Reklamı Kapat

Minnet, bağımlılık ve bağlılık

Türk Dil Kurumu, minnet duymayı, “Birinin iyiliğine karşı kendini ona borçlu saymak” olarak açıklıyor. Vefayı ise, “Sevgiyi sürdürme, sevgi, dostluk bağlılığı” olarak tarif ediyor. Bu iki kavram birbirine yakın gibi görünse de aslında ayrışan tarafları çok. Manevi boyutları da tabi ki olabilir ama minnet duymada daha çok maddi iyilikler ön plandadır. Vefada ise manevi hasletler öne çıkar. Bu iki kavramla yazıya giriş yapmamızın nedeni, iktidarların sosyal yardımlar üzerinden seçmenlerle kurguladığı al-ver ilişkini anlama ve anlamlandırma gayretidir. Araştırmacı İbrahim Uslu, perspektif.online sitesinde yayınlanan Sosyal Yardımların Seçmen Davranışına Etkileri başlıklı yazısında, bu ilişkiyi eldeki çeşitli veriler ışığında, “Seçmenler yeterli sosyal transfer harcamaları ile destekleniyorsa, ekonomi kötüye gitse bile, yardımlardan yararlananlar hükümete oy vermeye devam ediyor” diye açıklıyor. İşte bu noktada minnet duygusu belirleyici oluyor. Ancak bu sağlıklı bir duygu bağı mıdır, geliniz kısaca ona bakmaya çalışalım.
Konunun burasında aslında bu iktidarın bağımlılığın bağlılık getirdiğini çok iyi bildiğini ifade etmemiz gerekir. O yüzden sürekli sosyal yardım dağıtılan insanların sayısını artırmakla övünüyor. Yani "daha çok insanı kendime bağladım, yaptığım yardımlarla onlarla aramda minnet bağı kurdum" demek istiyor. Oysa burada iktidarların asli görevi insanları kendi ayakları üzerinde durmalarını sağlamak, onları yardıma muhtaç etmemek değil midir sorusu akıllara geliyor. İktidar seçmenle bu yolla kurduğu ilişkisine kimseyi de ortak etmek istemiyor. Bu doğrultuda kimi muhalefet belediyelerinin sosyal yardımlarını şu veya bu gerekçeyle engellenmesinin nedeni de aslında, seçmenle kurulan bu ilişkiye başka ortakların dâhil olmasına sıcak bakmamasıdır.

Bir üniversite mezunu asgari ücretle iş bulsa veya bir ailenin evine bir erzak kolisi bırakılsa iktidara minnet duyuyor. "Ben neden üniversite mezunu olduğum halde bu durumdayım" veya "bir koli gıdaya beni muhtaç eden sistemde sorun yok mu" sorusunu sormak maalesef akıllara pek gelmiyor. Bu iktidar döneminde göreve atanan bürokratlar iktidar giderse hayat duracak, kıyamet kopacak, her şey bitecek zannediyor. Öylesine bir algı dayatılıyor ki hayatın ve dünyanın bu iktidarın işbaşında kalmasına bağlı olduğu gibi bir hava oluşturuluyor. Hâl böyleyken asıl, vekil, yetki veren ve yetki alan kavramları birbirine giriyor. İktidarın görevi nedir, vatandaş işin neresindedir soruları burada cevap bekliyor. “İktidarın sorumlulukları nelerdir”, "vatandaş oy vererek neyi ortaya koyar" gibi sorular zihinleri işgal ediyor.
Bugün sayıları gün geçtikçe azalmaya başlayan, bu iktidar giderse kıyametin kopacağını zanneden insanlarımızın bilmeleri gereken bazı gerçekler var. Birincisi sonsuz bir iktidar yoktur. İkincisi kim iş başına gelirse gelsin kazanılmış haklar bakidir ve kimse onları yok sayamaz.

Diğer taraftan şu hususun da üzerinde durulması gerekiyor. Son gelişmeler ve tartışmalar gösterdi ki, vatandaşın gündemi ile iktidarın gündemi arasındaki makas her geçen gün açılmaya devam ediyor. Sokağın hissettikleri, yaşadıkları ile iktidarın açıkladığı ekonomik veriler, istatistikler birbiriyle uyuşmuyor. Ortada bir sıkıntı varsa ve buna rağmen yok deniliyorsa veya yokmuş gibi davranılıyorsa, o sorun ortadan yok olmaz, hatta daha da kökleşerek kalıcı hale gelir.

Bununla birlikte iktidar uyarılara kulak vermemekte ısrar ediyor. Hâlâ her şeyi en iyi bilenin kendisi olduğunu zannediyor. Kimseyi dinlemek istemiyor. Yerel seçimler sonrası attığı her adımda psikolojik üstünlüğü yeniden kazanmak için çalışıyor. Ancak ne yaparsa yapsın beklediği sonuçları alamıyor. Yeni hikâye yazmak istiyor ama artık bu da mümkün görünmüyor. Ben bugün ne diyorsam doğrudur. Yarın bugün söylediğimin tersini yaparsam, bu sefer de o doğrudur diyerek, toplumsal hafızayı hiçe sayarak yol almaya çalışıyor.

İsmet İnönü Demokrat Parti’nin zaferiyle sonuçlanan 1950 Seçimleri sonrası gazeteci Cihad Baban’a, “CHP iktidarı kaybettiğinde her şeyin sonu zannettik ama öyle olmadığını gördük” demiş. (Ufuk Er, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, akademiktarihtr.com) Bugün de AK Parti iktidardan gittiğinde her şeyin sonu olmayacak ve hayat devam edecek. Nice iktidarlar gelip gidecek ve insanların arayışları daima sürecek.

Minnet duymak tabii ki insani bir yaklaşımdır. Ancak iktidarlar milletin verdiğini, yine millete adil bir şekilde dağıtmakla yükümlü yapılardır. Sosyal devlet olmak önemlidir ama yardıma muhtaç insanların sayısını her geçen yıl artıran değil, azaltan sistemler, ekonomiler başarılıdırlar. Bu yolla bağımlılıklar üzerinden kopmaz bağlılıklar kurgulamak sürdürülebilir de doğru da değildir. Hele bir de milleti sosyal yardımlarla kendilerine bağlamaya çalışırken, kendileri iktidar nimetlerini hoyratça kullanmaya başlayan iktidarlar için bu hiç sürdürülebilir olamaz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kaya - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Can - Gel de bunu bu millete anlat. Kusura bakmasın kimse akıl kalmamış ki...!!

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 14 Haziran 12:24


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?