Reklamı Kapat

Kanaat hazinedir

26-Yeteri kadar
Güzelliklerin kaybolduğundan şikâyet edip dururuz. Hemen hemen sıklıkla duyduğumuz şeylerin başında gelir bu gibi serzenişler. Ancak yerine bir şey koymadan ya da kaybettiğimizi düşündüğümüz şeylerin tam olarak hayatımızda neye tekabül ettiğine dair bir sorumuz yoktur. Onun için gerçekçi olmayan ayağı yere basmayan bu söylencelerin kimseye bir faydası yoktur. Bu güzelliklerin başında da kanaat anlayışı gelir. Kanaat bir ölçü biçimidir ve hayatı, insanın iç düzeninden başlayarak insana dair her şeyde biçimlendiren onu anlamlandıran temel ölçüttür.
Onun için eskilerde bu bir meleke, bir huy ve hayata bakışlarını düzenleyen onların en önemli hususiyetlerinin başında gelirdi. Bir şekilde kendini bilme halidir bu. Kaybolmuş olması ayrı bir üzüntü kaynağı, eksikliğini duymuyor oluşumuz başlı başına duyarsızlaşmamızın tescil sebebidir. Elbette ki bir ölçüsü, temel değeri olmayan zamanın ana umdesi hadsizliktir. Hadsizlik hem insanın iç ahengini hem de toplumsal ahengini kaybetmesine neden olur. Bugün sürekli ihtiyacı olmayan her ne varsa ona açlık duyan, doymayan birer nefis olarak dünya ile iştigal etmekteyiz.
Bereketin kayboluşunun ana temeli kanaatin kayboluşudur. Çünkü birbirlerinin bütünleyicileridirler. Bütün aşırılıkları (ifrat-tefrit) ortaya çıkaran da ortadan kaldıran da bu temel ölçüleridir. Ne zaman kanaat üzerine düşünsem aklıma Fatih Aksu Hoca gelir. Allah selamet versin, öğrencilerine her daim ‘ne kadar sorusuna’ verdiği yanıt olan “yeteri kadar” cevabıdır. Bunu canlı olarak yaşadığım zamanlar oldu. Geçek bir kanaat ehli olarak yaşantısını sürdürmektedir. Bunu aynı zamanda öğrencilerine bir bilinç durumu olarak vermeye çalışırdı. Onların hayatlarının merkezine temel bir kavram olarak “yeteri kadar”ı koyuyordu. Tıpkı o eskilerin ölçütü gibi. Ne az ne çok her şey kararındadır. Her şey ihtiyaç kadardır.
Bunun benzeri bir hali Allah selamet versin Mehmet Bakırcı hocada görmüştüm. Her haline bu sinmişti. Konuşmasından, susuşuna kadar her şeyine sirayet etmişti. Bugün sürekli biriktiren, bir yandan da tüketen insana onun hali, adeta yol kolaylığı sağlayacak yol azığı veriyordu. Bu gönül tokluğu, kalp zenginliği insanın suretine ayrı bir derinlik veriyor. Ramazan’ın son günlerine girdiğimiz şu zaman diliminde hem de pandemi gibi özel bir durumun yarattığı bu yeni hâl içerisinde gönül zenginliğine, kanaat dünyasına doğru yol almak bizlerin elinde. Hayatımızı kolaylaştıracak çok güzel bir mihenk taşı olarak her şeye, her ihtiyaca, her yönelime bir rehber olarak “yeteri kadar” demeyi ve kanaat edebilmeyi öğrenmeliyiz.

27-Susmak/Susamak
“Nerede bulabilirim kelimeleri
unutmuş bir insanı?
O insanla konuşmak isterim.” (Chuang Tzu)
Ramazan’ı daha çok yeme, içme ve faydaları üzerinden ele almak artık alışılmış bir sözlü kuralmış gibi herkesin gözlemlediği bir durumdur. Oysa Ramazan’ın bir başka veçhesi de insanın sadece gıda vb. karşı durması onlardan kendini uzak tutması değil, bütün nefis yönelimlerine karşı bir duruş sergileyebilmesidir. Ya hayır söyleyen ya da susan bir toplumdan her aklına geleni, her geleni geldiği gibi söylemeyi marifet sayan bir zamanda susabilmek mümkün müdür? İnsanın içerisini sadece gıdalar değil, ahlakını sadece davranışları değil sözleri de bozar, kirletir. Çok konuşmak yalana, hataya zamanla da çirkinliklere sevk edebilir.
Buna karşı Allah (c.c.) İsra 53’te, “…kullarıma söyle, sözün en güzelini söylesinler” emri ile insanoğluna temel bir ölçüt koyuyor. Demek ki sözü güzel söylemek insanı insan kılan manevi bir güç katıyor. Bugün bu gücün hissedilmeyişinde insanın ve de toplumun damarlarından bu melekenin çıkmasından kaynaklanıyor. Herkesin her yerde, her şey hakkında konuşabildiği bir zamanda susabilmek büyük bir erdem olarak karşımızda duruyor.
Ramazan ve pandeminin getirmiş olduğu sosyal kısıtlılık insanı bir başka biçimde anlatıcı rolüne dönüştürüyor. Herkese görünmek, tanınmak gibi dürtüler vasıtası ile sürekli çek ediyor zamanı. Bulunan bu dijital dünyaya yüklenen anlamları gördükçe içini dinleyen, dinlemek isteyen insanların nerede olduğunu sorgulamak gerekiyor. Taş olsa çatlar dediğiniz bir nokta da susmak ve susamak bu dünyanın bütün renkli davetlerine karşı saflığı, duruluğu ortaya koymaktır. Şu mübarek aylar gelip geçerken bize susmaları ve susamaları da bırakıp gitsinler. Belki sustukça güzelleşir yüreğimiz. Konuşmanın afetinden sakınarak demek istiyor ki her şey ölçü ile güzel. Ramazan’ın bir boyutu da güzelleşmek değil mi? Susarak içerde büyüyen kalbin ritmini duyabilir, güzeli görebilir ve hepsinden öte yakın olabiliriz. Bu da kanaati kuşanarak olur. Her şey yeteri kadar ölçekte güzel olur. Hoşça bakın zatınıza…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Biten - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket 20-65 yaş arasında birisi olarak Maske alabildiniz mi?