26 dakikada kanunlaştı

Son yıllarda İstanbul Sözleşmesi her kesimden insan tarafından gittikçe artan dozda tartışılmaktadır. Radikal Feministler olarak nitelendirilebilecek küçük bir grup haricinde tartışmaya katılanlar ekseriyetle sözleşme aleyhine düşünmekte ve olumsuz kanaat belirtmektedirler. Hatta son günlerde sözleşmeyi milletvekili olarak bizzat onaylayan kişiler dahi mazeret beyanıyla beraber pişmanlıklarını dile getirmektedirler. Hükümetin her faaliyetine mutlaka bir şekilde muhalefet eden ve esasen politikanın kuralları gereği öyle de olması gereken muhalefet partilerinin dahi tek bir fire vermeden sözleşmeye onay vermesi ve sözleşmenin maddelerinin okunmadan ve tartışılmadan 26 dakika gibi bir sürede kanunlaşıp onaylanması bunun hükümetin tasarrufu olmanın ötesinde bir anlam taşıdığını ve bir tercihten çok bir dış dayatma olduğunu göstermektedir.

AİLEYİ, KADIN İÇİN 

TEHLİKE GÖRÜYOR

İstanbul Sözleşmesi iki devlet arasında yapılan anlaşmalardan veya birkaç devlet arasında imzalanan anlaşma ve sözleşmelerden farklı olarak imzalayan ülkenin iç hukukunda ciddi değişiklikler yapan bir tahakküm sözleşmesidir. İmzalayanı belli taahhütler altına koyan ve o devleti bir denetim mekanizması içine alan bir sözleşmedir. Esas itibariyle sözleşme içeriğindeki düzenleme ve taahhütler ile denetim mekanizmaları dikkate alındığında bir savaştan sonra Galip devletin mağlup devlete karşı muzafferiyetinin hakkı olarak ileri sürdüğü şartlar gibi şartlar taşımaktadır. Biz bu şartlara Sevr Anlaşmasından ve Duyun-u Umumiye’den aşinayız. Kaderini Avrupa ile birlikte görenler de bu iki felaketten hatırlamasa dahi savaş sonrası Almanya ile imzalanan Versay Anlaşmasından durumun vehametinianlayabilir. Sözleşme her şeyden önce aile kavramını kabul etmemekte ve bunun yerine ev içi kavramını kullanmaktadır. Aynı evde yaşama ile sınırlandırdığı aileyi de kadın için bir tehlike yeri olarak görmekte ve bunu merkeze alarak imzacı devletlere çeşitli yükümlülükler yüklemektedir.

ŞİDDETİN TANIMI

NORMAL SINIRLARINDAN ÇIKTI

Sözleşmeye göre kadına yönelik şiddet tabirini imzacı taraflar, ister kamusal ister özel alanda olsun fiziksel, cinsel, psikolojik, ekonomik veya acı ve ıstırap veren veya verebilecek olan cinsiyete dayalı her türlü eylem ve bu eylemlerle tehdit etme, zorlama veya keyfi olarak özgürlükten yoksun bırakma olarak anlamalıdır.Bu düzenleme şiddet tanımını normal sınırlarının dışına çıkarmakta ve psikolojik şiddet, ekonomik şiddet, tehdit şiddeti, özgürlükten yoksun bırakma şiddeti gibi yeni şiddet tanımları getirmekte ve bunların olma ihtimalini dahi şiddet saymaktadır. Bu düzenlemeye göre hanımının bir yanlışına surat asan koca, kötü veya gereksiz şeylere harcama yapan kızına o gün harçlık vermeyen veya istediği miktarda harçlık vermeyen baba, yine gece yarısı erkeklerle gezmek için dışarı çıkmak isteyen 16 yaşındaki kızını dışarı bırakmayan baba, kadına şiddet uygulamış oluyor. Sözleşmeye göre yukarıda saydığımız fiillerin tamamını sözleşmeye taraf devlet suç olarak düzenlemek ve ağır şekilde cezalandırmak zorundadır.

Sözleşmede geçen “aile içi şiddet” kavramını imzacı taraflar aile içinde veya dışında, mağdur ve fail aynı evi paylaşmasa dahi, eski veya yeni eşler veya partnerler arasında meydana gelen her türlü fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik şiddet eylemi olarak anlamalıdır.

ÇOCUKLARDA TUVALET AYRIMINI KALDIRMAK İSTİYORLAR

Sözleşme yaradılıştan gelen biyolojik cinsiyete karşı yeni bir kavram getirmektedir. Bu düzenlemenin zeminini oluşturan inanca göre kadın ve erkek Allahın yarattığı değildir. Kadını da erkeği de toplum yaratmıştır. Toplum kadını kadın olarak, erkeği de erkek olarak yetiştirdiği için cinsiyetler böyle olmuştur. Toplumsal Cinsiyet Eşitliği gereği kadını kadın olarak erkeği de erkek olarak yetiştirmek eşitliğe aykırıdır.  Okullarda kız ve erkek çocukların aynı tuvalete gitmesi, öğretmenlerin öğrencilere kızım veya oğlum diye hitap etmemesi, resmi belgelerde Annesi veya Babası yerine Ebeveyn 1 ve Ebeveyn 2 yazılması, kızlara bebek oyuncak, erkeklere top veya araba gibi oyuncaklar alınmaması uygulamaları yapılmaya çalışıldı. 

ERKEK, TERBİYE İÇİN BİLE

ÇOCUĞUNU AZARLAYAMAZ

Örf, adet, gelenek veya namus sebebiyle anne veya baba veya ağabey ya da amca dayı terbiye etmek amacıyla olsa dahi kızını, kardeşini, kız yeğenini azarlayamaz, ona surat yapamaz veya ona küsemez, harçlığını kesemez. Namaz kılmayan, oruç tutmayan veya zina eden, eşini aldatan, terbiye ve adap dışı yaşam süren, eve alkol getiren veya alkollü gelen çocuğuna psikolojik, ekonomik veya fiziksel şiddet olarak tabir edilebilecek en ufak bir davranışta bulunamaz. Bulunursa bunlar mazeret olarak kabul edilemez. Hatta bu düzenlemeye göre karısını başka bir erkekle zina halinde gören kişi şeref, namus, dine göre zina veya örf ve adete göre aldatma durumu nedeniyle eşine bir tokat dahi atamaz, atarsa bunun cezasında tahrik nedeniyle bir indirim yapılamaz (mazeret oluşturmama hali) ve tam tersine cezalar arttırılarak verilmeli ve mağdur denilen kadının şikayeti dahi aranmamalıdır.

AİLE ARASINDA

UZLAŞTIRMA YASAKLANDI

Sözleşmenin yıkıcı etkisini arttıran maddelerden biri de aile içinde olarak karı-koca, gelin kaynana veya kardeşler veya akrabalar arasında geçen sorun ve fiillerle ilgili olarak Arabuluculuk veya uzlaştırmanın yasaklanmasını ve buna ilişkin alternatif çözüm süreçlerini yasaklayan yasal düzenlemeler yapılmasını şart koşmaktadır. Devlet, aile içi şiddet failine mağdurun ikamet ettiği bölgeyi terk etme, onunla irtibat kurmayı yasaklama gibi kısıtlama ve koruma tedbirleri içeren kararlar için hukuki ve diğer tedbirleri alır.

6284’ÜN MİMARI

FATMA ŞAHİN NEDEN ÖDÜL ALDI?

Sözleşme imzalandıktan sonra 6284 sayılı yasa yapılmış ve sözleşmenin bu maddesi onların istediğinden de fazlasıyla ve en ceberut haliyle uygulamaya konulmuştur. Bu aile ve toplum yıkım düzenidir ki mimarı olan Fatma Şahin’e İtalya Cumhurbaşkanının himayesinde olan MinervaAnna Maria Mammoti ödülünü, Gasronomi ödülünü, Yılın Belediye Başkanı seçilme ödülünü, Belediyeler Birliği Başkanlığını, Golden City Awards 2016 ödülünü ve yine İtalyan en yüksek devlet ödülü olan Liyakat Nişanını almasına vesile olmuştur. Fatma Şahin İtalya ve Avrupa’ya ne hizmet yaptı ki onlardan bu kadar ödül aldı? Fatma Şahin’in “Bu ödülü alan ilk Türk kadını olmakla onur duyduğunu” söylediği bu ödül acaba memleketimizin ne kadar menfaatinedir? Zira Türkiye’de ilk ödül alan kadın olan Keriman Halis Ece olayı halen zihinlerimizden silinmiş değildir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Av. İlhami Sayan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

03

Serkan Sönmez - Allah razı olsun Allah'a emanet olun inşallah

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 13 Mayıs 15:13
01

Acı Gerçek - Yazınız için teşekkür ederim. İstanbul Sözleşmesi ile sadece erkek kadın rollerini değil Ahlak, şeref ve namus kavramlarını da yoketmişler. Ödül almış bide avrupadan bunun için. Ne büyük şeref...

Yanıtla . 5Beğen . 0Beğenme 13 Mayıs 10:38
02

Hasan Erkut Saylan - @Acı Gerçek 01 nolu yoruma cevabı: Bu konu toplumda bir süreden beri tartışılıyor. Keşke imzalanmadan önce bütün yönleriyle toplumdan saklanmadan tartışılsaydı. Hala da toplumumuzun büyük bir kesimince bilindiğini sanmıyorum.

Hepsinden önemlisi bu konunun mimarı denilen Fatma Şahin dışında altına imzasını koyan kimler varsa tek tek ben şahsen öğrenmek istiyorum. Ayrıca bu rezilliğin mademki mimarını Fatma Şahin olarak yazdınız, diğerlerini de yazınki bilelim.

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 13 Mayıs 14:10


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket 20-65 yaş arasında birisi olarak Maske alabildiniz mi?