Mekanın orucu

Ramazan ayı boyunca yeme içmenin bizzat dışında orucun asıl muhtevası olan arınmaya ve yüklerinden kurtulmaya tekabül eden eylemlerinden bahsettik. Orucun bir bütünlük içerisinde ele alınması gerektiğinden hareketle insana ait ve insanın dışında olanın orucunu gündemimize aldık. Bu münasebetle doğa için, dil ve kalp için orucun ne ifade ettiği üzerine konuştuk. Bugünse mekânı yine bu pencereden ele almaya çalışacağız.
Orucun dini boyutundan geçen yazılarımızda bahsettik. Hatta bütün dinlerin bir şekilde oruçla irtibatı olduğunu da söylemiştik. Her Müslüman’ın kabul edeceği bir gerçek var. Din varlık âlemini düzenlerken sadece insanla ilgilenmez. İnsanla birlikte insanın içinde bulunduğu mekânsal alanı da yeniden inşa eder. Bütün medeniyetlerin içini dolduran en önemli unsur dini muhtevadır. Mabet inşasından siyasi merkezlerin yapısına; ticari mekânların kuruluşundan meskenlerin tarzına kadar her alanda dinsel muhtevayı bir şekilde görürüz.
Ne yazık ki çağımızın gerçekliği dinsel içeriği dışarıda tutmaya yöneliktir. Bunu günümüzde inşa edilen mekânlardan anlayabiliyoruz. Çağımızın içeriğiyle oluşmuş mekânlarda insana dair arınmayı göremiyoruz. İnsana ve onun ruhi boyutuna yönelik olması gereken mekânsal inşanın tüketim ve haz üzerine kurulduğuna şahitlik ediyoruz. Aslında günümüz mekânları kapitalizmin toplumsal alanlarıdır ve bu mekânlar insanların üzerinde önemli yük olarak duruyor.
Etrafımıza baktığımızda mekânlardaki oburluğu hemen fark edebiliyoruz. İnsanlar beton yığınların içinde üretmek ve tüketmek zorunda bırakıldılar. Betonla ve asfaltla sindirilmiş şehirler, alışveriş merkezlerinin tahakkümüne terk edilmiş şehir merkezleri, mahallesiz ve sokaksız kalmış çocuklar mekânlarımızın oruca ne kadar ihtiyacı olduğunu gösteriyor.
Günümüzdeki en büyük problemlerden birisi de insanların toprakla olan irtibatının koparılmasıdır. Bu yeni mekân anlayışının bize dayatması aslında. İnsanın fıtratı toprağa meyillidir. İnsan sadece kalp ve ruhi boyutuyla değil fiziki çevre bakımından da fıtratından koparılıyor. Bunun en göze çarpan örneği mevcut şehirlerdir.
Şehirlerin sokaklarına kültür değil asfalt hâkim. Böylece insanın toprakla ve tarihle irtibatı koparılıyor. Çünkü kültür tarihi günümüze taşıyan en büyük araçlardan birisidir. Şehir asli muhtevasını kaybedeli kültür tüketime, toprak ranta kurban ediliyor. Bugün şehir olarak algıladığımız mekânlar, insanları istiflediğimiz alanlardır.
Tam bu noktada mekânlarımızın orucunun ne kadar önemli olduğunu anlayabiliyoruz. Mekânlarımız çağımızın hazza odaklı yüklerinden arınması mekânın oruçla kuracağı irtibata bağlıdır. Aslında hayatın bu günlerde yaşadığı durağanlık mekânları yeniden anlamlandırmak için fırsat olabilirdi. Ne yazık ki, yasaklardan kendini azade ettiren ilk mekânların alışveriş merkezleri olması bu fırsatı teptiğimizi gösteriyor.
Mekânların orucu meskenden şehre kadar her alanın insan fıtratına ve ruhi derinliğine hitap edecek şekilde sadeleştirilmesiyle gerçekleşebilir. Bunun için toprağı, atıldığı beton ve asfalt zindanlarından kurtarmak gerekiyor. Mekânlar, insana toprağı yeniden hatırlatacak şekilde orucunu ifa etmelidir. Çünkü insanın toprağı unutması insanlığın felaketi olur. İnsan toprağa yabancılaştıkça tüm insanlığa yabancılaşmış olur. Mekânın orucu bize yeniden insanı, fıtratını ve toprağı hatırlatacaktır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Muhammet Esiroğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket 20-65 yaş arasında birisi olarak Maske alabildiniz mi?