Reklamı Kapat

İnsan mı kutsal devlet mi?

Son dönemlerde bir konuda büyük bir yanılgı var. Ya bilhassa, kasıtlı olarak yapılan bir yanlış ya da bilinçsizce, farkında olmadan yapılan bir hata. Hükümetle, iktidarla devleti birbirine karıştırmak!

Daha doğrusu, Türk toplumunun öteden beri süregelen devleti “kutsal sayma” anlayışını istismar edercesine iktidarı devletle eşdeğer görme, bu sayede iktidara da bir “kutsiyet” atfetme, eylemlerini ve söylemlerini “sorgulanamaz” gibi takdim etme…

Halbuki, siyasetin doğası gereği seçenler ve seçilenler var. Asil ve vekil, görevi veren ve görevi devralanlar… Siyasette asli unsur halktır, onun seçtiği temsilciler ise adı üstünde vekildir. Halk adına iş görür, onun vekaleti sayesinde hizmetlerde bulunmaya uğraşır.

Siyaset, bir meslek değildir o bakımdan. “Siyasetçi”, kendi birikime, deneyimine, projelerine güvenip gelen ve halkın seçtiği görevlilerdir aslında. Mesela, hükümetin bir bakanı, başka bir ülke bakanıyla görüşürken “meslektaşıyla görüştü” değil de “mevkidaşıyla görüştü” denir, ki bu bile bu makamların geçici olduğunu gösterir.

Halkın verdiği yetki, kendisini halktan üstün görme veya fazlasıyla önemseme gibi sonuçlara yol açmamalıdır. Bu makamları doldurmanın gereği olarak toplumun beklentisi, makam sahiplerinin verdikleri sözleri tutması, taahhüt ettiklerini yapmasıdır. Ki, emanet de bu uğurda verilmektedir zaten.

Dolayısıyla yine siyasetin bir gereği olarak “hesap verebilirlik” olgusu ön plana çıkar. Halk, kendisine taahhüt edilen sözlerin tutulup tutulmadığını merak edebilir. Sıkıntısını çektiği meselelerin çözüme kavuşturulup kavuşturulmamasıyla ilgili talepkar olabilir. Bu noktada siyasetçinin, yani “vekil”in halka, yani “asil”e hesap vermesi de normaldir. Siyasetin mekanizması bunu gerektirir.

Şayet siyasetçi, bu nüansı es geçmeye başlar, kendisini asil yerine koyarsa, asille vekil arasındaki irtibat da kopar. Halk, esas itibariyle bir jüridir, bir turnusol kağıdıdır. Yetki verdiklerinin gereken çalışmaları yapıp yapmadığını sorgulaması da en tabii hakkıdır.

Anormal koşulların geçerli olmadığı siyasi sistemlerde, siyasi iktidarların halka hesap vermesi ve çalışmalarına dair sorulara muhatap olmayı kabullenmesi beklenir. Ancak siyasi sistemin şirazesi kayıp, toplumun ihtiyaçlarını karşılayamaz bir şekle bürünmesi durumunda soru sormak, sorgulamak, hesap verilebilirlikten bahsetmek aykırılık olarak görülmeye başlanır. Hatta bu aykırılık hali, akıl, mantık ve insaf ölçütlerinin ortadan kalkma derecesine bağlı olarak düşmanlıkla, hainlikle, kötü niyetle tarif edilemeye başlanır.

Aslına bakılırsa, medya da işte tam da bu neden dolayı “4. Kuvvet” şeklinde tanımlanır. Geniş kitlelerin meselelerini, isteklerini dile getirmek, onlar adına idareden taleplerde bulunmak, sorular sormak, varsa bir yanlışlık üzerine gitmek, düzeltilmesine vesile olmak için… Ancak, medyanın büyük bir kısmı halkın gerçeği yerine siyasi gücün “üretilmiş gerçeklerini” pompalamak için çalışıyorsa, yukarıda sayılan işlevleri medyadan beklemek de hayalcilik olur. Böylesi bir medyanın yapıp yapabileceği tek şey, soru soranı, sorgulayanı yaftalamak olur ancak. O da olmaktadır. 

Evet, Türk toplumu, öteden beri devleti kutsal sayar, üzerine titrer. Eleştirse de, kızsa da, kırılsa da toz kondurmaz. Bazen “devlet ana” der, “bazen “devlet baba”… Yeri geldiğinde her şeyi de sineye çeker, içine atar. Devleti “kutsal” bilmemiz, dünyadaki en kutsal varlığın “insan” olduğu ilahi hakikatini de değiştirmez. Anadolu irfanı, devletin önemini ve ona verdiği kıymeti “ya devlet başa, ya kuzgun leşe” diye ifade eder ama “insanı yaşat ki devlet yaşasın”ı da baş köşeye koyar.

Dolayısıyla, birtakım çevrelerin birtakım maddi veya başka türden motivasyonları bahane ederek yaptıkları iktidar fedailiğini, “devletin kutsallığı” örtüsünün altına gizlemeye çalışmaları da boşunadır. Devletle, hükümet farklı şeylerdir. Hükümetleri eleştirmek, birilerinin ilkel bir bakış açısıyla “devlet düşmanlığı”, “vatan hainliği” vs değildir. Tersine halkın en tabii hakkıdır.

Burada sorun edilmesi gereken şey, insanların bu konudaki hassasiyetlerinin küçük hesaplar ve menfaatler uğruna çarçur edilmesidir. Güce sırnaşma adına önüne gelen her şeye bir “kutsallık” yükleyenlerin aslında hiçbir kutsalı yoktur belki de.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Burak Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Serkan Sönmez - Allah razı olsun Allah'a emanet olun inşallah

Yanıtla . 3Beğen . 0Beğenme 13 Mayıs 12:15


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket 2019-2020 Cemil Usta Sezonu Süper Lig şampiyonu sizce kim olur?