Reklamı Kapat

Popülizm ve hak istenci

Hak, adalet, insanlık savunanlardan sesi duyulanlar, özellikle popülist takılanlar yahut popülizme heveslenenler gibi görünüyor. Yahut da sadece popülistler kendilerini konumlandırabildikleri yer gereği gözümüze batıyor. Biz elbette bunlara da mahkûm değiliz. Zira popülizm, salt halkçılık ilkesinin gereği, halkın çıkarını korumaya yönelik bir hareket olmasa gerektir. Ki söz konusu popülistlerin her birinin kendi görüşünü kutsadığını, en doğrusunu en düzgün biçimde kendilerinin ifade ettiğine inandıkları, kendileri gibi birkaç popülist dışında kimseyi tanımadıkları, tanımak istemedikleri rahatlıkla müşahede edilebilir.
Ses duyurmak konusunda kullandıkları araçlar ve argümanlar bir nevi yeni mağdur dilini oluşturur. O mağdur dili, Nurdan Gürbilek’in fi tarihinde üstüne yazıp çizdiği Yeşilçam melodramlarıyla, arabeskin köyden şehre inmiş diliyle, klasikleşmiş ezilmişlik diliyle de örtüşmez. Yeni bir dildir ama eskinin melodramatik yapısı, yeninin söylemsel militan tavrının karışımı gibidir. Evet, söylem açısından militan; eylem açısından hiç mesabesindedir. Bir hareketi, düşünceyi, ideolojiyi var kılan eylem mecburiyetiyken, popülistlerde eylemin mevcudiyeti tartışma konusu bile edilemez. Hiç yoktur. O yokluk, söylemi bile birer kazanım olarak görmeyi sağlar. Böylece zor zamanda konuşmak işlevini yerine getirdiklerine, bunun için de onca tehlikeyi göze aldıklarına inanırlar. Hâlbuki onlar için hiçbir tehlike söz konusu değildir. Çünkü otoritenin istediği de böyle bir takıntı olsa gerektir. İnsanların elinden alınan eylemlerin yerine birtakım popülistlerin küçük gruplar halinde ve tek bir birey etrafında birikenlerin aşırı yüceltilen ama bir işe yaramayan söylemle gazının alınması… İlle de örnek vermek gerekirse parsellenen ve ne inşaatı olduğu bile toplum tarafından bilinmeyen Atatürk Havalimanı için eylem yapılamaması; itirazların yalnızca birkaç popülist söylemle dillendirilmesi ve mezkur inşaat duraksadığında muhaliflerin işte biz curcuna çıkararak bunu engelledik zannetmesi… Hâlbuki er ya da geç o inşaat tamamlanacak, planlanan proje gerçekleşecek, tek tük çıkan sesler de bastırılacaktır. Birkaç popülist sosyal sayfasından üçbeş kelam etti diye muktedirlerin çıkarları sekteye uğramaz. Hatta sosyal sayfalardan çıkabilmesi muhtemel sesler programın bir parçasıdır denebilir. Popülistlere ve tüm diğer insanlara muktedirler tarafından sunulan imkân, pekâlâ tek bir emirle kısıtlanabilir, engellenebilir, susturulabilir. Nitekim internetin kimi sayfalarının yasaklandığı, kimi zaman da topyekûn kısıtlandığı görülmüştür.

Sunulan imkânı kazanım olarak değerlendirmek mevcut şartlar altında elindekine şükreden Müslümanların durumuna benzer. Nasılsa namazımızı kılabiliyoruz, kimse karışmıyor; başımızı örtüp okuyoruz diye düşünen Müslümanlar, sistem bu tür bir uygulamayı rafa kaldırdığında farkına bile varmazlar. Sırasında başlarındaki örtü çekip alınmış, içinde bulunduğumuz süreçte de camiye gidip namaz kılmaları yasaklanmıştır. Heyhat, sorumlu sistem değildir; hastalanma korkusudur, can derdidir, bela yahut musibettir. Üstüne hiç de vazife olmadan konulan yasağa karşı çıt çıkarmaz hale getirilmişlerdir. Şimdiki halde simgesel bir değer olarak ezanla iktifa etmek öğrenilmiş çaresizlikleridir. Popülistlerimizin ellerine verilen oyuncaklarla oynama kabiliyeti geliştirmeleri aynı akıbeti getirmekten başka bir şeye yaramayacaktır.

Elimizde örneği bulunan ağlayan çocuk görüntüsünden çoktan vazgeçmiş olmamız gerekir. İçine itildiğimiz şartlar ne bir melodramın can alıcı sekansı, ne de romantik duygulanımların sahneye sürülen dramaturjisidir. Arabesk duygulanımlar bizlere özgürlük falan bağışlamaz. Her el koyulan ve her dikte edilen, göz göre göre, zoraki ve adı konulmamış bir dayatmanın neticesi olarak bizi bulur. Başka türlü, tutarlı ve ilahi kaynaklı bir karşı koyuşu canlandırmak yahut diri tutmak gerekir. Aksi halde katlandığımızı sandığımız ve geçiciliğini umduğumuz şartlar altında, tepemizden uçaklar uçar; biz seyrederiz. Elitler bilmem kaç bin korumalık, bilmem kaç bin polislik orduyla gezer; biz bir araya gelmenin sağlık açısından ne kadar sakıncalı olduğunun muhasebesini yaparız. Daha da kötüsü tek tek sokağa çıkmaya kalktığımızda üç metreden ateş edilir; kalbimizden vurulur, infaz ediliriz. İnfaza uğramamak için isyan etmek gerekiyorsa bunun belli somutluğa dökülmesi gerektiğini, hastalıktan ölmeyenlerin açlıktan ölmemek için çalışmasını, işini gücünü bari kaybetmemesini telkin ederiz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İshak Koç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?