Reklamı Kapat

Irkların ve dillerin birbirine üstünlüğü meselesi

Hiçbir ırkın, hiçbir dilin, hiç bir rengin birbirine ilkesel olarak üstünlüğü yoktur. Bütün renkler, bütün diller ve bütün ırklar Âdem’den (a.s.) gelir. Bu durum ilkeseldir. Tartışma kabul etmeyeceği gibi tartışma iması dahi kabul etmez.


Herkesin yaratılıştan/doğuştan değil, hakları vardır. Sözün başında şunu ifade etmem gerekir ki hakkın yaratılıştan gelmesi ile doğuştan gelmesi aynı şey değildir. Yaratılıştan gelen hak, kişiye verilmiştir. Veren Yaratan’dır. Dolayısı ile bahsedilen hak; kıymetini, korunmuşluğunu ve tartışmasızlığını Yaratan’a borçludur. Doğuştan gelen haklar kavramı ise metafizik ilkeden kopuk hümanist bir idrakin dilidir. Yani “yaratılıştan gelen hak” ile “doğuştan gelen hak” aynı anlama gelmez.


Peki, milletler birbirinden üstün kılınmış olabilir mi? Yani bir milletin başka bir milletten üstün olduğunu söyleyebilir miyiz? Peygamberlerin birbirlerine üstünlüklerini biliyoruz. Peki, peygamber ümmetlerinin birbirine üstünlüğünden bahsedebilir miyiz? Bir millet başka bir milletten yaratılış ile değil de bir meziyet ile üstün olabilir mi? Yahut bir dilin üstünlüğünden bahsedebilir miyiz? Bir dil başka bir dilden üstün olabilir mi?


Peygamberlerin birbirine üstünlükleri ilahi lütufta ki nasipleri ile alakalıdır. Yani görev ciheti ile peygamberler aynı makama sahiptir. Her peygamber, peygamber olması ciheti ile denktir. Ancak kimi Kelim’dir, kimi Halil’dir, kimi Habib’dir. Bu sıfatlar lütuf ile ulaştıkları üstünlüklere yani derecelere işaret eder.


Milletlere başka bir ifade ile peygamber ümmetlerine gelince her millet insanlardan oluşmaları ciheti ile aynı düzlemi paylaşırlar. Ancak tarihi süreçler, coğrafyalar, büyük felaketler yahut büyük bolluklar/bereketler bazı milletlerin diğer milletlerden daha kolektif bir yeteneğe sahip olmalarına neden olmuştur. Böylece insan olma ve yaratılmış olma ciheti ile aynı olan âdemoğlu, binlerce hatta milyonlarca yıllık biriktirdiği yetenek ve hafıza ile birbirinden farklılaşmış ve bu farklılıklar da birbirlerine ast-üst ilişkisi kurmasına neden olmuştur.


Hafızam beni yanıltmıyor ise Maverdî bazı milletlerin bazı cihetlerle birbirlerine üstün olduğunu ifade eder. Edebiyat ve sanatın Fars milletine verildiğini, el yeteneğinin Çin milletine verildiğini, savaş ve devlet idaresinin Türk milletine verildiğini söyler. Yani bu yetenekleri nihayetinde veren Yaratan’dır ancak tarihi süreçler ve coğrafya bu yeteneklerin oluşmasında etkindir.


İmdi kimse kalkıp da ırk olma ciheti ile Türk milletinin Arap milletinden, siyahî olanın beyaz olandan üstün olduğunu söyleyemez. Ancak aynı şekilde hiç kimse kalkıp da Türk milletinin, tarihi birikimi ve yeteneği ciheti ile Afrika’nın bir köşesinde kendi iç dinamiği ile hayata tutunmuş dışarı ile irtibatı olmayan bir milletle aynı olduğunu da söyleyemez. Yani ırki düzlemde olan eşitlik istidat ve tarihsel birikim ciheti ile farklılaşmaktadır.


Milletlerin ast-üst ilişkisi, insanların farklı istidatlarda yaratılmış olmasına dayanır. Bu farklılıklardan dolayı insanlar arasında yöneten yönetilen, amir memur, lider tebaa, hoca talebe gibi ast-üst ilişkileri ortaya çıkar. Yani insan olmaları ile aynı olan insanoğlu yetenekleri ciheti ile birbirinden farklı kılınmış ve bu farklılık bazı durumlarda ast-üst ilişkisi ortaya çıkarmıştır.


Dillere gelince diller külli olanı ifade etmeleri ciheti ile denktir. Yani hiçbir dil kurulumu ciheti ile birbirinden üstün değildir. Ancak yine tarihi birikimler, coğrafya ve ilahi tercih bazı dilleri daha merkezi duruma getirmiştir. Bu merkezi duruma gelmek o dilin daha geniş kavramsal ağa sahip olmasına, daha dakik kavramsallaşmaya imkân vermesine neden olmuştur. Yoksa hiçbir dil başka bir dilden daha kutsal ya da daha üstün olamaz.


Sorun istidat ve tarihsel birikimin neden olduğu şeyin, ırk gibi değişmez ve kaybedilmesi mümkün olmayan bir özellik kabul edilmesidir. İstidatların ve tarihsel birikimin ebediliği yoktur. Ancak vakıanın inkârının da anlamı yoktur. Yani vakıa bir millet yönetim ciheti ile diğer milletlere üstün kılınmış ise kılınmıştır bunu inkâr cehalet, bunu değişmez kabul etmek ise kavmiyetçiliktir. Yine bazı dillerde ortaya çıkan ilahi metinler, o dillerin seyrinde etkili olmuş ve dilin kavramsal ağını zenginleştirmiştir. Bu durumu değişmez ve mutlak kabul etmek kavmiyetçilik, bu durumu inkâr etmek ve bütün diller aynı işlevselliğe sahiptir demek ise cehalettir.


Bilim dili klasik dönemde bir dönem Grekçe bir dönem Arapça bir dönem Latince ve nihayetinde İngilizce olmuştur. İmdi biz kalkıp Lazcadan bir eğitim ve bilim dili inşası talep eder isek bu sosyolojiye ve tarihsel birikime uygun olmayan bir durum olur. Yani sadece amiyane tabirle boş yapmış oluruz. Ancak biz Lazca ya da herhangi bir dilin yaşamasını ve müntesiplere öğretilmesini ret edersek bu sefer de kavmiyetçilik yapmış oluruz. Kaç yüz yıldır Türkçeyi dahi bilim dili haline getiremedik. Zira bilim üretemiyoruz kaldı ki Lazca ya da Rumca ya da Kürtçe bilim ya da eğitim dili olsun…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İdris Cevahir - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Fındık fiyatları hakkında ne düşünüyorsunuz?