Laiklik elden gidiyor mu?

Doğru bir düşünce zinciri oluşturabilmek için kavramları dakik kullanmak gerekir. Aksi takdirde kavramlar arası geçişlerimizde ki sorun, başlangıç noktamız doğru olsa da neticenin hatalı olmasına neden olur. Herhangi bir konuda görüş beyan ederken derdimiz hakikatin, iyiliğin ve adaletin ortaya çıkması ise bu hususta dikkatli davranmamız ve ona göre bir düşünce geliştirmemiz elzemdir. Yoksa niyetler sorgulanır hadi niyetler sorgulanmadı diyelim, görüş beyan eden kişinin yeterliliğinin sorgulaması gerekir.
Ramazan ayının ilk Cuma hutbesini okuyan Diyanet İşleri Başkanı toplumun bir kesiminden tepki aldı. Hutbesinde tabi olarak gayet İslami ve dini bir yaklaşım sergileyen Diyanet İşleri Başkanının  “Ey insanlar. İslam, zinayı en büyük haramlardan kabul ediyor. Lutiliği, eşcinselliği lanetliyor. Nedir bunun hikmeti? Hastalıkları beraberinde getirmesi ve nesli çürütmesidir bunun hikmeti. Yılda yüz binlerce insan gayrimeşru ve nikâhsız hayatın İslami literatürdeki ismi zina olan bu büyük haramın sebep olduğu HIV virüsüne maruz kalıyor. Geliniz bu tür kötülüklerden insanları korumak için birlikte mücadele edelim» diye ifadelere yer vermesi birileri rahatsız etti. Önce baroların tepki koyması akabinde siyasi parti ve söz söyleme mecburiyeti hissedenlerin yaklaşımları tartışmayı uzun süre alevlendirdi.
Bu yazıda Levent Gültekin beyin kaleme aldığı laiklik kavramı merkezinde siyasi liderleri eleştirdiği ve siyasi liderleri “laik olmaya” çağırdığı yazısına cevap vereceğim. Mezkûr yazının başlığı “Babacan, Davutoğlu, Karamollaoğlu ve Laiklik”…
Yazar, Diyanet İşleri Başkanının ifadelerinin iktidar çevreleri tarafından inanç meselesi gibi gösterilse de esasında öyle olmadığını, meselenin “temel hak ve özgürlükler” meselesi olduğunu ifade ediyor. Yazara göre mesele, devletin temel hak ve özgürlükleri belirlerken bir inancı referans alıp alamayacağı meselesidir. Bu meselenin dayanağı ise Diyanet İşleri Başkanının bir bürokrat olmasıdır. Özetle tartışma laiklik tartışmasıdır.
Yazar bu tespitten sonra da başlıkta geçen isimleri üstü kapalı olarak hükümetin yanında yer almakla suçluyor. (şayet suçsa) Bununda anayasada yazan laiklik ilkesine aykırı olduğunu ifade ediyor.
Yazara cevap vermeden önce bir meseleyi açıklığa kavuşturmamız gerekiyor. Hutbede ifade edilen meselelerin hutbelerle çözüleceğine inananlardan değilim. Muhtemelen o gün camide hutbeyi dinleyen bu tür durumları yaşayan ya da yaşamış bireyler vardır. Dolayısı ile böyle bir sorun var ise ki var ve kanaatime göre önemli bir sorundur bu soruna karşı reklam, ya da tartışma yaratma odaklı değil çözüm odaklı hareket edilmesi gerekir. Yani kimseyi aleni şekilde miting meydanlarından yahut hutbelerden seslenerek müptela oldukları bu durumdan döndüremezsiniz.
Tekrar konumuza dönelim.
Her şeyden önce yazarın cevap vermesi gerektiği bir soru var; temel hak ve özgürlüklerin biz inananlar yani müminler için dinin sınırları dışında olduğu iddiasının dayanağı nedir?
Gerçi bu kısım yazar için o kadar önemli değil, yazar kendi kavrayışına göre laiklik ilkesinden hareket ediyor. Ancak çok kritik bir yanılgı içerisine düşmüş. Şöyle ki;
Bir değer yargısının, toplumsal kabulün yahut genel ahlaki ve aile biçimlerinin din tarafından desteklenmesi laiklik ilkesine aykırı mıdır? Yani hırsızlık yapmanın evrensel olarak kötü olması onu yani hırsızlık yapmayı dinin yasaklaması ve bu yasağın en yetkili kişi tarafından dile getirilmesi laiklik ilkesine aykırı mıdır?
Yine ahlaki değerlerin saf akli olanları, dini olanları ve örfi olanları vardır. Şimdi bu üç belirleyicinin bir ahlaki değer hakkında mutabık olması ve bu üç belirleyiciden dini olanın en üst temsilcisi tarafından bu durumun dile getirilmesi laiklik ilkesine nasıl aykırı olabilir?
Yazar şunu mu teklif ediyor. Dini değerlerin tamamı toplum ve beşeri ilişkilerden ayrıştırılsın. Ve ne olursa olsun dinin mutabık kaldığı hiçbir değer Diyanet İşleri Başkanı tarafından camide bile dile getirilmesin.
Peki, laiklik ilkesinin devlete bakan yüzü ile toplum ve bireye bakan yüzü arasındaki hassas çizginin korunmamasının geçmişte nelere sebep olduğunu ne çabuk unuttunuz? Eğer alan olarak kendinize kamusal alan kavramını seçer iseniz o vakit camiler kamusal alana dâhil midir? diye sormamız gerekir. Yok, eğer Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kapatılmasını ister iseniz yakın geçmişte ortaya çıkan ve binlerce insanı etkileyen dini düşüncedeki sapmaların önünü nasıl alacaksınız?
Son olarak bir an olsun talebinize tamam der isek o vakit kişilerin dini yaşam biçimlerine karışılmış ve laiklik ilkesi ile ters düşmüş olmaz mıyız? Yani kişinin dini inancında hür olması ve bu inancı dile getirmesinin dayanağı olan laiklik ilkesi bu sefer tarafınızdan dini olanın yasaklanması olarak karşımıza konmuş olmuyor mu?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İdris Cevahir - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket 20-65 yaş arasında birisi olarak Maske alabildiniz mi?