Reklamı Kapat

Haziran Mayıs’tan güzel olacak!

Hasan Hüseyin Korkmazgil’in Haziran’da Ölmek Zor isimli bir şiiri vardı 1976 tarihli. Uzun şiirin bir yerinde, “asmak neyi kurtarır / öldürmek neyi / yaşatmaktır önemlisi / güzel yaşatmak / abeceden geçirmek kıracın çekirgesini / ekmeksiz yuvasız hekimsiz bırakmamak” dizeleri geçer. Sonra üyeleri birer birer ölüme terk edilen Grup Yorum bir kısmını bestelemiş, seslendirmişti bu şiirin. Yani çalışmak, yani acıkmak, yani susamak, yani uykusamak, yani tükenmek kalmıştı geriye. Hepsi oldu. Şarkı söyleyenler ölüm orucunda bırakılıp katil, hırsız sokaklara salındı. Ölüm orucu gibi bir eyleme girişenler vatan haini yahut terörist oldukları için, affa uğramaya layık görülen katil, hırsız ve polis vatansever oluverdi. Haziran’da Ölmek Zor diye şarkı seslendirenler, Haziran’a çıkmadan öldü. Mayıs’ta ne çok şey oldu ki Haziran Mayıs’tan elbette güzel olacak diyebiliriz.
Artık gecelerimiz de gündüzlerimiz gibi leylak ve tomurcuk kokmuyor. Ama umut etmek ve sabırla beklemek de yakamızı bırakmıyor. Üstelik ölümlerini gördüğümüz insanlara rağmen, yaşamak tutkusu ruhumuzu terk etmiyor. Yine fi tarihinde ünlü goygoycu Reha Muhtar; “İyi akşamlar Türkiye, her nerede yaşanılıyor ve yaşatılıyorsa” sözleriyle bitirirdi ana haberi. O zamanlar anlamakta güçlük çektiğimiz yahut anlamak istemediğimiz bu slogan, bugün geldi sol yanımıza oturdu. İnsanlar bir yerlerde yaşıyor, hayır yaşanılıyor ve yaşatılıyordu. İnsanlıktan çoktan çıkmış, insana meta muamelesi yapan bir kitle, bir Moğol sürüsü geçiyordu insanlığın üstünden. Hayır bir kıran değil, bir hastalık bir virüs hiç değil, tüm canlıları hedef alan, dokunduğu yeri kurutan; değdiği şeyi betona çeviren, her nesneyi ve her değeri menfaat olarak gören, kâr getirmeyen her bir ilişkiyi ortadan kaldıran hırstan ibaret varlıklar geçiyordu. Bir siz kaldınız geçmeyen demedik, demeyeceğiz. Geçeceksiniz. Zulüm ebedi olamaz.
Yaşadıkça yerini berkiten zalim, kılıcını tam üstümüzde sallayıp duran zulüm bize ümitsizlik bağışlamaz. Kin gütmeyiz, rövanş almayız ama işlenen her bir zulmün tek tek hesabının sorulacağını; insandan ağarsa asıl hesap sorucunun gözünden kaçmayacağını biliriz. Tarihin belli kesitinde kalmış ve artık esâmesi bile okunmayan Moğol istilasını, modernleştiği iddia edilen dünyada esamesi sıkça okunan Nazi zulmünü de biliriz. Geçmiştir, yaraları sarılmıştır, sarılmayan her yara sahipleri tarafından taşınmış ve bir başka âleme götürülmüştür. Orada sancıyan yaralarla baş başa bırakılmayacağına inanan her insan hakkını almıştır, alacaktır.
Yendik ya da yenildik, artık çekilmeliyiz, diyebileceğimiz bir oyunun, bir maçın içinde değiliz. Bütün güç dengeleri tek bir elde, tek kişide, tek tarafta toplansa bile. Burada olmak bizim seçimimiz, lakin vazgeçmek… Öyle bir seçenek yok! Ölen ölür kalan sağlar bizimdir bile diyemeyiz; zira kalan sağlar belli belirgin sizindir. Kalan sağlar tarafınızca kârlı bir ticaretten elde edilen gelir kapsamında değerlendirilir. Sevdikleri onların yaşam standartlarından harcamalarına, giderlerine, getirilerine bakarak yaşayıp yaşamayacaklarına karar verdiklerini zannederler. Öyle de kendilerine bağlamışlardır ki haklarını savunduğumuzda elde ettikleri menfaate göz diktik zannederler. Böyleyken biz hak savunmaktan, sizin haksızlıklarınıza karşı çıkmaktan vazgeçmeyeceğiz. Çünkü biz varlığımızı sizin tam da karşınızda konumlandırmakla, yani zulme, yani zalime her asrın firavunlarına, her dönemin Ebu Cehil’lerine karşı durmakla anlamlandırdık. Bu anlam yitirildiğinde ancak ölümle tehdit edebildiğiniz yaşamların gayesi de ortadan kalkar. Dolayısıyla biz, karşınızda hazırola geçmedik, rahat da durmayacağız.
Ya hazırola geçenler? Plastik botla denize salınan, sınırlara sürüp karşı ülkenin askerine hedef yapılan, ülkesine girilen ama ülkesinden edilen, ülkesinden çıkarılan Suriyeli, yani mesela Ali el-Hamdani tüm bunlarla telef olmayınca kurşuna dizilir. Sistemin devamını sağlayan, uzun süre meşruiyetlerini ve dahi hizmetlerini sağlayanlar hapsedilir, işinden edilir, kalanlar ekmeğinden, oruçlu pidesinden edilir. Şu zamandan sonra ekmeği bunlardan bekleyenlerin dişi kendiliğinden kırılır zaten. Merhamet umanların zaten vicdanları kurumuştur. Ancak biz, kurutulan toprağı, suyu, ağaçları yeniden yeşertmekten vazgeçmeyeceğiz. Bizim de bahara ulaşacağımız bir zaman elbet bulunur. Kıyametin koptuğunu haber alsak bile elimizde olması muhtemel fidan var ya, işte onu Allah’ın izniyle daha hayattayken diktikleri anıtların, yığdıkları ve elbette yıkılacak olan betonların yerine dikeceğiz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İshak Koç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket 20-65 yaş arasında birisi olarak Maske alabildiniz mi?