Reklamı Kapat

İstikbal İslam'ındır

İslâm toplumunun, çok kısa bir zaman dilimi içerisinde Medine’nin tam kalbinde yer eden Yahudi toplumu da dâhil olmak üzere, kendisini çepeçevre kuşatan cahiliye toplumlarına karşı sağladığı hakikî üstünlüğün, askerî, iktisadî veya maddî sahalarda şöyle ya da böyle sağladığı üstünlükten ziyade; Rabbânî nizam sayesinde gerçekleştirdiği ruhî inşa ve ahlakî ve ictimaî yapılanma olduğunu görürüz. İslam’ın asıl üstünlüğü, asıl muvaffakiyeti işte budur.

Hatta diyebiliriz ki İslam’ın doğuş yıllarında sağlanan bu üstünlük, asla askerî ve iktisadî (maddî) bir üstünlük değildir. Zira İslam’a düşman cephe, her zaman için sayıca daha çok, daha hazırlıklı, daha varlıklı ve maddî imkânlar bakımından genel anlamda daha güçlü olmuştur. Bu durum o gün öyle olduğu gibi bu gün de böyledir. Bu gün de dünyanın kahir ekseriyetini cahiliyye düzenini hayat tarzı olarak seçenler oluşturmaktadır.

İslam’ın ilk yıllarında gerek Arap Yarımadası’nın bağrında, gerekse yarımada dışında ve gerekse sonraki süreç içerisinde gerçekleşen büyük fetihler sırasında vaziyet hep böyle olmuştur. Dediğimiz gibi İslam toplumunun hakikî üstünlüğü o ruhî, ahlaki ve ictimaî inşasında ve bunu müteakiben, İslam’ın o eşsiz Rabbânî nizamıyla inşa ettiği siyasî ve idarî üstünlüğünde yatmaktadır.
İşte cahiliye karşısında öncelikle bu ruhî, ictimaî ve ahlakî yapısı ve bunları müteakiben gelen siyasî ve idarî yapılanmasının sağladığı ezici üstünlükle İslam, cahiliyenin damarlarını kurutmuştur. Cahiliyye düzenlerini ilk olarak Arap Yarımadası’nda dize getirmiş, sürüp çıkarmıştır.
Sonraki merhalede ise çevresinde boylu boyunca yayılmış iki koca imparatorluğa kafa tutmuş, önce İran Sasani İmparatorluğu’nu, ardından da Doğu Roma İmparatorluğu’nu (Bizans’ı) tarihin sayfalarından silmiştir. Ondan sonra da yeryüzünün farklı bölgelerinde, fetihler sürmüştür. Bir taraftan ordu ve kılıç, diğer taraftan da Mushaf ve ezan aynı üstünlüğü sağlamıştır.

Eğer İslam milletlerinin taşıdığı ezici manevî üstünlük olmasa idi tarihin eşi ile benzerini görmediği o harikulâde haller asla yaşanmazdı. Maddi üstünlükle geçici galibiyetler sağlansa bile bunları korumak imkânı olmazdı. Nitekim tarih boyunca yaşanmış meşhur askerî yayılmaları, mesela kadim tarih içinden akıp gelen Moğol istilalarını, modern tarih boyunca da Hitler’in her tarafa akan Nazi ordularını bir düşünün. Bunlar belli bir zaman geldiler, ellerindeki üstün askeri güçle etrafı ezip geçtiler ve her tarafa üstünlük sağladılar. Fakat onların bu üstünlükleri çok kısa zamanda yok olup gitti. Her tarafı yakıp yıkan azgın Moğollar işgal ettikleri İslam milletlerinin içerisinde eriyip kayboldular, İslam milletinin bir parçası haline geldiler. Çünkü İslam; bütün insanî hasletler ve değerler bağlamında eşsiz bir üstünlüğe sahiptir.
İşte İslam’ın bu eşsiz üstünlüğü sayesinde aguşuna aldığı her diyara öz rengini vermiş ve üzerine ona has mührünü vurmuştur. Yine bu serpilme, kimi diyarlarda binlerce yıllık geçmişi olan bazı medeniyetlerin esamisini dahi okunmaz kılmıştır. Mısır’da Firavun medeniyeti, Irak’ta Babil ve Asur, Şâm’da ise Fenike ve Süryanî medeniyetleri gibi… Zira İslam’ın çağrısı, insan fıtratında daha derin köklere, insan nefsinde daha engin ve daha esaslı bir yere sahiptir ve her yönüyle insanoğlunun hayatını en güzel bir şekilde kuşatmıştır. Bütün o medeniyetlerle kıyas bile edilmez. (1)

Son birkaç asırdır her ne kadar Müslümanlar olarak maddi ve manevi çok acılar çektiydiysek de, İslam’ın özünden bir şey kaybetmedik. Bütün baskılara ve aleyhte şartlara rağmen bugün dahi İslam, büyük bir hızla yayılmakta ve Müslümanların sayısı çoğalmaktadır. Bu çoğalma yeni fetihler, siyasi ya da ekonomik güçle değil tamamen gönül bağı ile olmaktadır. Müslümanların dünya nüfusu içerisindeki oranı İslam’ın doğuşundan beri en yüksek seviyeye çıkmış ve ilk kez dünya nüfusunun yaklaşık olarak %25’ine ulaşmıştır.

Evet, bugün İslam aleminde hızla çoğalan nüfuz en büyük güçtür ve bunların bir gün Fas’tan Endonezya’ya kadar -çok azınlık bir grup hariç- tek bir emir ve tek bir hedef etrafında birleşecekleri muhakkaktır. Bunun izleri Arap ve İslam aleminde halkların siyasi ve sosyal olaylara karşı verdikleri tepkilerde çok rahat görülmektedir. Onun için artık bizim üzerimizdeki karanlık bulutların dağılmaya başladığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Artık kıştan çıkıyoruz. İstikbal İslam’ındır. Davasında sebat edenlere müjdeler olsun!..

1) Muahemmed Münir Gadban, Fıkhu’s-Sire, Ravza Yayınları, İst. 2018

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kasadar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket 2019-2020 Cemil Usta Sezonu Süper Lig şampiyonu sizce kim olur?