Reklamı Kapat

Şiir ikna etmek için gelmiştir

Uzun bir yoldan bir uzun mücadele sonrası gelendir ikna. O geldikten sonra artık teslim olmaktan başka çareniz yoktur. O gelene kadar hiçbir şey başkalarının dediği gibi değildir. Öyle bir an gelir ki üzerinizdeki bütün ağırlıkları bırakmak, argümanlarınızı unutmak zorunda kalırsınız.
İkna bir kanaate kani olmaktır. İtminan duygusuyla karıştırmamak gerekir. İtminan içe doğru şahsi bir arayışın neticesi kafada ve kalpte oluşan tereddütsüz rahatlıktır. “İçim rahat” demek zorunda kalmadan yaşanan iç rahatlığıdır. Mutlak hakikate dönük konuşan her ağız ve her kalem mutmain insanlar oluşturur. Burada “mutmain insanlar”ı birinin eteğine yapışıp da kendi aklını ve duyularını kullanmayı unutmuş kişilerle bir tutmamak lazım. Zira mutmain kişi içinde bulunduğu durumu anlatamayacak denli huzura ermiştir. Vahiy insana bunu sağlamak üzere gelmiştir. Akıl bu cevheri keşfetmekte tefrik melekesi oluştursun diye vardır. Felsefenin itminanla bir ilişkisi yoktur ve olamaz da. Zira o istifhamlar ve şüphelerle sonu bilinmeyen bir güzergâha şaşkın biçimde gece gündüz yürür.

Şiire gelince, şiir muknîdir. İkna edip inandırmaya çalışır. Şiirde yer alan bütün abartı ve yalan unsurları şairini kani kılmak içindir. Şair dünyanın yalanlarına inanır gibi şiirin işaret ettiği dünyaya inanır. Bununla da kalmaz okuyucusunu da buna ikna etmek ister. Okuyucu şiirle itminana ulaşmaz, sadece ikna olur.
İkna öyle bir tesellidir ki etkisi daha güçlü bir ikna ediciyle sınırlıdır. İknâya açık zihinler kafalarında ve kalplerinde yeni mukniler için hep kontenjan açarlar. İkna, geçici isyan, itiraz ve de kaçışa karşı palyatif bir önlemdir. Şiirin ikna gücü okuyucunun bir yalana inanma hızı ile doğru orantılıdır. Verili bir dünyaya hapsolmuş insanlar reel dünyadan sıyrılarak şiirin söylediklerine hiçbir zaman kani olmazlar. Meşhur ifadeyle onlar “kırk yıllık kani olur mu yani…” konumundadırlar.

Burada günümüz genç şairlerinden Kaan Eminoğlu’nun Sizi İkna Edebilirim şiir kitabını anmadan geçmeyelim. İçerisinde usta işi sıkı şiirleri barındıran bu kitapla ilgili kendi kendime verdiğim yazma sözünü mahfuz tutuyorum. Kaan beni daha ilk dizelerde ikna etmeyi başarabilmiş bir şair. Şöyle söylemişti: “İşte böyle kumpas, işte böyle zalim / Yörüngeme sığmaz ahvalim.” Bir taraftan bu dizeyi defalarca okuyup diğer taraftan da şaire “o halde beni söyleyeceğin diğer dizelerle ikna et” diye şairi agoraya çağırıyordum. Geldi mi? Geldi. “Yere düşse tertemiz kalır acıları(m)” diyen şaire kani olmakta zorluk çekmedim, lakin -kitabı okumadınızsa- sizi bu konuda ikna edebilir miyim bilmiyorum.

Kitap okumak için kaybettiğimiz vakti nerede bulabiliriz?

Kitap dağları gözümü korkutuyor. Hadi diyelim para bulduk kitabı almaya, peki onu okumaya zamanı nasıl bulacağız? Kitapların çıkış hızına paralel bir hayatımız olmalı. Gündelik hayat denilen zamanımızı hoyratça sömüren telaşeden yakamızı kurtarabilirsek bunu başarabiliriz. Nasıl mı? Şöyle:
* Haftada en az bir kere kitapçıları gezin, yeni çıkan kitaplarla tanışın. Arka kapak yazılarını okuyup kendinizi okumaya motive edin.
* Günlük hayatta televizyon, internet ve akıllı telefon gibi aygıtlara ayıracağınız vakitte tasarrufa gidin.
* Okuyan-yazan insanlarla onların vaktini çalmayacak seviyede arkadaşlık kurun.
* Günde en az onbeş dakika arkanıza yaslanarak değil, öne eğilerek hayata, insana ve zamana dair tefekkür edin.
* Mülkiyetin azgın ağzını kapatın, tüketimin gırtlağına tıkanın.
* Siyaset, politika eksenli kısır tartışmalara hiç ama hiç girmeyin. Onun yerine müzik dinleyin, onu da istemiyorsa içiniz, en tenha frekanstan kafanızı dinleyin.
* İnsan kalabalıklarını zihninizle süpürün.
* Unutma mekanizmasını seriye alın. Geçmişe saplanıp kalmayın.
* Acıkın ve susayın. Bir şey ihtiyaç ve iştiyak haline gelmeden insana önemini kavratmaz.
* İçinde kitap ya da kütüphane olan odanızda sabahlayın.
* Dedenize ve ninenize masal anlatın. Çocuklarınıza şiir okuyun. Rüyanızı kimseye anlatmayın.
* Her gün Kur’an-ı Kerim’den üç ayet okuyup üzerinde düşünün.
* Tek başına yol boyu ya da sahil boyu yürüyün.
* Pencereden arı kovanı gibi ortalığa dağılmış hareketli insan kalabalıklarına bakın, ne kadar çok vaktiniz olduğunu göreceksiniz. Aradığınız vakit kalabalıkların ayakları altında çiğneyip geçtiği vakittir.
* Haydi kolay gelsin. Siz sakin olur, panik yapmaz ve kalbinize yakın bir yerde oturursanız zaten kolay dönüp dolaşıp size gelir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?