Reklamı Kapat

Toplumsal gerçeklik ve iktidar

Ortadoğu siyasi rejimleri (devlet olup olmadıkları ayrı bir tartışma konusudur), aslında basit olan, karşılaştıkları iç ve dış sorunları çoğunlukla çözemedikleri için, hemen dış bir kaynağa ve güce hamletme alışkanlığına başvuragelmişlerdir. Çünkü bu alışkanlık, çoğunlukla farklı saiklerden kaynaklanmakla birlikte, halkın belli bir kesimi, özellikle yine farklı algılama ve tahlil etme nedenlerine bağlı “aydın” kesimin bir bölümünce de desteklenme seçeneği içinde yer almaktadır. Bütün bu farklı saikler ve onlarla ilgili algılama ve görüşler, siyasi rejimlerin varlığını, yapısını, işlev ve ilişkilerini, elbette niyet ve yeteneklerini irdeleme, eleştiri süzgecinde geçirme ve sağlıklı bir şekilde değerlendirme dikkat ve çabalarını köreltmekte, giderek dumura uğratmaktadır.

***

Genel bir gözlemle, söz konusu siyasi rejimlerin, “yönettikleri” iddiasında bulundukları halkların toplumsal gerçekleriyle, dolaylı bir şekilde bile, varlıklarını temellendirici ve gerçek anlamda meşruiyet sağlayıcı esaslı bir ilişki üzerinde oldukları bir hayli kuşkuludur. Gerçi esaslı olmasa da, şartlı bir şekilde ve göreceli olarak toplumsal gerçeklikle nispeten kurulmuş gözüken ara dönemler olmuştur. Böyle dönemlerde, siyasi rejimlerin sertliğinden ve şiddetinden azalma olmasına rağmen, toplumsal gerçekliğin kendi doğal akışına uygun göreceli iyi sayılabilecek gelişme seyri gösterdiği söylenebilir. Sözgelimi, dünyada ideolojik kutuplaşmanın ağırlık kazandığı II. Dünya Savaşı sonrasında, başta Mısır olmak üzere, Suriye ve Irak’ta yakın zamanlara kadar, toplumsal gerçekliği dikkate alır bir tutum içinde olduğunu iddia eden “Baas” anlayışı, hiç değilse göreceli bir toplumsal barışı, kendi içinde çelişkiler taşısa da belli görünürlükte ekonomik bir kalkınmayı ve çok zayıf olsa da gelir dağılımı dengesini sağlamış gibi duruyordu. Elbette sağlanmış gibi gözüken denge, toplumsal gerçekliğin tam olarak kavranamadığını, tek boyutlu iktidar yoğunlaşmasıyla kurulmaya çalışılan toplumsal barışın, kalkınmanın ve gelir dağılımının, bu gerçekliği yüzeysel ve tek yönlü kavrandığı olgusunu ortadan kaldıramamıştır. Dolayısıyla, toplumsal gerçekliğin kendi mecrasında akışı, siyasi rejimin varlığına bir tehdit olarak algılandığı için, hem iç unsurların birbirleriyle sürtüştürülmesi, hem de dış etkenlerin desteklerinin sağlanması ve yenilenmesi arzusuyla kesilmiş, hatta boğulmuştur. Sonuçta, özellikle ideolojik kutupluluğun tasfiye olduğu 90’lı yıllardan sonra, bu ülkelerdeki göreceli siyasi rejimler, adeta bir fiske vuruşuyla dağıldılar. Elbette, bu gelişmelerde küresel sermayenin istemleri gereği oluşturulmaya çalışılan politikaların etkileri göz ardı edilemez. Ne var ki, Ortadoğu siyasi rejimleri zaten bu türden politikaların gereğine göre, tıpkı amip gibi kolayca biçimlenebilecek niteliklere sahiptirler. Nitekim Trump, Amerikan ekonomisinin omurgası konumunda bulunan silah sanayisinin çalışabilmesini sağlamak üzere, başta Suudi rejimi olmak üzere Körfez ülkelerine milyar dolarlık silahlar almalarını, ihtiyaca bakılmaksızın, sağlamıştır. Karşılığında, kendi sefih iktidarlarının ömrünü uzatmak olmuştur. Suriye, bu düzeneğe istenildiği uyumu gösteremediği için perişan edilmiştir.

***
Fakat bütün bunların örtbas edilmesi için, aslında niyet ve eylem ortaklığı içinde oldukları dış kaynak ve güce atıfta bulunma alışkanlığı da devreye sokulmuştur. Elbette burada toplumsal gerçekliğin merkezinde belirleyici ilke olarak duran “din”, hemen ve kolayca başvurulan ve istismar edilen olgu olmaktadır. Toplumun hafızasında, geçmişte meydana gelmiş, çoğunlukla hâkimiyet ve iktidar güdülerinden kaynaklanan bir takım tarihi olaylar, sanki şu anda cereyan etmekteymiş gibi ortaya sürülmektedir. Bunu ortaya sürenlerin varlıkları, düşünce ve eylemleri, icraatları, bizzat “din”in özüne, ruhuna, yerine getirilmesini öngördüğü davranış tarzına kökten karşı bir niteliktedir.

Bu genel gözlem, Ortadoğu siyasi rejimlerinin, özellikle toplumsal gerçeklik bağlamında sorgulanması gerektiği sorununa götürmektedir bizi. Soyut ve toplumsal gerçekliğin öncelikli ihtiyacı konumunda olmayan “teolojik” bakış ve onu esas alan bir tartışma, toplumsal gerçekliği kendi bütünlüğü içinde kavramakta yetersiz kalacağı gibi, Ortadoğu siyasi rejimlerinin varlıklarını devam ettirmede de, böyle bir niyet içinde olmasa bile, destekleyici durumda olmaktan kurtulamaz. Nitekim birçok “aydın” ortaya koydukları, kendi bağlamında belli bir düşünce değerine sahip görüş ve eylemlerine rağmen, bu rejimlerin ayakta kalmalarına, istemeden yardımcı olagelmişlerdir. Çünkü “din”i toplumsal gerçekliği içinde ve boyutunda değil, belki de, daha çok tarihi veriler çerçevesinde ele alıp yorumlama yolunu tercih etmişlerdir. Bazen de, farkında olmadan veya maslahat gereği diyerek bir hâkimiyet ve iktidar algısı içinde anlamaya yönelmişlerdir. Fakat toplumsal gerçeklik konusunda yeterli birikim ve donanıma sahip olunmadığı için, sözgelimi elde edilen yarım-yamalak hâkimiyet ve iktidarlar, adeta elde infilak eden bombaya dönüşmüştür.

***
Bunun için, toplumsal gerçekliğin felsefe, bilim, sanat ve edebiyat boyut ve oylumlarıyla ele alınıp üzerinde derin ve yoğun düşünmelere, duyuşlara, kavrayışlara ve terkiplere ihtiyacı vardır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Fındık fiyatları hakkında ne düşünüyorsunuz?