanımın teminatlığının ışığında söylerseniz, inanıyor musunuz?

Sayın Çelebi’nin kahkaha tufanına çenesinin tüm gücüyle iştirak eden programcı Aysever’den istediğimiz bu soruları, Işın Çelebi’li “Ayrıntılar”ın provasız olduğunu var sayarak yazdık. Gazetecilik olsun diye...

DEMİREL DEMİNDE

Birinci Cihan Harbi’nden önce doğmuş iki insanın konuşması çocuk yaşımda işlemişti. Babam ve arkadaşından bahsediyorum. Ben ortaokul çocuğuydum. 1965 seçimlerinin hemen sonrasıydı. AP’nin seçimden İnönü ve partisini yenerek çıkmasının DP’lileri canlandırdığı, soluklandırdığı o günlerin bir ikindi sonrasında “Salih” demişti babama, dükkanımızda benden başka kimse olmamasına rağmen gayet yavaş bir sesle. “Bizim mason, Sağır’ın adamı imiş!” Kod adları ile bahsedilen siyasetçilerin kim olduklarını biliyordum. Çünkü politikacıları konuşan esnaf muhabbetlerine tanıklığımın ötesinde, o seçim öncesi şehrimize gelen partili adayları da görmüş, dinlemiştim.

“Demirel’i bu millet şimdi tanıyacak!”

Psikiyatr dalında yüzlerce doktor yetiştirmiş rahmetli Ayhan Songar’ın, Cerrahpaşa’nın bir hocalar toplantısında, Çankaya’ya taşındığı günlerde anlattığı Demirel’dir, bizim de bahse konu ettiğimiz politikacı.

Ucuzluk vaadleri değildi ilk icraat yıllarından akıllarda kalan polemik cümlesi. “Yollar yürümekle aşınmaz!” demişti, “meseleleri saymazsanız mesele kalmaz” dediği meselelerden birini muhalefet gençlik mesele ettiği için yürüdüğünde.

O gençliğin muhtıra ile gerginleştirildiği yıllardan sonra şapgasıyla döndüğü gelişlerinin birinde söylediği en kan fışkırtıcı cümlesi ise ne tartışıldı ne de “Bir o yandan, bir bu yandan” la tatmin olanların genç idamlarına savunma gerekçesi yapıldı.

“Bana sağcılar cinayet işliyor dedirtemezsiniz!”

1973 seçimlerinde başında bulunduğu AP’ye ağır bir yenilgi aldırmasını, “Millet bana muhalefet görevi verdi” politikasıyla kamufle ederken, MSP’nin motor olduğu ve Türkiye’ye Kıbrıs zaferini kazandırdığı MSP-CHP koalisyonunu, CHP’nin kasaba politikacısı kapasiteli milletvekillerini kontrolündeki medyaya kışkırttırarak, bozdurmuş ve MC’ler dönemlerini başlatmıştı. MSP, MC’lerde de icraatlarıyla Türkiye’yi iş sahaları ve fabrikalarla donatırken o, dişine göre politikacı Ecevit’le atışarak oy pastasından hep büyük parçaları götürmüştü.

Ülkenin Milli İstihbarat Teşkilatını halka şikayet ederken söylediği “Kenya’dan haber veriyor ama Konya’dan haber vermiyor” demesi de hâlâ yaşayan kulaklardadır. Sana güvenmedikleri için mi öyle yaptılar veya onlar mı seni idare ediyorlar sorularını ona yöneltecek gazeteciler tıpkı bugünler gibi o zamanlarda da yoktu.

“Beni 3’üncü sınıf bir insanmışım gibi aldılar, götürdüler!”

12 Eylül’ü bu cümle ile anlatmaya başlaması ona mağdur rolü yüklerken, hani bu ülkede sınıflar yoktu, sorusunu düşürmedi akıllara.

12 Eylül’den sonraki en “yüzsüz” politikacı günlerinde yanındakilere Özal için “Çantamızı taşıyandı” ve onun başbakanı Mesut Yılmaz için “Yavşak” dedirtmesini hızlı geçerek 28 Şubat günlerindeki Demirel’e varmak istiyoruz.

İTÜ’den beri tanıdığı Erbakan, engellemeye çalıştığı Refahyol’da başarılı olduğunda, milletin “Boşuna Baba demişiz” kanaatine ulaşacağı korkusunu yoğun yaşayan Demirel, “FETÖ+Medya+İhtilalciler+Sol” ortaklığıyla oynanan ve sözcülüğü F.G.’ye yaptırılan “Gitsinler, gitsinler” ihanetini görmezden gelmiş ve 7 yıl bulunduğu Çankaya’da 9 hükümete yol vererek Türkiye’nin 2000’li yıllara zayıf ve istikrarsız bir ülke etiketiyle taşınmasına emek vermiştir.

Bugün ona yakın durmak marifetleri olmuş bu gazetecilerin övgü yarışına girdikleri Demirel’i, onunla aynı yılları yaşamamış yeni gençlik iyi tanısın ve orta yaşlılarımız da yanlışlarını tashih etsinler diye çala kalem yazdık. Maksat Demirel konusuna alfabe olsun.

Lakin 1966 yılı biterken bir dergi kapağında Demirel’in, Demirkırat’ı tahta at sanan bir çocuk olarak çizen ve hep öyle kalacağı iddiasını da siyaset tarihine çakan “Necmi Rıza”ların bugün olmamasına hayıflandığımız da bilinsin.

ÇOBAN KAYA'R MI?

Çoban Mehmet adı ilkokul 5’inci sınıftaki bir okuma parçasında geçiyor olmalıydı. Atatürk’ün güreşte beni de yener misin, sorusuna verdiği şiirimsi “Seni yedi düvel yenememiş, ben nasıl yenerim” cevabı öğretmenimizce çok tekrar edildiğinden aklımda kalmış.

İşte o Çoban Mehmet’i internet sayfalarına kopyala–yapıştır metoduyla konmuş ve efsanevî bir koku verilmeye çalışılmış bilgilerin ötesinde, bir mesai arkadaşının anlatımıyla tanıtmamızın tam zamanıdır şimdi.

“Sınır dışında Türk bayrağını ilk dalgalandıran ağır sıklet güreş şampiyonu Çoban Mehmet, adından da anlaşılacağı gibi çobanlıktan gelme, güçlü ve iri yarı bir Anadolu çocuğuydu. Çoban Mehmet’in güreşte başarıları işbaşındakileri öylesine sevindirmişti ki, onu paraca desteklemek istediler. Çoban Mehmet, Cibali yaprak tütün deposunda kapıcılığa atandı. Her sabah erkenden görevi başına gelir, depoda çalışanlar iş başı edince arkalıksız ufak sandalyesine oturur, ya da kimi zaman ayakta dururdu. Paydos düdüğü çalıncaya kadar.”

1940’lı Milli Şef yıllarından kalma bu anının yazarı Burhan Arpad 1976 yılında yayınlanmış “Hesaplaşma” kitabının Çoban Mehmet’le ilgili bölümünü bugün hiç yabancılık çekmeyeceğimiz bir yorumlama ile bitirmiş.

“...Yeni güreşçilerin, büyük ticaret işlerine giriştiğini, şu ya da bu yoldan topluma bir yararı dokunmuş, hatta dokunmamış kişilerin nasıl da bol keseden –Meclis-i İdare Üyesi– diye ayda binlerce lirayla kayırıldığını gördükçe...”

AKP iktidarının, varlığını, bankacılık varlığına armağan ettiği Hamza Yerlikaya tartışmalarını çoğaltmak için yazmadık biz, Çoban Mehmet’in gerçek hikayesini. Atatürk’ün itibar ettiklerine İnönü’nün tavır koymaları örnekliği de değil işaret edilen.

Bir şey söylemesek de bir şey söylemiş sayılalım.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket 2019-2020 Cemil Usta Sezonu Süper Lig şampiyonu sizce kim olur?