Türkiye’yi bekleyen tehlike

Bismillâhirrahmânirrahîm;
YÖNETİCİLERİN başka ülkelerle yaptığı anlaşmalar, sözleşmeler, ittifaklar ve onlara uygun parlamentonun çıkardığı yasalar o ülkenin geleceğini şekillendirir. Ülkesinin geleceğini düşünenler olaya bu açıdan bakmak zorundadır. Jean jac Rousseau der ki: “İnsanların yasa yaptığını herkes bilir; fakat yasaların insanı şekillendirdiğini çok az insan bilir.”
İsterseniz, İstanbul Sözleşmesi’ne bir de bu açıdan yaklaşalım. Önce yaşanmış bir örneği hatırlayalım: Hangi etki altındaysa, Adnan Menderes Hükümeti döneminde 141, 142. Madde olarak fikir suçlarını; 163. Madde olarak dininin emirlerini öğrenmeye çalışan insanları cezalandırmaya yönelik hazırlık başlar. Rahmetli Necip Fazıl, “163. Madde’yi çıkarmak, Müslümanların zulüm görmesini onaylamaktır” diyerek merhum Menderes’i uyardığı zaman, “Biz varız ya!” cevabını alır.

1960’tan sonra Menderes olmadı. Müslümanlar 1974’e kadar 15 sene 163. Madde’nin sopasını başlarında buldular. Özellikle, o dönemde yaygın bir İslâm’ı öğrenme hizmeti yürüten Risale-i Nur mensupları çok sıkıntı çekti. Necip Fazıl bu manzara karşısında, “Bütün anahtarlar bizim elimizde, ama biz zindandayız” sözünü etmişti. Erbakan Hoca, CHP ile kurduğu hükümetin protokolüne 163. Madde’yi kaldırma şartı koydurmuştu da, Meclis kararıyla yasa yürürlükten kaldırılmıştı.

O dönemde Müslümanlar, 163. Madde’nin gadrine uğradıkça dinlerine daha çok sarılıyordu. Ama İstanbul Sözleşmesi aileyi yıkmayı, maneviyat diye bir değer bırakmamayı hedeflemiş durumda. İçinde nesilleri yabancılaştıracak, aileyi yıkacak büyük bir tahribatı barındırıyor.

NESİLLERİ KURTARALIM
TOPLUMLAR inanç ve ideallerinden güç alır. Millî kimlik ve değerleriyle varlığını sürdürür. Maneviyatı kaybolmuş, ümitleri kırılmış, yabancılara özenmiş milletler çöküş ve yıkılıştan kendini kurtaramazlar. İstanbul Sözleşmesi böyle bir yıkımı amaçlıyor. Kimsenin Türkiye’yi bu noktaya getirme hakkı yok.
Lütfen, yöneticiler yanlışlarını en kısa sürede düzeltsinler! Sözleşmenin kabul sürecinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Meclis Başkanı Cemil Çiçek, Başbakan Recep Tayip Erdoğan, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, bakan olarak Ali Babacan, sözleşmeyi Meclis’te onaylayan AKP, CHP, MHP, HDP’li 246 milletvekili var. Tiyatroyu bırakın; millete kör dövüşü yaptırmayın!

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, Ramazan ayının ilk Cuma’sında, “İslâm’ın zinayı, eşcinselliği kesinlikle yasakladığını” açıkladı. İstanbul Sözleşmesi ve zina yasasından cesaret alarak muhterem Erbaş’a tepki gösterenler oldu. Aziz milletimiz yüzde 99 çoğunlukla Diyanet İşleri Başkanı’nın sözlerini onayladı. Çünkü Erbaş, İslâm’ın hükmünü anlatmıştı.
Milletimiz, İstanbul Sözleşmesi’yle yapılmak isteneni anladı; Diyanet İşleri Başkanı’nı destekleyerek görevini yaptı. Şimdi sıra yöneticilerde! 83 milyonluk Türkiye’nin yanında mı yer alacaklar; yoksa Avrupa Konseyi’nin dayatmasından yana mı? Şimdi lâf üretme zamanı değil. Kabul edildiğinden bu yana kadına şiddeti artıran, 2 milyondan fazla babayı evinden uzaklaştıran, ailelerin dağılmasıyla sonuçlanan sözleşmeyi feshetme zamanı!
Bataklığın ürettiği sineklerle mücadele etmek değil; bataklık durumundaki İstanbul Sözleşmesi’ni iptal etme zamanı. Milletimiz kendisini oyalayanları iyi izlemelidir.

KADIN DUYARLILIĞI
KADIN duyarlılık ve sorumluluğuyla, “İstanbul Sözleşmesi’nin kadını korumaya, ya da kadına şiddeti önlemeye yönelik olarak hazırlanmış bir sözleşme olmadığını” anlatan Fatma Tuncer bacımız; hedefinin, toplumu ayakta tutan aileyi ortadan kaldırmak, fertlerin kökleri ile bağını kopararak yozlaştırmak olduğunu söyledi. Sözleşmede şiddete vurgu yapıldığı halde, “Bırakın şiddeti önlemeyi, aile içi çatışmayı daha da tetikleyerek şiddetin artmasına yol açtığını” belirtti.
Fatma Hanım, sözleşme, “Kadının beyanı esastır” diyerek, kadının yanındaymış gibi görünse de, bu aldatıcılığın sebep olduğu sonuçları hatırlattı: “Bu uygulama kadınla erkeği karşı karşıya getirmiş ve bu durumdan sadece eşler değil, çocuklar da büyük zarar görmüştür.” (Millî Gazete, 06.06.2020)

Medyada, bazı bakanlıklara, kurumlara, belediyelere İstanbul Sözleşmesi’ni uygulamaları karşılığında, emperyalistler tarafından yüklü paralar ödendiği yazılıp çizildi. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, 2019’daki HAK-İŞ’e bağlı Özçelik-İş sendikasının toplantısında, “ABD’nin Ankara’daki LGTBİ derneklerine 22 milyon dolar yardım ettiğini” söylemişti.
Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın kızı Merve Safa Likoğlu; Türkiye’ye, LGTBİ derneklerine verilmek üzere 35 milyon euro girdiğini anlatarak, “Kıta Avrupa’sı ülkelerinin; Türkiye büyükelçilerine, valilerimize, rektörlerimize LGBTİ derneklerinin özgürce eylem yapabilmesi için ricacı olduğunu paylaşarak ekledi: “Bunlar şaka değil; gerçek haberler.” (02.05.2020)
Türkiye geleceğine sahip çıkmalı; işin peşini bırakmamalı. Dünyalıklar karşılığında ülkenin yarınlarına ihanet edilemez. 80. Madde’sine dayanarak sözleşme acilen feshedilmeli.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Şakir Tarım - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Toprak - kaleminize sağlık... Haydi bakalım yetlililer!!!

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 13 Haziran 08:57


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?